Madem uçmayı bilmiyordun

Kartal ile eşek, uçak yolculugundadir.. Kartal hostesi cagirir ve : - Bana bir bardak su Hostes suyu getirince kartal: - vazgectim, der ve suyu almaz eşek hemen sorar : - neden boyle yaptin ? - hiiiccc ib**lik olsun, der kartal bes dakika sonra kartal hostesi cagirir ve yine su ister.. hostes suyu getirir yine, ve kartal tekrar vazgectim diyerek almaz suyu.. eşek yine sorar niye böyle yaptin diye.. kartal cevap verir : - hiicc ib**lik olsun bu olaylar tekrar tekrar gerceklesir.. en sonunda bizim eşek dayanamaz ve o da su ister hostesten.. su gelir ve eşek vazgectim diye suyu geri gonderir.. artik daral gelen hostes durumu kaptana aciklayinca, kaptan ikisinin de ucaktan atilmasını söyler.. kartal ve esegi ucaktan atarlar.. havadayken kartal eşege sorar : - niye yaptin boyle ? - ib**lik olsun diye kartal sakince cevap verir : - madem ucmayi bilmiyordun niye ibnelik yaparsin

Maymun

Adamın biri birgün uçakla seyahate çıkacaktır.Ve çok sevdiği maymununuda götürmek ister fakat uçakta hayvan barındırmak yasaktır.Maymun çok ufaktır.Adam yanında götürmeyi çok ister ve maymununu donuna sokmaya karar verir. Uçağa binmiştir ve yolculuk başlamıştır.Ama adamdan ara ara ah!uhh! diye sesler gelir.Yanında oturan adam sorar noldu beyefendi sorun nedir? Birkaç dakika sonra yine aynı sesler.Yanındaki adam tekrar tam soracakken adam maymunu çıkarır ve şak şuk! vurmaya başlar maymuna.Yanındaki adam;ya iyi hoş hadi maymunu sokmuşsun şimdi niye dövüyosun der.Adam da:Ya sorma bu eşşolueşşek bizim ya...ğı ağaç zannedip indi çıktı indi çıktı. Diğer adam ee.. der. Sonra g...mü mağara zannetti girdi çıktı girdi çıktı der. T...akları ceviz zannedip kaldırdı vurdu kaldırdı vurdu der. Yanındaki adam gülerek e.. der Adam dayanamaz patlar bütün bunlar yetmiyomuş gibi bizim cevizleri mağaraya sokmaya çalışmaz mı? der.

ben niye kaçıyorum

Maymunun biri bir gün ormanın derinliklerine doğru yol alıyormuş. Birden karşısına son hızla kaçan bir ayı çıkmış. Seslenmiş : - Hoop ayı kardeş niye kaçıyorsun ? - Hiç sorma maymun kardeş, ormanı maliyeciler bastı. - Eeee ne var bunda? - Eeesi varmı bende kürk, hanımda kürk, çocuklarda kürk ben kaçmayım da kimler kaçsın? Ayı kaçarken maymun da yoluna devam eder. Bir süre sonra karşısına hızlı bir şekilde kaçmaya çalışan kaplumbağa gelir. Maymun sorar : - Hooop kaplumbağa kardeş niye kaçıyorsun? - Hiç sorma maymun kardeş, ormanı maliyeciler bastı. - Eee ne var bunda ? - Eeesi varmı, bende ev, hanımda ev, çocuklarda ev ben kaçmayım da kimler kaçsın deyip kaçmaya devam eder. Maymun da ormanın derinliklerinde ki gezintisine devam eder. Birden karşısına yırtık uçurtma gibi kaçmaya çalışan leylek gelir.Seslenir : -Hoop leylek kardeş niye kaçıyorsun? -Hiç sorma maymun kardeş. ormanı maliyeciler bastı. -Eee ne var bunda ? -Eesi varmı? Bende yazlık, hanımda yazlık, çocuklarda yazlık deyip yoluna devam eder. Maymun gezintisine devam ederken birden dönüp kaçmaya başlar, bir süre kaçtıktan sonra birden durur. -Ulan ben niye kaçıyorum? Benim k*çım açık, hanımın k*çı açık, çocukların k*çı açık...

Ne Dedi

Temel küçük yaşta köyünden ayrılıp gurbete okumaya gitmiş. Okuyup mühendis olmuş. Derken siyasete atılmış, önce milletvekili, sonra bakan olmuş. Gel zaman git zaman günün birinde bakan olarak köyüne çok yakın bir yere temel atması gerekmiş. Bizim Temel, bunu fırsat bilerek, programında değişiklik yapıp seneler önce ayrıldığı köyüne uğramış. Arkasına takılan gazeteci ordusuyla birlikte, akraba-eş-dost ziyaretlerinden sonra köyünü dolaşmaya çıkmış. Köyü dolaştıkça çocukluk anıları tazelenmiş ve başlamış anlatmaya:
- "Ah ah!. Bu yalaktan az mı su içmiştim. Bu dere de az daha boğuluyordum. vs,"
Temel ve arkasındakiler bir samanlığın önüne geldiklerinde, Temel yine derinden bir iç çekmiş ve gazetecilere dönerek:
- "Bu samanlıkta da ilk milli olma denememi gerçekleştirmiştim. Hem de müstakbel kayın validemin önünde."deyince, gazetecilerden birisi sormuş:
- "Kayın valideniz bir şey demedi mi efendim?"
- "Dedi tabi ki."
- "Ne dedi efendim?"
Temel yanıtlamış
- "Meeeeee."

Minik köpek ve leopar

Adamın biri Afrika'da safariye çikarken yanına minik köpegini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşip,kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmis.Ne yapacagini düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyecegini arıyor. "Şimdi başım dertte" diye düşünmüş minik köpek. Etrafina bakmış yerde kemik parçalarını görmüs.Hemen arkasıni leoparin geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalisiyormus. Leopar tam saldiracakken minik köpek kendi kendine konusmus; "Ne kadar lezzetli bir leoparmis. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı? "Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakindaki agaca tirmanmis. "Tam zamanında kurtardim yoksa bu köpege yem olacaktım" diye düşünmüş. Bütün bunlar olup biterken bir başka agacin üstündeki bir maymun olanlari izliyormus. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabilecegini düşünmüş Leoparin yanına giderek neler olduğunu anlatmış.. Leopar çok sinirlenmis ve maymuna "Atla sırtıma,gidip sunu yakalayalim"demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparin sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştigini fark etmis. "Şimdi ne yapacağım" diye düşünürken, kaçmaya tesebbüs etmemis. Bunun yerine arkasıni leoparin geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmis.Tam leopar saldiracakken yine kendi kendine konusmus; "Bu aptal maymun nerede kaldi? Yarim saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber yok!"

Motorsikletli

Bir gün pirenin biri, Bodrum kumsallarında güneşleniyormuş. Bir ara yanına tir tir titreyen bir pire daha gelmiş. Güneşlenen pire titreyen pireye sormuş:
- "Kardeş hayırdır sen niye titriyorsun?"
Titreyen pire cevap vermiş:
- "Sorma kardeş. Buraya bir motosikletlinin bıyığında geldim. Soğuk iliklerime kadar işledi."
Diğer pire:
- "Eeee. oğlum sen işi bilmiyorsun. Ben sarışın bir hatunun bacak arasında geldim sıcacıktı. Bir daha ki sefere sen de bu yöntemi kullan üşümezsin." demiş.
Aradan bir kaç ay geçmiş. Aynı pire plajda güneşleniyormuş. Yine yanına aynı pire titreyerek gelmiş. Pire sormuş:
- "Yahu kardeşim yine mi motosikletlinin bıyığında geldin?"
Pire cevaplamış:
- "Hiç sorma. Dediğin gibi sarışın bir hatunun bacak arasında geldim. Öyle rahat öyle sıcaktı ki, gevşemişim ve uyuyakalmışım. Bir de uyandım ki yine o motosikletlinin bıyığındayım."

Müdür Olalı

Ormanda kaplan sereserpe yatmış uyumaktadır. Yanından geçen tilki düşünür. Acaba kaplanı becersem bunu anlar mı. E tabi korku da var biraz. Öyle ya koca aslanın karısıdır. - Yapsam mı, yapmasam mı? - Anlar mı, anlamaz mı? Derken olan olur ve tilki saldırır. Kaplan uyandığında başına geleni anlamıştır. Ağlamaya başlar. Aslan ne olduğunu sorar. - Bani kirlettiler. Aslan sinirlenir. - Kim bunu yaptı çıksın ortaya. Bütün hayvanlar toplansın. Merakla tüm hayvanlar toplanır. Aslan bağırır. - Kim bunu yaptıysa bir adım öne çıksın. Ses yok. - Kim bunu yaptıysa bir adım öne çıksın. Garibim çakal da biraz gecikir. Tilkiye yanaşır. Ne oluyor, der. Tilki, ya der, aslan ormana müdür arıyormuş da, kim istiyorsa bir adım öne çıksın diyor. Çakal ya bizimki, atlar. Dağılın der aslan. Karıma haaa. Aynısı sana der ve... Çakal yalpalayarak yürümeye başlar. Ormana doğru dönerken tilki görür çakalı. Ulan çakal der, - Müdür olalı yürüyüşün bile değişti.

