Bir gün işeme yarışması yapılıyormuş. Nam-ı Kemal bu yarışmaya katılmış. İngiliz 3 şişe, Alman 4 şişe işemiş. Sıra Nam-ı Kemale gelmiş. Nam-ı Kemal:
- "Yüzme bilmeyenler dışarı" demiş.
Nam - ı Kemal, Amerika dan
yurda dönmek üzere aransatlantikte seyehat ederken gemi batar! Bizimki
tahta parçalarına tutunup hayatta kalmaya çalışırken ilerde canını
kurtarmaya calısan birini görür ve hemen onu kurtarmak için ona doğru
yüzmeye başlar. ama bir bakar ki kurtardığı kişi Cindy Crawford dur.
Neyse bunlar birlikte ıssız bir adaya cıkarlar. Cindy hemen atlar: "Sen
benim hayatımi kurtardin, dile benden ne dilersen"Bizimki mütevazidir
"nolacak ya insanlık görevi bu, önemli değil" der Cindy ısrar eder ve
bizimki dayanamaz ve "tamam o zaman, bi kere ver" der. işlem tamamlanir
hemen o anda. Ertesi gün Cindy yine gelir ve "sen benim hayatımı
kurtardın, dile benden ne dilersen"Nam - ı Kemal için cevap hazırdır "bi
kere ver". işlem yine tamamlanir hemen. Artık Cindy her gün günde beş
kere bu soruyu sorar ve bu olay günde beş kere tekrarlanmaya başlar.
Yine Cindy aynı taleple gelince, Nam - ı Kemal bu sefer başka bir şey
ister: "tamam, şimdi sen şu ateşin önüne otur" der ve Cindy e kömür
tozlarından bir bıyık yapar, sırtına bi ceket giydirir, basına bir
kasket takaç ve "şimdi sen bu şekilde ateşin önünde bana sırtın dönük
şekilde otur" der. Cindy şaşırır "acaba sapıklastı mı bu, neyse bakalım
ne olacak" der içinden. Cindy ateşin önünde o şekilde oturmaktadır, Nam -
ı Kemal uzaklaşır ve Cindy e yaklaşmaya başlar ve şöyle der: "Ya
birader geçen gün gemi battı, birini kurtardım bir baktım ki Cindy
Crawford muş, inan ki her gün beş posta, her gün beş posta"
Deli olduğu söylenen bir padişah ferman salmış dört bir yana:
- "Eşeğimi güldürene bin altın vereceğim" diye. Ülkenin her köşesinden adaylar gelmiş uğraşmışlar, didinmişler ama bir türlü eşeği güldürmeyi başaramamışlar. En sonunda Nam-ı Kemal gelmiş eşeğin kulağına bir şeyler fısıldamış. Eşek başlamış kahkahalarla gülmeye. Nam-ı Kemal almış bin altını dönmüş evine. Eşek günler, haftalar hatta aylar geçtiği halde hala kahkahalarla gülmekteymiş. En sonunda padişah bir ferman daha yayınlatmış:
- "Eşeğimi ağlatana ikibin altın" diye. Yine ülkenin dört bir tarafından adaylar gelmiş ama eşeği bir türlü ağlatamamışlar. En sonunda Nam-ı Kemal gelmiş.
- "Bizi eşekle yalnız bırakın" demiş. Ahırda geçen 1-2 dakikadan sonra eşek bağıra bağıra ağlamaya başlamış. Padişah ikibin altını verirken önce güldürmek, daha sonra ağlatmak için ne yaptığını sormuş. Cevap şöyle olmuş:
- "İlk gelişimde eşeğe "Benimki seninkinden büyük" dedim, eşek gülmeye başladı. İkinci gelişimde ise çıkartıp gösterdim."
Birgün padişah bir yarışma düzenlemiş. Kızını halkın önünde soyunduracak ve dalgası kalkmayana büyük miktarda altın verecekmiş. Ülkenin her yerinden yarışmaya katılanlar olmuş ve tabi bizim Nam-ı Kemal de durur mu o da katılmış ama diğerlerinden daha hazırlıklı gelmiş. Şeyini, kalkmasın diye bacağına dolamış! Neyse yarışma başlamış. Padişahın kızıda ne öyle, güzeller güzeli taş gibi bir vücut, dayanılacak gibi değil. Hal böyle olunca da herkesin şeyi kalkar kurşuna dizilir, bizim Nam-ı Kemal'in bacağı kalkar topa tutulur!
Nam-ı Kemal, Japon, Alman ve Ingiliz en çok kimin karpuz taşıyacağı üzerine iddiaya girerler. Jopon der ki: - Ben iki tane taşırım.. Koltuklarımın altına birer tane alarak. Ingiliz der: - Ben de 4 tane taşırım.. İki tane koltuk altlarıma, iki de omuzlarımın üstüne alırım. Alman da der ki: - Ben de beş tane taşırım.. Herkes şaşırır nasıl taşırsını - İki tane koltuk altına alırım, iki tane omuzlarımın üstüne, bir tane de önüme takarım demiş. Sıra Nam-ı Kemal e gelmiş, o da 9 tane taşırım demiş.. Nasılı demişler.. - İki tane koltuk altına, iki tane omuzlarıma alırım.. Almanı da önüme takarım.