Nereyi Aradın?

adamın birinin evine bir gün 3.5 milyar telefon faturasi gelmiş... Adam duruma şaşırmış böyle birseyin olamayacagini düşünmüş ve faturanın dökümünü istemiş. Bir de bakmış ki hep kendi arkadaşlarının numaralari fakat hep gece yarisi aranmis. Adam iyice hayrete düsmüs o sırada gözüne papagani ilismis. "Yok" demiş kendi kendine o yapmamıstir heralde. sonradan düşünmüşki neden olmasin gece kalkip kontrol edeyim en iyisi demiş. Gece kalkmis bir de ne görsün papagan almıs ahizeyi acmıs rehberi telefonun tuslarını gagaliyo... Gitmiş hemen yakalamıs hayvani kanatlarından duvara carmiha gerilmis gibi civilemis... Sonrada "bir hafta burda bole kalda gör ebenin a..ni demiş. Hayvan orda dururken bide bakmış karşısında Hz. isa'n1n carmihtaki heykelcigi Duruyor... Sormus "abi sen ne kadardir carmihtasin" diye. O da "aşağı yukari 2000 yil diye cevaplamis. Papagan: "oha a..na koyim nereyi aradın sen okadar"

Nuhun Gemisi

Gemide çiftleşme olmasın diye de her çiftin erkeğinin penisini alarak fişlerler ve bu fişin bir eşinide sahibine verirki tufan bitiminde gemiden inerken penisini geri alabilsin. Bir köşede fare çiftinin dişisi erkeğinin kafasını ütülemektedir. Dişi fare,"Ne oldu bak benden farkın kalmadı işte.Hani nerede senin erkekliğin?Karıdan farkın kalmadı.Dır dır dır vır vır vır..." Bu muhabbetten sıkılan erkek fare hışımla yerinden kalkar,"Ben dolaşmaya gidiyorum" der. Bir süre sonra geri döndüğünde dişi fare kaldığı yerden devam eder. "Erkek müsfettesi seni ne oldu?dolaştın dolaştın havanı aldın dimi?İbne oldun sen artık.Dır dır dır vır vır vır..." İyice sinirlenen erkek fare sinsi sinsi gülerek dişinin kulağına eğilerek. "Bana bak kadın demin eşeğin fişini çaldım. Gemiden indiğimizde gününü göreceksin."

Organizasyon

İyi bir organizasyon, maymun dolu bir ağaca benzer, farklı düzeylerdeki kolları ile. Kimi maymunlar yukarı tırmanırlar, kimi aşağı. En tepedeki maymunlar aşağı bakar ve gülümseyen yüzlerle dolu bir ağaç görürler. Aşağıdaki maymunlar yukarı bakar ve bir sürü g*tten başka birşey görmezler....

Ormanda parti

O gün aslanın doğum günüymüş ve bir parti vermiş. Bütün hayvanlar partiye davetliymiş. Çılgınca eğlenmişler ve akşam olmuş. Aslan ortaya çıkmış ve demişki: -Arkadaşlar şimdi gecenin sürprizi şişe çevirme oyunu başlıyor. Kim kime düşerse birlikte güzel bir gece geçirsin. Ve şişe çevrilmeye başlamış. Çiftler sırayla ormanın kuytularına çekilmişler. Derken sabah olmuş. Herkes yavaş yavaş toplanıp gecenin ne kadar güzel geçtiğinden bahsediyor. Farketmişlerki maymun ortalarda yok. Bir süre beklemişler ve artık öğle vakti gelmiş ama maymun hala yok. Hep birlikte aramaya karar vermişler ve bir süre sonra maymunu bir ağacın gölgesinde bitkin ve perişan bir durumda bulmuşlar. Aslan sormuş: -Maymun kardeş ne bu halin, ne oldu sana? Maymun cevap vermiş: -Sormayın arkadaşlar. Bana zürafa çıkmıştı. Bütün gece anamı ağlattı. Çık yukarı öp beni İn aşağı dik beni Çık yukarı öp beni İn aşağı dik beni

Bilmiyosan bilmiyom de

Bir gün aslann birinin canı çok sıkılmış,şöyle bir ormanı gezeyim tebamla eğleneyim biraz demiş...Ormanda gezerken bir devekuşu görmüş,yakalamış devekuşunu boynundan öteki pençesiyle de "Şak, Şak, Şak" diye üç tokat atmış hayvana,"Söyle LAN!"demiş "Kim bu ormanın kralı?", devekuşu ürkekce "Sensin aslan abiyyy"demiş,"Tabi lan benim" demiş aslan ve "Şak, Şak, Şak" diye üç tokat daha atıp firlatmış hayvanı. Derken aslanın karşısına bi kurt çıkmış, tutmuş kurdu boynundan; "Şak, Şak, Şak" diye atmış tokadı, "Söyle lan" demiş "kim bu ormanın kralı",kurt da ürkek "sensin aslan abi" demiş, Aslan da "Tabi lan benim" demiş,"Şak, Şak, Şak" diye üç tokat daha atmış fırlatmış bi kenara. Derken bu defa aslanın karşısına bi fil çıkmış, tam tırsık tırsık kenardan sıyırtcağı sırada kurtla devekuşu gelip -sen bu ormanın kralı değil misin aslan abi? koş yakala su hayvanı demişler. Bu gazı yiyen aslan koşmus tutmuş fili "Şak, Şak, Şak" diye patlatmış tokadı ve hemen sormuş "Söyle lan; kim bu ormanın kralı?"...Filin kafası bir atmış, tutmuş hortumuyla bunu "Pat, Pat, Pat" diye üç kere yere carptırıp firlatmış atmış...Aslan yerden zorlukla kalkıp elleriyle üstünü silkerken file dönmüş ve şöyle demiş -Bilmiyosan bilmiyom de kardeşim....

KIVIRCIK

3 Rahibe kiliseye giderlerken bir kuşçu dükkanının önünden geçerlermiş. Dükkanın dışarısında kafeste bir papagan varmış, ve rahibeler ne zaman geçse bu papagan bagıra bagıra 3 renk söylermiş, mesela bir sabah beyaz! beyaz! kırmızı!, bir sabah mavi! siyah! kırmızı! dermiş. Rahibeler bir anlam veremez gülüp geçerlermiş. Amaaa rahibelerden birisi bu olayı çözmüş; ''BANA BAKIN! BU PAPAGAN BİZ OGÜN NE RENK İÇÇAMAŞIRI GİYİYORSAK O RENKLERİ SAYIYOR! Öteki ikisi çok şaşırmışlar inanamamışlar, ama hep birlikte emin olmak için ertesi sabah üçüde siyah iç çamaşırı giyinmişler, papaganda o sabah ''siyah! Siyah! siyah! diye bagırmış. Böylece olay iyice anlaşılmış. Bunun üzerine rahibeler papagana oyun etmek için ertesi sabah iç çamaşırı giymeme kararı almışlar, yine yola çıkmışlar. Kuşçu dükkanının önünden geçerken heyecan dorukta.... Ve papaganın sesi duyulmuş; ''KIVIRCIK! KIVIRCIK! DÜZ!''

Papagan, Hırsız ve Doberman

Gecenin bir yarisi hirsizin biri bir eve girmis. Etrafa bakinirken birden bir ses duymus: - Polis herseyi goruyor, diye. Hemen korkudan lambayla kim dedi diye etrafa bakıyormus ama kimse yok. Tekrar o sesi duymus: - Polis herseyi goruyor, diye. Hırsız bu sefer korkudan kacmaya karar vermiş ve tam camdan atlarken, bakmış ki perdenin arkasında bir papagan var. Papagan'a yaklaşmış ve sormuş: - Sen mi diyordun, polis her seyi goruyor, diye. Papagan: - Evet Hırsız: - Senin ismin ne? Papagan: - Sekretergibicokkonusanpapagan. Hırsız: - Hangi salak sana bu ismi koydu? Papagan: - Evin dobermanina polis ismini koyan salak...

papağan

Lüks bir semtteki kuşçu dükkanına giren müşteri güzel bir papağan almak istediğini söylemişti. Dükkan sahibi, müşterisini papağanların olduğu bölüme götürdü. İçerde birbirinden güzel birçok papağan vardı. Adam gözüne kestirdiği bir papağanın yanına yaklaşıp "Bu kaç para" diye dükkan sahibine sordu. Kuşçu "1000 dolar" deyince adam "Nedir bunun özelliği ?" diye sordu. Kuşçu : - Efendim bu hayvan kendi türünün en güzel örneğidir, ayrıca Türkçe ve İngilizce konuşur, diyerek papağanın özelliklerini saydı. Bu arada müşterinin gözüne daha güzel, rengarenk ve çok canlı renkleri olan başka bir papağan çarptı. Hemen onun yanına gidip kuşçuya "Bu kaça" dedi. Kuşçu : - 1500 dolar efendim, buda kendi türünün en güzel örneğidir, ayrıca Türkçe, İngilizce, Almanca konuşur, diyerek müşteriye bilgi verdi. Müşteri tam bu papağanı almaya karar verdiği sırada, dükkanın en arka köşesinde tek başına kendi halinde duran, tüyleri yer yer dökülmüş kalan tüylerinin rengi ise siyah, beyaz, gri karışımı, tavukla karga arası ne olduğu belirsiz ucube gibi bir yaratık görmüştü. Gırgır olsun diye onun yanına gidip dükkan sahibine "Ya bu kuş kaç para ?" diye sordu. Kuşçu "Onbin dolar" diye cevaplayınca adam şaşırdı ve "Yok ya peki kaç dil konuşuyor bu hayvan ?" diye merakla sordu. Kuşçu "Bu hiç konuşmaz efendim" deyince adam büsbütün şaşırdı : - Sen benimle dalgamı geçiyorsun kardeşim, o kadar güzel papağanlar var en iyisi 1500 dolar, sen bu kuşa bile benzemeyen hemde hiç konuşmayan bir hayvana 10.000 dolar diyorsun nedir bunun özelliği diyince kuşçu gülümseyerek : - Valla bende bilmiyorum beyefendi, ama öbür papağanların hepsi de buna hocam diyor.

tünekten düsmüsüm

Yalnizliktan bunalan adam papağan marketine gider. En güzel papağan en ucuzudur. Papağana sorar: -Neden bu kadar ucuzsun? -Görmüyormusun abi benim ayaklarim yok! der papagan. -Peki nasıl tünekte duruyosun??? -Pipimi doluyorum abi der papagan. Adam papagani eve götürür. Ertesi gün eve geldiğinde Papagan: -Abi kız arkadaşın postaciya kapiyi açti Adam: -E ne olacak onlar tanışırlar. Papagan: -Adam içeri girer girmez kizin bluzunun dügmelerini açti! Adam: -Sonra nooldu! Papagan: -Göremedim abi tünekten düsmüsüm!

Papağan yumurtası

Siverekli bir adam hayatında ilk defa Istanbul'a gider orada burada dolaşırken gözüne bir petshop ilişir ve içeri girer.Pet shop'ta hayinda görmediği ve adını bile duymadığı renkli bir kuşa rastlar ve Pet shop sahibine bunun ne olduğunu sorar.. Pet shop sahibi papağanı ve özellikleri anlatır, bizim siverekli bu kuşu almak istediğini ve köyüne götürüp herkese göstermek istediğini söyler ve fiyatını sorar. Pet shop sahibi yüksek bir rakam söyleyince siverekli okadar parası olmadığını ama kuşu gerçekten almak istediğini söyler. Pet shop sahibi sivereklileri çok sevdiğini bu nedenle ona papağan yerine onun üç yumurtasını vereceğini söyler.. Adam üç yumurtayı alıp köyüne sevinçle döner,aradan zaman geçer ve yumurtalardan bir serçe, bir kumru ve bir guvercin çıkar.. Siverekli çok sinirlenip istanbul yolunu tutar..Pet shop'a çok sinirli girer ve o anda papağan geri zekalı geri zekalı diye bağırır.. Buna dahada çok sinirlenen siverekli cevap verir belki ben geri zekalı olabilirim ama bizim bütün köy de senin orospu olduğunu biliyor..

Papazın papaganları

Kasabanin birinde bir papaz ve onun iki tane papagani varmis. Papaganlar da papaz gibi oldukca inancli ve dindarlarmış. Sabah akşam kafeslerinde oturup incil okuyup dua ederlermis. Papazin cemaatinden bir kadinin da 2 tane disi papagani varmis. Papazin erkek papaganlari ne kadar ahlakliysa, kadinin disi papaganlari da o kadar ahlaksizmis. Eve gelen misafirlerin onunde 'erkek istiyozzz!' diye bagirirlarmış. Kadin sonunda dayanamamıs ve papaza akil danismaya gitmiş. Papaz da: -Sen getir onlari bana benim papaganların kafesine koyalim da ahlak ogrensinler biraz, demiş. Kadin da almış papaganlari getirmiş papazin evine. Daha kafese girer girmez disi papaganlaradan birisi: -Hey yakışıkli, iki tane ucuz *ahişe ister misiniz kafesinizde, diye sormuş. Erkek papaganlardan biri otekine donup söyle demiş: -Oğlum bütün dualarimiz kabul oldu lan sonunda...

Parasızlık

Hayvanlar alemi parasızlıktan kırılıyormuş. Hiç kimsede metelik yokken Tavşan her akşam barda 10 lukla gelip "Herkese bir viski" diyerek hava atıyormuş. Barmen olan Aslan bir gün merakla: -Bu bereket nereden geliyor? Millet iş bile bulamazken sende bu para ne iş?, diye Tavşan'a sormuş. Tavşan: -Olm. İşin kolayı varken ben işe gitmem. Eve gidince benimkini başlıyorum sevmeye. Tam kıvamına gelipte istemeye başlayınca "Bi onluk vermeden olmaz." diyorum. Hehehehe .... İstediğimi de alıyorum tabii, demiş. Bu işe aklı yatan Aslan eve dönünce doğru karısına gitmiş. "Karıcığım seni çok özledim" deyip işe koyulmuş. İş iyice azgınlaşıp doruğa geldiğinde bıyık altından sırıtıp "Bir 10 luk vermezsen olmaz" demiş. Birden tepesi atan dişi Aslan da; -Ah . Gene Tavşan numarası. demiş.

Pardon Co

Bir çiftlikte bizim horoz Co ve tavukları mutlu bir şekilde yaşarlarmış.Gelgit zaman Co yaşlanmış, tavuklara karşı görevini aksatmaya başlatmış. Çiftlik sahibi bakmış verim düşüyor pazardan genç ve kuvvetli yeni bir horoz almış. Bir kümeste iki horoz olmaz. Birinin gitmesi lazım.Gelen yakışıklı, kuvvetli ama Co'nun da eski olması var.Bu işi kalp kırmadan bir yarışmayla halletmeye karar vermişler. Tavukları tek sıra dizmişler, ilk olarak sıranın sonuna kim ulaşırsa o kalacak diğeri gidecek. Orada da adet tavukla iş bittikten sonra teşekkür edilirmiş. Bizim Co başlamış bu taraftan,İki dakika sonra: -Thanks baby..Üç dakika sonra: -Thanks baby..Dört dakika sonra -Thanks baby.. Diğer taraftan da yakışıklı ve güçlü horoz geliyormuş: -Thanks baby.Thanks baby.Thanks baby.PARDON CO.Thanks baby...

Peliador

Aslan bir süre için karşıdaki ormana ziyaret yapaacakmış. hayvanlara toplanmalarını yerine vekil seçeceğini duyurmuş, bütün hayvanlar toplanmış, aslan bir kayanın üzerine çıkmış hayvanlara seslenmiş ben bir süre ormandan ayrılacağım, bu süre içinde can dostum tilki size krallık yapacak onun emrinden çıkana gelince hesap sorarım diye kükremiş ve yola koyulmuş.Ertesi gün tilki ormanda gezerken bakmış bir çakal gidiyor,yanaşmış ve ona bir parmak atmış,çakal hışımla dönmüş bakmış kral vekili tilki sesini çıkaramamış. Tilki az ilerdede bir kurt görmüş sessizce yaklaşmış bir parmakta kurda atmış kurt hışımla dönmüş bakmış kral vekili tilki sesini çıkaramamış. Tilki havalı havalı yürümeye devam ederken bakmış bir ayı yine sessizce yaklaşmış bir parmakta ayıya atmış,ayı hırsla geriye dönmüş tilkiyi şöyle bir tutmuş çevirmiş arkasını tilkiyi bir güzel al takke ver külah yaptıktan sonrada fırlatıp atmış tilki canı yanmış şekilde kalkmış ayağa: -Allahın ayısı bir kez olsun da toplantıya katıl be...

Pozisyon

Yeni evli iki çift gerdek gecesi sevişmek için hazırlanırken kadın birden eşine -Yapamayacağım, der. Eşi sebebini sorduğunda -Bu papağan bana bakarken rahat davranamıyorum, yanıtını verir. Bunun üzerine adam papağana doğru yönelir. Papağana - Şimdi arkanı dön. Eğer bizim tarafa dönecek olursan senin ananı *ikerim, der. Bunun üzerine papağan arkasını döner. Karı kocanın işi biter, sabah olur. Papağanın arkası hala dönüktür. Çift ise balayına gitmek için valizlerini toplamaya başlarlar. Fakat son bir parça valize sığmamaktadır. İçeride şu diyalog geçer: - "İttir ittir..." - "Olmuyor ittiriyorum." - "Biraz daha zorla, girdi girecek." - "Dayanamayacağım, gücüm kalmadı." - "Ha gayret, sık dişini, az kaldı giriyor." - "Yok bu böyle olmayacak.Ben en iyisi gardolabın üstüne çıkıp oradan atlayiim, belki o zaman girer." Bunun üzerine papağan arkasını dönerek - "Valla diil anamı, sülalemi mikseniz bu pozisyon kaçmaz..."

Sarhoş papagan

Adamın birinin papağanı varmış. Ama çok içkici imiş. Bir gün sahibi eve iki şişe viski getirmiş ve papağanına demiş ki; -"Ulan bunu içersen tüylerini diri diri yolarım, akşama misafirim var" demiş ve gitmiş misafirini davet etmeye. Akşam geldiğinde bakmış ki papağan sarhoş, kendi tüyünü kendi yoluyormuş. -"Benim için fark etmez" diye.

Sinekler

Dokuz yaşındaki oğlan çocuğu elinde raket, gözünü pencere camında çiftleşmekte olan sineklere dikmiş. - ‘‘Anneee!!’’ diye çağırmış. - ‘‘Sineklerin erkeği olur mu?’’. Anne bu masum sorudan kuşkulanmadığı için; - ‘‘Olur yavrum’’ cevabını verince, çocuk sorusunu ikilemiş - ‘‘Peki sineğin dişisi olur mu?’’. Kadın o zaman soruların çetrefilli bir yere gideceğini sezip, yan çizmiş; - ‘‘Olmaz evladım’’ deyince. Çocuk elindeki raketi hırsla sineklerin üzerine yapıştırarak; - ‘‘İbneler!’’.

Siyasetten geldik

Adamın biri yaklaşan seçimlerde milletvekilliğine aday olmak için bir partiye başvurur.partiden gelen yazıda kendisini daha iyi tanıyabilmek için partinin başkanının evine yemeğe geleceği bildirilir.Adam hemen hazırlıklara başlar.evdeki papağanınada tembihlemeyi ihmal etmez,akşama partinin genel başkanı misafirim bizim partiyi biraz öv der. neyse akşam yemeğe oturulur .yemekler yenir söz siyasete gelir,işler yolundadır,lakin geveze papağan başlar rakip partiden övgü ile söz etmeye sizin parti dandik falanca parti iyi sizden daha iyi falan.bakarki genel başkan adamın papağanı rakip partiyi övüyor kusura bakmayın der,papağanınız bile diğer partiyi övüyor onun için sizi aday gösteremeyiz der çıkar gider.adam kızgınlığından yakalar papağanı doğru bahçedeki tavuk kümesine tavukların arasına atar.sabah olur.kümeste bir horoz olanca gücünle öter,kümesin kapısını açar ve sırayla bütün tavukları halleder,kümeste tavuk kaldımı diye eğilir içeri bakar,birde ne görsün tavuğa benzer kırmızılı yeşilli rengarenk bir şey kafasını uzatmış kendisine bakıyor,gel gel der geç bakalım sıraya,papağan şöyle bir silkinir,ulan yavşak der biz buraya orospuluktan gelmedik siyasetten geldik der...

Süper Serçe

Serçenin bir tanesi bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş. Bir anda farketmiş ki, bir yolun üstünde uçuyo ve karşıdan da motorsikletli bir adam geliyo. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile... Serçe "çotaaank" diye kaska çarpıp düşmüş. Şimdi, motorcu arkadaşımız, Allahı var sıkı bi hayvansever. Doğal olarak hemen atlamış motordan ; koşmuş serçenin yanına. Serçe baygın yatıyo.. Kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş eve. Eskiden kalma bi de kafesi var evde.. Baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş.. Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış.... Bizim serçe bi müddet sonra ayılmaya başlamış.. Daha tam seçemiyo ortalığı.. Hafif bulanıklık var yani... Bi bakmış parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde... Birden dank etmiş vaziyet: - Motorcuyu öldürmüşüz beaaa ...!