Ülkenin birinde çok azgın bir kadın varmış, kimse bu kadını cinsel doyuma ulaştıramamış! En sonunda akıllara Nam-ı Kemal gelmiş olsa olsa bu işi o becerir demişler ve onu çağırmışlar.. Nam-ı Kemal´in de Ben bu işi ancak karanlık bir odada yaparım diye özel bir isteği olmuş.. Neticede Nam-ı Kemal ve kadın karanlık bir odada başlamışlar sevişmeye... 1 saat, 2 saat 3,5,7,10,15,20 saat olmuş ikisinde de tık yok... 24 saat sonra kadın artık pes etmeye başlamış ve seslenmiş: - Yeter artık Nam-ı Kemal yeter, ben öldüm! - Ne Nam-ı Kemal´ı abla ben Recep! - Recep mi? Peki Kemal? O nerde? - O dışarda bilet kesiyo abla
Diyarın birinde padişah eğlence olsun diye bir yarışma açmış. Buna göre kim padişahın atını güldürmeyi becerirse 1 çuval altın alacak. Her tarafa haberler salınmış, duyurular yapılmış. Yarışma zamanı gelince herkes deniyor ama kimse atı güldürmeyi beceremiyor tabi, bazısı yarım saat bazısı 2 saat uğraşıyor ama sonuc yok. Bizim Nam-ı Kemal’de yarışmaya katılmış. Sıra buna gelince, atın bulundugu odaya almışlar, 1 dakika sonra Nam-ı Kemal odadan çıkmış ve atı güldürdüğünü altınlarını almak istediğini söylemiş. Padişah ve görevliler şaşkınlık içinde tabi bir bakmışlar hakkaten at gülmek ne demek kahkahalar atıyor yerlere yatmış tepiniyor. Sonuçta altınları vermişler Nam-ı Kemal’e. Aradan günler geçmiş ama at hala gülüyor, bir türlü susturamamışlar. Son çare olarak Nam-ı Kemal’i bulup, nasıl güldürdüyse susturmasını istemişler. Nam-ı Kemal bir çuval daha altın verirlerse bunu yapacağını söylemiş. Kabul edilmiş isteği tabi ki. Neyse bizimkini atın olduğu odaya almışlar tekrar, yine girişi ile çıkışı bir anda olmuş. Bir bakmışlar at bu sefer ağlıyor, hem de hüngür hüngür. Tam altınlar verilirken, padişah : - Sana bu altınları veririm ama bir şartla, bu atı nasıl güldürdüğünü ve şimdide nasıl ağlattığını söyleyeceksin Nam-ı Kemal başlamış anlatmaya : - Valla hünkarım, ilk geldiğimde atın kulağına yaklaşıp ‘benimki seninkinden büyüktür’ dedim, gülmeye başladı. - Ya şimdi ya şimdi nasıl ağlattın diye atılmış padişah merakla. Nam-ı Kemal padişahın yanına yaklaşmış : - Şimdi de çıkarıp gösterdim.
Günün birinde şair bir padişaha ilham gelir ve başlar yazmaya; -”Çıktım ağaca yedim hamını mamını, .? -”Çıktım ağaca yedim hamını mamını, .? Gerisi bir türlü gelmez. Padişah geceleri uyku uyuyamaz olur şiirini tamamlayamamıştır bir türlü. En sonunda ülkesinin bütün şairlerini sarayında toplatır ama yine nafile onlarda bu mısranın devamını getiremez. Artık en son sıra Nam-ı Kemal´e gelir ve padişah başlar. -Hadi Nam-ı Kemal getir şunun devamını da ne istersen vereyim sana! -Buyrun Padişahım. -Çıktım ağaca yedım hamını mamını. Nam-ı Kemal hemen devam eder; -”Düşersen aşaği görürsün ananın *mını.”
Günün birinde içine alma yarışması düzenlenir. İngiliz, Alman ve Nam-ı Kemal. İlk önce İngiliz masanın yanına gelir ve büyük bir karpuz koyar ve üstüne oturur karpuz kaybolur herkes alkışlar. Sıra Almana gelir oda masanın üstüne büyük bi kabak koyar oturur ve kabak kaybolur. Alkışlar daha da yükselir ve sıra Nam-ı ktadır oda masanın üstüne bir tane elma koyar herkes yuhalamaya başlar ve Nam-ı Kemal masaya oturur herkesin sesi daha da artmıştır çünkü ne elma ne de masa ortada yoktur.