Tamamen Palavra

Adam, avlanmanın son derece yasak olduğu, yakalanınca çok yüklü para cezalarının kesin uygulandığı milli parkta, göl kenarında, kucağında kocaman bir balık ile parkın polis müdürüne yakalanmış.. "Avlanma izniniz var mı?.." diye sormuş, polis müdürü.. "Yok.." demiş adam, "Gerek de yok çünkü bu balığı ben evimde besliyorum. Her gün buraya gelip gölde bir müddet yüzdürüyorum, ıslık çalıyorum dönüp geliyor, alıp eve götürüyorum.." "Tamamen palavra..!" demiş polis müdürü, "Balıklar bu dediğinizi yapamaz.." "İnanın bu gerçek efendim.. İsterseniz göstereyim.." "Tamam.. Görelim bakalım.." Adam balığı gölün derin sularına bırakmış, aradan birkaç dakika geçmiş, polis müdürü adama dönüp "Evet?" demiş -Evet ne? -Ne zaman geri çağıracaksın? -Neyi? -Balığı.. -Hangi balığı?..

Tavşan genelevde

Bir gün ormana bir genelev açılır. Ordan geçen bir tavşan hoşuna gider ve içeri girer. Ancak cebindeki para ile ancak bir yılan ile birlikte olabilir. Niyet etti bi kere razı olur ve yılanla bir odaya geçerler,sevişmeye başlarlar. Biraz zaman geçince yılan tavşanı yemeyi planlar. Yesem mi yemesem mi derken dayanamaz ve tavşanı bir anda yutar. Sonra düşünür taşınır ve işinden olacağını anlayınca tavşanı tekrar çıkarır ağzından. Tavşanın nefesi kesilmiştir ve mosmor olmuş. Nefes nefese kalmış ve biraz kendine gelince yılan döner ve: *MINA KODUÄžUM NE BİÇİM AÄžZINA ALIYORSUN ÖYLE.

Tavşan Kral

Orman kralı aslan bir gün tatile çıkmaya karar vermiş ve yerine vekalet etmesi için tavşanı seçmiş.Bu kararını da bir toplantıyla bütün hayvanlara iletmiş.Toplantıda: -Eğer ben yokken tavşana saygıda kusur ederseniz,hepinizi mahvederim, demiş. Ertesi gün olmuş tavşan büyük bir sevinçle uyanmış ve dışarı çıkmış.Elleri arkasında keyifle ve kibirle ormanda dolaşmaya başlamış. Biraz sonra yılanı dere kenarında su içerken görmüş.Sessizce yaklaşıp yılanın ensesine sağlam bir tokat atmış.Hışımla arkasına dönen yılan tam tavşanı sokacakken aslanın tatile gitmeden önce toplantıda söyledikleri aklına gelmiş.Bunun üzerine sinirli bir şekilde önüne eğilerek : -Hürmetler tavşan abi, demiş. Tavşan gezinmeye devam ederken yaban domuzunu çalıların üstünde uyurken görmüş.eline bir sopa alıp domuzun kafasına vurmuş. Hışımla uyanan yaban domuzu tam tavşanı ısıracakken,aslanın tatile gitmeden önce toplantıda söyledikleri aklına gelmiş.Oda önüne eğilerek : -Hürmetler tavşan abi, demiş. Tavşan daha bir keyiflenmiş,kendine daha bir güvenir hale gelmiş dolaşmaya devam ediyormuş. Bu sırada ağaçtan sarkan bal kovanını almaya çalışan ayıyı görmüş."Dur şunada bi' pislik yapıyım" demiş kendi kendine.Ayıya arkadan yaklaşmış ve ayının kıçına okkalı bir parmak atmış.Ayı öyle bir sinilenmiş öyle bir sinirlenmiş ki.Arkasına dönmüş tavşanı yakalamış bir sikmiş bir dövmüş bir sikmiş bir dövmüş.Tavşanın pestilini çıkarmış bir kenara atmış ve homurdana homurdana uzaklaşmış. Tavşa güçlükle yerinden doğrulmuş ayının arkasından bakarak "Ulan ayı oğlu ayı hiçbir toplantıyada katılmaz ki" demiş.

Tavuk ile civciv

Civciv annesi olan tavuğa sorar: -Anne babam niye yumurtlamıyo? der. tavuk da: -Anotomisi izin vermiyo, der. Civciv düşünür ve der ki: -Bıraksalar yumurtlıycak yani!

Tilki ile Ayı

Ormanlar kralı aslan tatile çıkmadan önce tüm hayvanlara haber göndererek ormandaki meydanda toplanmalarını ister hayvanların hepsi toplanır aslan konuşmaya başlar: - Arkadaşlar ben tatile çıkıyorum ben gelene kadar vekilim tilkidir ona yapılan yanlışlığı kendime yapmış sayarım ona göre davranın der ve tatile çıkar. Sabah olur olmaz tilki kasıla kasıla ormanda dolaşmaya başlar. Kurdun yanına gider ve basar tokadı - Ben kimim lan der. Kurt: - Sen kralımızın vekilisin emret der. Tilki: - Hep böyle ol der ve domuzun yanına gider, onada basar tokadı - Ben kimim der. - Sen kralımızın vekilisin der, tilki kasıla kasıla ayının inine girer - Ben kimim deyip ilk tokadı vurduğunda ayı buna bir pençe atar tilki inin dışına fırlar. Tilki dışardan söylenmeye başlar - ...na koyduğumun ayısı zaten hiç bir toplantıya katılmazsınki

Tuz

Bir grup kaplumbağa pikniğe gitmeye karar vermişler. Bunlar böreklerini almışlar, koyulmuşlar yola... Piknik yerine gitmeleri de 1 yıl sürmüş. Kaplumbağalar da tuz olmadan yaşayamazlarmış yolda giderken bütün tuzu bitirmişler.1 yıl geçmış sonunda piknik yerine ulaşmışlar neyse böreklerini açmışlar bir bakmışlar ki; tuzları bitmiş. Elbette tuzsuz yaşayamazlar, kim gitsin derken en yaşlıları gitse gelene kadar ölür en iyisi "en gencimiz gitsin" demişler. Genç kaplumbağa da kabul etmiş ama "bir şartım var" demiş: - Ben gidip gelene kadar kimse bu börekleri yemeyecek. Herkes kabul etmiş. Genç kaplumbağa gitmiş. Aradan 6 ay geçmiş yaşlı kaplumbağa ölmek üzereymiş, herkes "sen ye yaşlısın ölüceksin." demiş. O : - Hayır söz verdim gelene kadar yemiyecem. 1 senenin dolmasına çok az kalmış ki yaşlı kaplumbağa dayanamamış tam elini böreğe uzatmış çalıların arasından genç kaplumbağa çıkmış: -Yaa ! Demek ki gitseydim börekleri yiyecekmişsin...

Uçmayı Biliyon mu?

Bir uçakta yolculuk eden adam papağanın birinin sürekli hostese laf atarak hostesi kızdırdığını görmüş ve -"Birde ben şu hostese laf atayım" demiş. Tam ordan geçerken hostese -"Yavrum hepsi senin mi" demiş. Hostes gidip durumu pilota bildirmiş pilot da -"At ikisinide dışarı" demiş. Hostes adam ve papağanı dışarı atmış. Adam hızla aşağı düşerken papağan adamın omzuna konarak gagasıyla adama vurmuş adam papağana baktığında papağan: -"Sen uçmayı biliyon mu" demiş.

Üç dilek

Sihirli bir kurbaga ormanda yalniz yasiyomus. bi gün etrafi gezmeye cikmis ve onune ilk cikan bir ayı ve tavsana kiyak yapmak istemiş. "3 sey dileyin benden ne dilerseniz" demiş. ayi - bu ormandaki tum ayilar disi olsun ve hepsi bana hasta olsun demiş. kurbaga hemen yerine getirmiş istegi tavsan - bana bi kask ver demiş o da hemen olmuş ama ayı içinden "manyak mi bu tavsan cuvalla para istesin istediği kadar kask alsin. deli bu yaaa" demiş. ikinci istek olarak ayı yine -yan ormandaki tum ayilar disi olsun ve hepsi beni arzulasin demiş. trilink! o da tamam tavsan - bana bi motosiklet verin demiş ve yerine gelmiş ama ayı iyiçene şaşırmış. bu tavsan deli olmali diye dusunmus. sira gelmiş son isteklere ayı -bu gezgendeki tum ayilar disi olsun ve hepsi benim yanımda olsun demiş. kurbaga bu istegi de hemen yerine getirmiş. tavsan önce kaski takmis, motora binmis. marsi çalıştirmiş. ve istegini son istegini söyleyip gaza basmis: - bu ayı ibne olsun!

Yangın

Ormanın birinde yangın çıkmış hayvanların hepsi ordan oraya kaçışıyor.Aslan hemen müdahale etmiş: -Durun arkadaşlar böyle panik yaparsak hepimiz yanarız.En iyisi alfabetik sıraya göre kaçalım, der. Herkes sıraya girer aslan bi bakar ki önünde bir bit zıplaya zıplaya gidiyo.Aslan geçsene lan yerine der bit de sırıtarak ben ... bitiyim der...

Zehirlimiydik

İki yılan yolda giderken ilk yılandemiş:Biz zehirlimiydik yahu.İkincisi ne oldu gene? Birinci: Dilimi ısırdımda zehirlenmeyeyim.

Muavin

Adıyaman Vali Yardımcısı otobüsle Ankara'ya gidiyormuş. Vali yardımcısının en büyük özelliği; çok su içmesiymiş. Otobüs Adıyaman'dan hareket edeli on dakika kadar olmuş veya olmamış, otobüsün muavinine işaret ederek bir su vermesini istemiş. Muavin de suyu getirmiş. Aradan geçen bir on dakika sonra yine işaret yine su, bir on dakika sonra yine aynı. Derken otobüs Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesine gelmiş. Aradaki 60 km lik yolda vali yardımcısı 5-6 defa su istemiş. Gölbaşı'ndaki yarım saatlik moladan sonra hareket edilmiş ve on dakika sonra Balkar beldesi civarına geldiklerinde Vali yardımcısı yine işaret ederek: -Bir su verir misiniz? demiş. Adıyaman'dan bu yana su vermekten bıkmış olan muavin: -Bu ne babam? Kelle mi yedin? Adıyaman'dan çıktık çıkalı, su...su... su... Yok bitti, arabada su kalmadı! demiş. Vali yardımcısı: -Terbiyesiz herif! Sen nasıl konuşuyorsun? Ben Vali Muaviniyim, demiş. Bizim otobüs muavini gayet rahat bir şekilde cevap vermiş: -Olsun, ben de muavinim!

Mantık

Ülkenin birinde kitap okumak yasakmış, okuyan asılıyormuş. Devriye çavuşu bir akşam kır saçlı bir adamı çevirmiş, bakmış elinde acaip kalın bir kitap, hemen kelepçeleri takacakmış ki adam bilmiş bir tavırla:
- "Oğlum bu sizin bildiğiniz kitaplardan değil" demiş. Asker de:
- "Lan kitabın ölesi bölesi olmaz yürü gidiyoruz" demiş. Adam tekrar:
- "Oğlum bu mantık kitabı" demiş. Asker merakla:
- "Mantık nedir?" diye sormuş. Adam:
- "Bilmiyomusun?" demiş. Asker:
- "Yoo" deyince, askeri kolundan tutarak:
- "Gel anlatayım sana" demiş. Başlamış anlatmaya:
- "Senin evde akvaryumun var mı?" diye sormuş. Asker de:
- "Var" demiş. Adam:
- "Akvaryuma bakınca aklına ne geliyor?" demiş. Asker de:
- "Deniz, kumsal falan" demiş.
- "Peki, kumsal deyince ne geliyor aklına?"
- "Bikinili hatunlar ve se*x" demiş asker.
- "Kadınlara düşkünsün" demiş adam. Asker:
- "Evet" demiş.
- "O zaman sen *bne değilsin" Asker de:
- "Tabiki" demiş.
- "işte sorularla sonuca ulaşmaya mantık denir" demiş. Bu askerin çok hoşuna gitmiş. Arkadaşlarına hava yapmak için kitabı alıp adamı göndermiş. Zar zor kışlaya sokmuş kitabı. Yat emri verildiğinde çıkarmış ve başlamış okumaya. Diğer askerler panik yaparak:
- "Oğlum sen bizi öldürtecek misin? çabuk yok et o kitabı" diye çırpınırken bizimki hiç istifini bozmadan:
- "Oğlum bu kitap ötekilerinden değil. Bu mantık kitabı" demiş. Sazan askerlerden biri hemen atlamış:
- "Mantık nedir yav?"demiş. Asker de:
- "Bilmiyor musun? Otur yanıma da anlatayım sana" demiş ve sormuş:
- "Senin evde akvaryumun var mı?" Asker:
- "Yooo" diyince gayet bilmiş bir tavırla:
- "Oğlum sen *bnesin"demiş.

50 dolar

Vietnam savaşının en kritik günleriydi. Genç Amerikalı asker memleketteki eşine mektup yazarken itirafta bulunacağı tuttu:
- "Sevgilim, buradaki kadınlar yalnız para için yatıyorlar. Böylesine para canlısı insanlara daha önce hiç rastlamadım." Kısa süre sonra eşinden şöyle bir cevap geldi:
- "Sevgilim, sakın onlara 50 dolardan fazla para verme, ben burada ancak o kadar alabiliyorum."

37 Ekran Tv

Bir gün sarışın kadının biri süslenmiş püslenmiş sokağa çıkmış gidiyor. İlerlerken beyaz eşya satan bir dükkana giriyor. Havalı bir şekilde dükkanda biraz turladıktan sonra genç kasiyer yaklaşıp; -Şurdaki 37 Ekran Tvnin fiyatını öğrenmek istiyorum. Kasiyer; -Kusura bakmayın hanımefendi ama sarışınlara satış yapmıyoruz, der. Bunun üzerine kadın sinirlenir ve dükkanı terkeder. Bir hafta sonra kadın saçlarını siyaha boyatır ve koyu bir makyaş yaparak kendini esmerleştirir. Aynı dükkana gene gelir. Dükkanı yine turlar ve kasiyere sorar; -37 ekran Tv satın almak istiyorum. Fiyatı ne durumda acaba? Kasiyer; -Çok üzgünüm sarışınlara satışımız yoktur. Kadın bunu duyunca çok sinirlenir ve ayrıca çok merak eder kasiyerin kendisini nasıl tanıdığını. Bu merakla sorar. -Beyefendi bu gelişimde saçımı boyattım makyajımı değiştirdim ama siz beni tanıdınız. Nasıl oldu bu? Kasiyer cevap verir; -Çok basit hanımefendi, o baktığınız 37 ekran Tv değil, mikrodalga fırın.

5 Dolar

New York`tan Los Angeles`e giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor: -Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim. Ve ilk soruyu soruyor: -Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır? Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış. Soru sorma sırası sarışına gelmiş: -Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla aşağı inen şey nedir? Adam dakikalarca düşünmüş. Yanıtı bulamamış... Cuzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş: -Cevap ne? Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış...

6 ay sonra

Bir sarisinin ablasi hamiledir. Aradan 3 ay gecer, ama sarisinin bundan daha haberi yoktur. Ablasi: - 6 ay sonra teyze olacaksin. Sarisin kız aglamaya baslar. Ablasi sorar: - Neden agliyorsun. Sarisin: - Ben teyze olmak istemiyorum, ben hemsire olmak istiyorum

hafıza kaybı

Aşığın biri bir gün çok sevdiği birisinin peşinden Fethiye yollarına düşmüş. Ne mi olmuş Fethiye'ye 94 Km. Kala kendi aracıyla D-100 karayolundan şarampole yuvarlanmış. Aracı pert olan aşık araçtan kurtarma ekiplerinin yardımıyla çıkartılmış ve yaşaması mucize denilen genç bir mucizeye imza atmış. 2 gün komada yattıktan sonra ayağa kalkmış ve 1 haftada kendini toparlamış. Şu an ne yaptığını biliyor musunuz. Kısa süreli hafıza kaybı geçirdiği için hafızasını güçlendirmeye çalışıyormuş.

Aids'li misin?

Sarışının birisi erkek arkadaşıyla yatarken sorar:
- "Sende AIDS yok değil mi?"
Adam:
- "hayır" der ve devam ederler. Biraz sonra sarışın tekrar sorar:
- "Gerçekten sende AIDS yoktu değil mi?"
Adam:
- "Hayır dedim ya, hem niçin durmadan soruyorsun?"
Sarışın cevaplar:
- "İkinci kez yakalanmak istemiyorum da"

Amerika Yolcusu

Günün birinde İstanbul da sarışının biri hayat tan o kadar bezmiş ki kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar vermiş. Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir genç gelmiş. Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup; - Bak, yaşaman için çok neden var, yarın sabah gemim Amerika ya gitmek üzere demir alacak, eğer istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim, sana hem yemek getiririm hem de sana çok iyi bakarım demiş. Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok belki de Amerika ya gidip yeni bir başlanğıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş. O akşam denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış. Her gece sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra da sabah a kadar sevişiyorlarmış. Birkaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına rastlamış. Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da; - Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlaştım, o bana hergün yemek getiriyor ve Amerika ya gitmemi sağlıyor, ben de onun benimle sevişmesine izin veriyorum . demiş. Kaptan; - Seninle seviştiği kesin küçük hanım demiş. - Yalnız bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru ...

Anılar

Anadolu'nun bir köyünde Türkiye'nin en yaşlı adamının yaşadığı haberi gelmiş. Adamı apar topar tutup İstanbul'a getirmişler. Show TV'de ana haber bültenine çıkarmışlar. Reha Muhtar yaşlı adama sormuş; - ''Amca, bu kadar sene yaşadın, bize en güzel anını anlatırmısın?''. Adam anlatmaya başlamış; - ''Oğlum, bizim eşeğin sıpası kaybolmuştu, köy gençleri toplanıp aramaya koyulduk. Velhasıl sıpayı dağın arkasında bulduk. Hayvanı dağın arkasından getirirken şeytan dürttü, serde gençlik te var. Eşek gözümüze güzel gcıkta sıpayı''... Reha adamı süsturmuş; - ''Aman amca başka güzel anın yok'mu?''. - ''Varr.. Bi gün muhtarın kızı kaybolmuştu, aramaya koyulduk, dağın arkasında bulduk. Dağın arkasından getirirken şeytan dürttü, serde gençlik te var. Kız gözümüze güzel göründü. Oracıkta''... - ''Amca senin bütün güzel anıların böyle ise bir de kötü anını anlat bakalım''. - ''Hiç sorma oğlum, bir gün bende kayboldum''...

Anlatmam

Bardaki taburede oturan kör adamın biri barmene; - ''Hey! Bir sarışın fıkrası duymak istermisin?'' demiş. Barmen birden tamamıyle sessizleşmiş. Yanındaki adam fısıltı ile ona; - ''Fıkrayı anlatmadan önce bilmen gereken bir şey var barmen sarışın, fedai sarışın, ben de 1.95 boyunda, 200 kg ağırlığında karatede kara kuşaklı bir sarışınım. Bununla birlikte yanımda oturan adam 2.02 boyunda, 225 kilo ağırlığında sarışın bir halterci. Senin sağındaki arkadaş ise 2.20 boyunda, 300 kg ağırlığında sarışın bir güreşçi. Bunu ciddi olarak düşün bayım. Hala bu fıkrayı anlatmak istiyormusun?'' Kör adam; - ''Hayır, en az beş kez açıklamak zorunda kalırım''...

anne beni duyuyor musun?