Nam-ı Kemal bir birliğin komutanıymış. Bir gün askerleri toplayıp tatbikata gitmişler. Gökyüzündeki savaş uçaklarını fark eden nam-ı kemal:
- "Askerler şimdi herkes pantolonunu çıkartıp yere kapansın ve kıçlarınızı havaya dikin, düşmanlar yukarıdan baktığında bizi kabak tarlası zannetsinler" demiş. Neyse askerler bunu uygulamışlar ve yukarıya kalkan nam-ı kemal bir de bakar ki askerlerinden biri sırt üstü yatmış, Nam-ı Kemal bağırmış:
- "Oğlum bu ne?"
- "Ya komutanım herkes yere domalmışken kalkıp şöyle bir baktım ki hakikaten kabak tarlası gibi gözüküyordu. Ben de bir de hıyar olsun istedim."
Zenginler kulübü özel bir yarışma düzenlemişti. Açık havada yapılacak olan bu yarışmanın etapları şu şekildeydi, ortada bir masa ve masanın üzerinde çok sert bir içki olacaktı, yarışmacı bu içkiyi bir dikişte içecek, ondan sonra koşarak karşıdaki mağaraya girecek, mağaranın içindeki çok vahşi bir ayının ensesine bir tokat vurup mağaranın diğer kapısından dışarı çıkacak ve dışarda bekleyen çok güzel bir kadınla sevişecekti. Bu etapları tamamlayabilen yarışmacı birinci olacaktı... Ilk olarak Alman yarışmacı tezahüratlar içinde masanın yanına gelir, seyircileri selamladıktan sonra içkiyi kafasına diker. Fakat içki o kadar serttir ki Alman bunu içer içmez olduğu yere yığılıp kalır. İkinci olarak masanın başına Fransız gelir, o da seyircileri selamladıktan sonra kendinden gayet emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip mağaraya doğru fırlar, fakat tam mağaranın ağzına geldiğinde içkinin tesiriyle sızıp kalır. Onu da alıp **ürürler. Son olarak Nam-ı Kemal masanın yanına gelir. Diğer yarışmacılar iri yarı izbandut gibi adamlar olduğu halde, Nam-ı Kemal ufak tefek, tok karnına 48 kg. gelen bir adamdır. Seyirciler epey gülüşürler fakat bizimki gayet kendinden emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip gözlerini 15-20 saniye kapalı tuttuktan sonra yıldırım gibi fırlayıp mağaradan içeri girer. Biraz sonra içerden hırıltılar, gürültüler, bağrışmalar, feryatlar gelmeye başlar. Aradan 20 dakika geçer Kemal ortada yoktur, 30 dakika yok derken tam 45 dakika sonra diğer kapıdan kan-ter içinde çıkan Nam-ı Kemal, elinin tersiyle alnındaki teri silerek bağırır: - Nerede ensesine vurulacak kadın?
Bir gün Nam-ı Kemal bir yarışmaya katılmış. Yarışmanın amacı en çok kadın yapma yarışı. Neyse 1. yarışmacı başlamış Spiker sayıyor 1,2,3,4,5,6.7.8 2. yarışmacı Spiker sayıyor 1,2,3,4,5,6,7,8.9 10.11 çok güzeeel Neyse sıra Nam-ı Kemal'e geliyor Spiker sayıyor 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14 oda ne Nam-ı Kemal seyircilerin arasına daldi 15,16,17,18 Yapma Kemal.
Namı kemal, fransız, alman, ingiliz bi kralın eline esir düşerler. kral kendilerini bir şekilde azad edebileceğini söyler. kızımı önünüzden çıplak geçiricem dalgası kalkanı öldürücem. ama kızda sarışın 90-60-90 bişey fransızın önümden geçerken dalgası kalkıyo kral kurşuna dizdiriyo almandada ingilizdede aynı olay sıra namıkta napsam diye düşünürken aklına dalgasını bacağına bağlamak geliyo kız geçerken ıkınıyo inliyo bacağı doğruluyo kral manalı bi bakışla bagiriyor "topa dizin bu ipneyi!"
Ülkenin birinde bir padişah varmış, çok yetenekliymiş. Yalnız şiir yazamazmış. bir gün bahçesinde gezerken armut ağacını görmüş ve canı armut istemiş. Ağaca çıkmış bir armut koparmış ve:
- "Çıktım armut dalına topladım hamını mamını" demiş ve bu cümleleri çok beğenmiş.
- "Bunlar şiir olmalı" demiş ama devamını yazamamış. Ülkedeki bütün şairler toplanmış ama şiirin devamını getirememişler. En son Nam-ı Kemal gelmiş. Padişah:
- "Bak en son sen kaldın. Sen de yazamazsan şiirin devamını, öldürtürüm seni" demiş.
Nam-ı Kemal:
- "Söyleyin padişahım şiiri" demiş. Padişah:
- "Çıktım armut dalına topladım hamını mamını" demiş. Nam-ı Kemal gülümsemiş ve eklemiş:
- "Düşersen oradan, görürsün ananın a..nı"