Sarışının biri denizaşırı ülkedeki annesine telefon etmek içiin postaneye gitmiş. Gişedeki memur görüşmenin 30 milyon tutacağını söyleyince sarışın itiraz etmiş: -"İyi de benim o kadar param yok, ama annemle görüşmek için her şeyi yaparım". Memur bir kaşını kaldırmış (tahmin edebileceginiz gibi). - Her şeyi miı" diye sormuş. -"Evet, evet, her şeyi" diye cevaplamış sarışın. Adam yandaki odaya yönelirken "beni takip et" demiş. Sarışın denileni yapmış ve adamı takip etmiş. -"Içeri gel ve kapıyı kapa" demiş memur. Kadın denileni yapmış. -"Dizlerinin üzerine çök". Kadın çökmüş. -"Şimdi fermuarımı aç". Kadın yapmış. -"Haydi başla, onu dışarı çıkar". Kadın uzanmış ve onu iki eliyle tutmuş.. sonra durmuş. Adam gözlerini kapamış ve fısıldamış: -"Eee, haydi başlasana". Sarışın yavas yavas ağzını yaklaştırmış ve dudaklarını aralayarak konuşmaya başlamış: -"Anne, anne beni duyuyor musunı"

Aptal Sarışın Adam

hep sarısın kadınlar aptal olacak degıl ya! bır ınsaatta 3 arkadaş calısıyorlar.bırı esmer bırı kumral bırıde sarısın.ogle yemeklerını beraber yıyorlar.esmer olan cantasını acıyor ton balıklı sandıvıc - "of be hergun her gün ton balıklı sandıvıc eger yarında karım ton balıklı sandıvıc yapsın ınsaatın tepesınde kendımı atacagım." kumral acar cantayı recellı sandıvıc oda aynı sozlerı söyler ve yarında aynı sandıvıc olursa kendını atacagını dıle getırır. sarısın cantayı acar peynırlı sandıvıc .oda aynen kendını atacagını söyler. ertesı gün esmer acar ton balıklı sandıvıc kendını asagıya atar ve olur kumral acar recellı sandıvıc kendını atar ve olur sarısın acar peynırlı sandıvıc ve kendını atar olur cenaze torenınde hanımları aglamaklı bır sekılde konusmaya baslarlar kumralın hanımı - "ben nerden bılebılırdımkı hergun ayrı ayrı ıstedığını sevdığını zannederdım hergun aynı sandıvıcı yapardım hıc de sıkayet etmezdı" kumralınkıde aynı sekılde devam eder ama sarısının hanımı bır yandan aglar bır yandada gulmemek ıcın kendını zor tutar dıgerlerı sorar - "sen nıye gülüyorsun sarısının hanımı - "kardeşım ben sızınkılerı anlıyorum sandıvıcı sız yapıyordunuz ama benım bey her sabah kendı sandıvıcını kendı yapardı"

Ayna

Sarışın Kumral ve esmer olmak üzere üç kişi teker teker aynanın karşısına geçmiş bu ayna karşısında yalan söyleyenler kayboluyormuş. esmer aynanın karşısına geçince; - ben dünyanın en güzeli olduğumu düşünüyorum demiş ve kaybolmuş. kumral; - aynada kendine bakıp düşünüyorum da ne kadar çekici bir insanım demiş ve o da yokolmuş sıra sarışına gelince o da; - ben düşünüyorum der demez yokolmuş...

Ayşe Balkonda

Karı ve koca tatil günü evde televizyon seyretmekten sıkılmış, yatak odasına geçmeye karar vermişler.... Ama ne mümkün 7 yaşındaki oğlan evde. - ''Oğlum, hadi biraz sokağa çık, gez, oyna''. - ''Ihhhhh''. Israr faydasız. Afacanın sokakta gözü yok. - ''Öyleyse, annenle ben odamıza geçelim, sen de balkona. Etrafta neler olup bitiyor, yüksek sesle bize rapor et''. Oğlan biraz mızıklanmakla birlikte çaresiz balkona geçiyor. Bizimkiler'de yatağa. Ve afacan canlı yayına başlıyor; - ''Şu an bizim sitenin otoparkına yabancı bir araç park etti. Şimdi de Aygaz arabası sokağa giriş yaptı. Yaşlı bir kadın markete giriyor''... Kısa bir sessizlik...Ve rapora devam; - ''Yan komşumuz Ahmet Bey amcayla karısı Necla teyze yatak odasında sevişiyorlar''. Yataktakiler şok vaziyette. Baba sesleniyor; - ''Oğlum, nereden çıkardın şimdi bunu''.. - ''Hiçç. Küçük kızları Ayşe balkonda dikiliyor'da''...

Barbie

Adam kızına Barbie almak ister ve bir oyuncakçıya girer - ''Vitrindeki Barbie bebek kaç para'' diye sorar Satıcı; - ''Hangisi efendim'' ve devam eder; - ''Barbie spora gidiyor 19.95 usd''. - ''Barbie alışverişde 19.95 usd''. - ''Barbie discoda 19.95 usd''. - ''Barbie hede hodo yapıyor 19.95 usd''. - ''Barbie boşandı 265 usd''. Adam şaşırır; - ''Neden hepsi 19.95 de boşanmış olan 265 usd?''. Satıcı cevaplar; - ''Çok basit, boşanmış Barbie ile birlikte Ken'in evini, arabasını, donuna kadar herşeyini'de alıyorsunuz''...

Ben de bunları unutacağım

Bir uçak Afrika'nın balta girmemiş ormanlarının üzerinden geçerken düşer. Uçak küçük bir nakliye uçağıdır ve sadece Amerikalı pilot kurtulur. Ormanda yaşayan bir zenci kabile bu pilotu bulur. İyileştirir ve pilot gel zaman git zaman bu kabilenin içinde yaşamaya alışır. Derken yıllar geçer ve kabilede çocuklar beyaz ve sarışın doğmaya başlar. Bir, iki... Kabile şefi bakmış ki bu iş böyle olmayacak pilotu karşısına alıp konuşmaya karar verir. Pilotu çağırır ve sorar: - "Nedir bu, yani sen geldikten sonra çocuklarımız beyaz doğmaya başladı?" der şef. Pilot da kendini savunmak için şöyle der: - Sayın şefim siz burada ormanların içindesiniz bilmezsiniz, doğal seleksiyon denen birşey var yani canlılar zaman geçtikçe özelliklerini değiştirir. Mesela şu atı ele alalım; bakın at çok güzel beyaz bir at, ama yavrusu siyah olmuş? Şef bir ata bakar, bir yavrusuna, bir de pilota ve şöyle der: - Tamam sen onu unut, ben de bunları unutacağım.

Benim doktorum da aynı

Bunalima giren rahip, ruh doktoruna gitti. Doktor, uzun uzun dinledi ve tedaviyi söyledi: "Birkac gün için üzerinden bu elbiseleri çıkar.. Alelade insanlar gibi giyin. Büyük sehre git. Keyfince yasa.." Rahip atladi gitti Londra ya.. Guzel yemekler yedi, güzel filmler, muzikaller izledi. Sonunda bir gece bir topless bara ugradi.. Masanin başına bikinisinin sadece altı olan bir harika sarisin geldi.. "Ne icersiniz peder?.. " Rahip panikledi.. "Nereden anladiniz?" diye sordu telas içinde.. "Bakin" dedi garson kiz.. "Ben Rahibe Teresa.. Benim doktorum da aynı.."

Beş defa anlatamam

Kör bir adam yanlışlıkla Bayanlar Barına girer. Bara doğru ilerler ve bir içki ısmarlar. Biraz oturup, içkisini yudumladıktan sonra barmene seslenir: "Hey, bir sarışın fıkrası duymak ister misinı" Birden bar, bomba düşmüş gibi sessizleşir. Kör adamın yanında oturan kadın, tok bir sesle: "Hey bayım," der "bu fıkrayı anlatmadan önce bilmeniz gereken beş şey var. Birincisi, barmen sarışın bir kız. İkincisi kapı görevlisi sarışın bir kadın. Üçüncüsü, ben 1.90 boyunda karatede siyah kuşaklı bir sarışınım. Dördücüsü, sağınızda oturan kadın profesyonel bir halterci ve sarışın. Beşincisi, benim yanımda oturan kadın profesyonel güreşçi ve sarışın. Yine de bu fıkrayı anlatmak istiyor musunuzı" Kör adam bir kaç saniye düşünür, sonra başını sallar: "Hayır, hiç sanmıyorum. Beş defa anlatamam

Bilmem ki

Çok güzel bir sarışının otomobilinin lastiği patlamıştı. Arabayı yolun kenarına çekti ve beklemeye başladı, birkaç dakika geçmeden, yoldan geçen başka bir araba durdu, içindeki adam indi, büyük bir nezaketle sarışına; - ''Yardıma ihtiyacınız var mı?'' diye sordu. Sarışın; - ''Bilmem'ki, arabamın lastiği patladı''... Adam hemen aletlerini toparladı, arabanın tekerleğini çıkardı, kan ter içinde lastiği tamir etti ve yeniden yerine taktı. Sarışınla konuşa konuşa iyice ahbaplığı ilerletmiş, sıra randevu istemeye gelmişti; - ''Acaba sizinle bir daha nerede görüşebiliriz?''. Kadın, çapkın bir ifade ile cevap verdi; - ''Valla bilmem'ki.. Arabamın lastiği bir daha ne zaman patlar''.

Bir puan

Sarışın bir hatun eski okulunu ziyaret etmiş. Spor salonunun duvarlarında eskiden oyuncusu olduğu basket takımının fotoğrafları varmış. Fotoğrafları incelerken birden; - Yaa niye hep bir puan farkla kaybetmişler 77-78, 78-79, 79-80.

bir şans daha

Bir gün bütün sarışınlar toplanıp ''aptal sarışın'' imajını ortadan kaldırmak için aralarından bir kişiyi seçip büyük bir stadyumda jüri önüne çıkartırlar. Jüri sorar; - ''4 kere 4 kaç eder?''. Sarışın düşünür düşünür ve; - ''44'' cevabını verir. Bütün stadtaki sarışınlar ayağa kalkıp bi şans daha bi şans daha diye bağarırlar. Jüri bir şans daha verir ve sorar; - ''3 kere 3 kaç eder''. Sarışın; - ''33'' diye cevap verir. Jüri yanlış olduğunu söyleyince bütün stadtaki sarışınlar yine ayağa kalkarak ''bi şans daha bi şans daha'' der. Jüri son bir şans verir ve sorar; - ''2 kere 2 kaç eder?''. Bizim sarışın cevap verir; - ''4'' ve aniden bütün stad ayağa fırlar; - ''bi şans daha bi şans daha''...

Cabuk ol

2 tane sarisin alisveristen sonra arabalarının yanına geldiler. Sarisinlardan biri anahtarlari aramaktadir, ama bir turlu bulamaz. Bu arada yagmur yagmaya baslar. Diğer sarisin anahtari arayan sarina: - Cabuk ol, yagmur yagiyor, daha arabanin üstu acik.

Casino

Casino'da 2 görevli sıkıntıdan patlamış bi şekilde rulet masasında dikiliyorlarmış. derken içeri fıstık bir sarışın girmiş, masaya 10.000 dolar koymuş veee; - ''Baylar,umarım sizin için sorun olmaz ama ben çıplakken kendimi daha şanslı hissediyorum'' diyerek oracıkta çırılçıplak soyunmuş.. Sonra elindeki zara bir öpücük kondurmuş ve; - ''haydi tatlım bana yeni kıyafetler lazım'' diye zarı fırlatmış. - ''evet evet kazandım'' diye sevinç çığlıkları atarak 2 adama sarılıp öpmüş, kıyafetlerini toplamış, masadaki bütün paraları almış ve koşa koşa gitmiş... iki adam bakakalmış. Biri; - ''vaavv ne kadındı be peki kaç atmıştıı''. Öteki cevap vermiş; - ''bilmemm''...

Çare yok

Vaktin birinde bir doktorun yolu bir köye düşmüş. Bakmış köylüler dertli bir şekilde oturmuş düşünüyorlar, merak edip sormuş; - ''Ne var? Nedir derdiniz?''. - ''Genç bir kadın var çok hasta ölüyor''. Doktor; - ''Bir'de ben bakayım'' demiş. Alıp doktoru genç kadının evine götürmüşler. Doktor hastanın odasına girmiş. Herkesi dışarı çıkarmış. Genç kadını muayene etmiş. Kadının hastalığı basit bir soğuk alğınlığı. Ancak ateşi çok yükseldiği için bayğın halde kendinde değil. Doktor hemen bir iğne yapmış. O sırada kadının bacakları açılmış. Güzel de bir kadın. Doktor dayanamayıp kadının koynuna girivermiş. Ama o sırada köylüler, pencereden doktoru seyrediyorlarmış. Bir süre sonra doktor kadının odasından çıkmış. - ''Yarın sabaha iyileşir'' diye de köylüleri telkinde bulunmuş. Gerçekten kadın ertesi sabah iyileşmiş. Doktor da birkaç gün sonra köyden ayrılmış. Aradan bir yıl geçmiş doktorun yolu yine aynı köye düşmüş. Bakmış köylüler yine çok dertli. - ''Ne oldu? Ne var?''. - ''Bizim ağanın karısı çok hasta ölüyor''. Doktor; - ''Bir de ben bakayım'' demiş. Köylüler umutsuzca başlarını sallamışlar. - ''Hiç zahmet etme doktor bey, bütün köyün erkeklerine ağa emir verdi. Hepimiz sıra ile senin yöntemlerini uyğuladık, ama nafile iyileşmiyor''...

çekiliş

Adamın birine bir çekilişten bir haftalık bir tatil çıkmış. Bu bir hafta boyunca adamın her istediği olacakmış. Emirlerini bekleyen bir adam, yiyecek içecek dilediği kadar, deniz, kum, fıstık gibi kızlar istediği zaman beraber olabilecekmiş. Adamın tabi en hoşuna giden dilediği kızla birlikte olabileceği imiş. Adam birinci gün gitmiş kumsala uzanmış. Bakmış afet gibi bir sarışın ona gülümsüyor hemen adama onunla birlikte olmak istediğini söylemiş. Adam bir işaret vermiş kız gelmiş ve adamla birlikte olmuş. Biraz dolaşayım demiş adam ve yürümeye başlamış. Birden gaz sıkıştırmış ve adam osurmuş. Yanındaki adam da:
- "Buranın bir kuralı var sana söylemediler mi burada osuranı düzerler" demiş ve adamı orada becermiş. Adam hemen oradan ayrılmak istediğini söylemiş. Nedenini sorunca:
- "Benim mal kırk yılın başı bir kalkar ama ben günde 5 kez osururum" demiş.

Dede

Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. bir süre yürüdükten sonra sıcaktan ve yorğunluktan bunalmiş, bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş, ve uykuya dalmış. Bir kaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. bir de bakmış'ki yanındaki sepet bomboş, şapkalar gitmiş, bir'de kafasını kaldırıp ağaca bakmış'ki, ağacın dallarında bi sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları. adam düşünmeye başlamış; - ''Ben şimdi napıcam, şapkaları bu maymunlardan nasıl alıcam''. Düşünceli bi şekilde kafasını kaşırken bi bakmış maymunlarda adamın taklidini yapıyolar kafalarını kaşıyolar. adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar'da aynısını yapmışlar. derken adam napıcağını bulmuş. kendi başındaki şapkasını çıkartıp yere atmış, tabi maymunlar'da kafalarındaki şapkaları hemen yere atmışlar. adam böylece bütün şapkaları toplayıp sepetine koymuş... Aradan 50 yıl geçmiş artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. günlerden birgün onun'da yolu aynı ormana düşmüş. hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş uykuya dalmış. bir saat sonra uyanmş bir'de bakmış sepetin içinde şapkalar yok. derken tuhaf sesler duymuş bir de kafasını kaldırmış'ki ağacın üstünde bi sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. adam düşünmüş; - ''Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı napıcağımı çok iyi biliyorum''. Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar'da aynısını yapmışlar. adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar'da ellerini kaldırmış. ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere fırlatmış. O anda maymunlardan biri ağaçtan inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama'da bi tokat atmış ve; - ''Sadece senin'mi deden var lan hıyar'' demiş.

Devlet sırrı

Ülkenin birinde içip kafayı bulan bir sarhoş, sokakta; - '''öküz başbakan öküz başbakan'' diye sayıklıyormuş. İki polis adamı karakola götürmüşler. Sonra adam mahkemeye çıkmış. İdam cezası almış. İdam edilmeden önce cezasının nedenini sormuş; - ''Bu ülkede demokrasi vardı hani? Herkes istediğini söyler''. - ''Senin suçun o değil'ki.. Devlet sırlarını açıklamak''...

Dile benden ne dilersen

Yaşlıca bir bayan evindeki koltuğunda oturup uzun geçmiş hayatını gözden geçirirken birden bir peri karşısına çıkıverir ve ona 3 dilekte bulunabileceğini söyler. - ''Peki'' der yaşlı kadın. - ''Zengin olmak istiyorum''. Peri bir el hareketiyle kadının koltuğunu som altına çevirir. - ''ikinci olarak'ta güzel ve genç bir prenses olmak istiyorum'' der. Birden başında paha biçilemez bir tacı olan dünya güzeli bir prenses oluverir. - ''üçüncü ve son olarak ne istersin'' diye sorar peri. O sırada yaşlı köpeği ağır bir şekilde kafasını kaldırır ve zayıf bir "hav" sesi çıkartır. Prenses çok sevdiği köpeğine bakar ve şöyle der; - ''Kopeğimi yakışıklı bir prense dönüştürebilirmisin?''. Tam o anda, şimdi güzel bir prenses olan yaşlı kadının önünde dünyada hiç kimsenin görmediği kadar yakışıklı bir prense dönüşür köpek. Hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar yakışıklıdır bu prens. Kadın ona büyük bir hayranlıkla bakar ve o anda ona aşık oluverir. Prens ona doğru yaklaştığında kadının heyecandan dizleri titremeye başlar. Prens ona doğru eğilir ve dudakları neredeyse kadının kulağına değecek şekilde şöyle fısıldar; - ''Eminim şimdi, zamanında beni hadım ettirdiğine çok pişmansın''...

Doktor

Sarışın yanmış iki kulağıyla doktora gider. Doktor; - Kulaklarına ne oldu . sarışın; - Ütü yapıyordum ve telefon çaldı. Ben de telefon diye ütüyü koydum kulağıma . Doktor; - Peki öteki kulağına ne oldu? . sarışın; - Lanet olası tekrar aradı

Golf

Bir cumartesi sabahı.. İki genç kadın golf oynuyorlar. Sarışın olanı topu dikmiş sopayı öyle bir savurmuş ki top havada kurşun gibi uçmuş, öbür delikte golf oynayan bir erkeğe o hızla çarpmış.. Kadınlar dehşet içinde, erkeğin iki elini bacaklarının arasında kelepçeleyip iki büklüm kaldığını görmüşler. Sarışın hızla oraya koşmuş ve özür dilemeye başlamış.. - Lütfen izin verin size yardım edeyim ben bir fizik tedavi uzmanıyım ve eğer izin verirseniz çektiğiniz acıyı azaltabileceğimi biliyorum . - Yooo.. Yooo.. Gerek yok diye inler gibi konuşmuş adam, elleri hala bacaklarının arasında kelepçeli.. - Önemli değil birkaç dakika içinde düzelirim merak etmeyin . Sarışın ısrar etmiş öyle ısrar etmiş ki adamİ; - Peki demiş sonunda.. Kadın çok yumuşak hareketlerle adamın ellerini birbirinden ayırıp iki yana sarkıtmış önce. Sonra adamı çimlere uzatmış. Pantolonun kemerini gevşetmiş.. Elini içeri sokmuş ve masaj yapmaya başlamış biraz sonra sormuş; - Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi . - Harika demiş adam. - Harika hissediyorum ama baş parmağım hala fena halde zonkluyor ..

Halo anne

Büyük sehirde yasamini sağlayan sarisin kız annesine telefon edip yakinda ziyaretine gelecegini müzdelemek ister. Cep telefonunun nasıl çalıştirip kullanacagini bir türlü öğrenemediğinden, gider bir tele cafeden anasina telefon acmak ister ,iceri girer sorar -Burdan Paristeki anama telefon acmak istiyorum kac para tutar , -Görevli anasinin gözü tabi ,fistik gibi sarisindan yararlanmak ister , -Yüz dolar tutar -AAA çok pahali, bunun daha ucuz yollusu yokmu , -gelin benimle ,kizi alir arka odalardan birine götürür,kiza önünde diz cökmesini söyler,sarisin hemen söyleneni yapar, adam ,şimdide fermuarimi ac, sarisin bunuda yapar,adam şimdi onu disari çıkar ve basla der, sarisin söylenenin aynısini yapar ,adamın .aragini eline alir .aragin ucunu kulagina doğru tutar tassaklara doğruda , -halo anne halo halo.

hamam tası

İki esrarkeş tövbe etmek için abdest almaya hamama giderler. Locada soyunurlarken birisinin cebinden sigaralık çıkar. -Ben bunu içeceğim. -Hayır hani tövbe edecektin. -Para verdim. Güzelce sarar. Bir nefes,iki nefes derken dünya döner. Tam bu sırada locanın kapısı açılır ve muhafızlar içeri girer. -Burası kralın boşaltın. -Esrar içen “Alem buysa kral benim.” Kral gelir.Aksilik buya ayağı takılır düşer ve ölür. Muhafızlar krala benzeyen esrarkeşi tutup saraya götürürler. Önüne 3 tane ip getirirler ve derlerki: -Birinci ipi çek sarışınlar gelsin, ikinci ipi çek esmerler gelsin, acıktınmı üçüncü ipi çek. Bir süre sonra 1. ip.Öfff alem. Bir süre sonra 2.ip.Öfff alem. Karnı acıkır 3. ip. Altın taslar içinde yemekler. Yer içer sonunda sıkışır. Arar tarar fakat tuvaleti bulamaz. Tutar yemek yediği altın tasların birisinin içine sıçar. Tam o anda kafasında küt diye patlar. - Hamam tellağı: “ Ulan bir otuzbir çektin anladık,ikinciye de okey hamam tasına sıçmanın alemi neydi.”

ıslanacaksın

İki sarışın, anahtarı içeride unuttukları için arabanın kapısını telle açmaya çalışırlar. Biri diğerine : - Çabuk ol, yağmur başladı, ıslanıyorum" der. Diğeri bunun üzerine : - Ne fark ederı Içerde de ıslanacaksın... - Aaa hakkaten yaa. Bizim arabanın üstü açık...

Kahraman görevli

Sarışın bir gün ata binmeye karar veriyor. Daha önceden hiç ders almamasına rağmen yardım istemeden sıçrayarak atın üstüne çıkmayı başarır. Ancak atın üstüne çıktığı anda at harekete geçer ve hızlanarak yola koyuluyor. Biraz ürken sarışın atın boynuna sıkıca tutunur. Bu arada at biraz daha huysuzlanarak üstündekini atacakmış gibi çırpınmaya başlar. Sarışın atın altına doğru kayarken can havli ile atın yelesine tutunur. Bir eli yelede bir ayağı üzenğide yere düşecek gibi hızla hareket eden atın altında durmaya çalışırken, lunaparkın kahraman görevlisi gelerek atlı karıncayı durdurur.

Yavaşla

Temel otobanda gidiyormuş...bir levha görmüş ---yavaşla 60--- Temel gayet doğal bir şekilde yavaşlamış. Bir süre sonunda bir levha daha görmüş ----yavaşla 40--- Temel şaşırmış ''Allah Allah etrafta bir sorun da yok ama ne olur ne olmaz diye yavaşlamış. 40 ile giderken bir bakmış bir levha daha ---yavaşla 10--- Olmaz böyle şey yahu demiş ama tıpış tıpış 10 ile gitmeye başlamış. Uzun bir süre gittikten sonra son levhayı görmüş...----yavaşla'ya hoşgeldiniz----

kapı

Sarışın psikiyatriye giderek derdini anlatıyordu; - ''Hep aynı rüyayı görüyorum bir kapı var, üzerinde bir yazı kapıyı itiyorum, itiyorum bir türlü açılmıyor. Ter içinde uyanıyorum''. - ''Kapının üzerinde ne yazılı peki?''. - ''Çekiniz''...

KASAYI BOŞALT

Bir Sarışın birde Esmer bayan köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler. Esmer bütün gece oturup plan yapmış. Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soygunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış: - "İyi anladın değil mi ı" diye de sormuş. "Burası küçük bir semt bankası, bir tek güvenlik görevlisi var. Işi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim." Binmişler arabaya, gitmişler bankaya. Esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş. 5 dk. geçmiş. 10 dk. geçmis. 15 dk. geçmiş. Esmer korkmaya baslamış. Tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış. Önde sarışın elinde bir ip. Ipin ucuna kasa baglanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor. Arkasından güvenlik görevlisi "DUR" diye bağırarak ateş ediyor. Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş. Sarışın arabaya atlamış. Esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş: - "Bir de bana planı tam anladığını söylemiştin !.. " - "Anladim tabii..." - "Ben sana GÜVENLIK GÖREVLISINI BAĞLA, KASAYI BOŞALT demiştim.

Kestiririz be agam

Köyün ağasının oğlu komşu köyün ağasının kızına sevdalanır. Oğlanın babası, amcaları toparlanıp komşu ağanın kızını istemeye giderler. Karşılama faslından sonra pazarlık başlar. Kızın babası aç gözlü olduğu gibi kızı vermeye'de pek niyeti yoktur. işi yokuşa sürmeye başlar.. - ''5 inek, 1 boğa isterim''. karşı taraf kızı almaya kararlıdır. - ''Veririz ağam''. - ''100 baş koyun isterim''. - ''Veririz ağam''. - ''Dere boyundaki 5 tarlanızdan birini isterim''. - ''Veririz ağam''. Kızın babası iyice bastırır; - ''6 metre altın kordon isterim''. Oğlan tarafı birbirine bakar; - ''Onu da veririz ağam''. Kızın babası kendince son darbeyi vurur; - ''Damatta 30 santimlik alet isterim'' deyince oğlanın babası, amcaları yerlerinde şöyle bir kımıldanıp birbirlerine bakıp kaş göz ederler. Oglanın babası derin bir nefes alıp cevabı yapıştırır; - ''kestiririz be ağam''...

Bizim Postacı

Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa'nın resmi önünde dua ediyor:
- "Tanrım anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver. Güle güle anneanne." Adam bir anlam verememiş bu duaya. Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneanne sizlere ömür. Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
- "Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba." Ertesi gün büyük baba da ölmüş. Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
- "Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba." Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmiş yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri. Sapasağlam. Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor. Adam:
- "Ne oldu hanım?" Kadın:
- "Bizim postacı, ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!"

Boynuzların Çıkmaya Başlamış

Adam evlenir ve üzerinden 10 sene geçer. Fakat çocuğu olmaz. Yurt dışına göreve gider. Hanımından gelen mektupta hamile olduğu yazılıdır. Yurda döndüğünde ise hanımı doğurmuştur ama çocuk zencidir. Hanımına sorar:
- "Hanım ne sizin sülalede ne de bizim sülalede zenci yok. Esmer bile yok. Bu iş nasıl oldu?" Hanım:
- "Çocuğu doğurduktan sonra sütüm gelmedi. Mecburen bir süt anne tuttuk. Onun sütünü emdi. Sütanne zenciydi. Herhalde bu yüzden böyle oldu" der. Adam ikna olmuşa benzer ama içinde yine de ufak bir kuşku vardır ve bunu bilse bilse annem bilir düşüncesiyle annesine sorar. Anne:
- "Olmaz olur mu oğlum tabii ki olur. Seni doğurduğumda benim de sütüm gelmemişti ve seni inek sütüyle beslemiştim. Bak boynuzların çıkmaya başlamış bile!"

Köpeğin Çanağı

Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:
- "Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz?" Kapıyı açan çocuk adamın yüzüne bakarak:
- "İstersen ayran getireyim" der. Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir. Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
- "İstersen daha getireyim" der.
- "Zahmet olur yavrum."
- "Hayır ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!" Bunun üzerine adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:
- "Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı."

Ben de Geliyorum

Anne ve babası ile uzun bir tartışmadan sonra bıyıkları yeni terleyen delikanlı, bavulunu toplamış:
- "Sakın beni durdurmaya kalkmayın. Ben heyecan istiyorum, aşk istiyorum, coşku istiyorum, bol para,  güzel kızlar istiyorum. Bu evde bunların hiçbiri mümkün değil." demiş. Sonra kapıya doğru yürümüş. Babası arkasından:
- "Dur" diye bağırmış. Delikanlı:
- "Size söylemiştim, beni durdurmaya teşebbüs etmeyin diye" demiş. Babası oğlu bahçe kapısından çıkarken yeniden bağırmış:
- "Dur bekle. Ben de geliyorum."

Ressam çocuk

İlkokul 5. sınıfta resim dersinde öğretmen -”çocuklar konu serbest, hayvan resimleri çizin bakayım” dedi. 10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldırdı. Öğretmen yanına geldi. Resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu. Çocuğun bu sinekten şikayetçi olduğunu zanneden Öğretmen eliyle sineği kovaladı ama hayvan hiç hareket etmedi. Biraz daha dikkatli bakınca da sineğin gerçek olmadığını fark etti. Bu bir sinek resmiydi. Öğretmen şaşkınlıkla sordu; -Sen mi yaptın oğlum bu resmi? -Evet öğretmenim. -Peki bir de at resmi yap bakayım. Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizdi ki, at, sanki kağıttan fırlayıp çıkacak. O kadar canlı. Şaşıran öğretmen: -Yavrum beni hemen babana götür. Sen müthiş bir yeteneksin. Burada harcanmaman gerekir. Derhal güzel sanatlara transfer olman lazım. Babanla konuşmalıyım, dedi. Son dersten sonra Ahmet’le beraber yola koyuldular. Dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler. İçerde, yatakta, dizlerini karnına çekmiş, üzerinde yorganı bir adam yatıyordu. öğretmen konuşmaya başladı; -Geçmiş olsun efendim. -Teşekkürler. -Ben oğlunuzun. -Allah kahretsin oğlumu. -Aman böyle söylemeyin, yaptığı resimler. -Onun yaptığı resimler yerin dibine batsın. -Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun. -Yeteneğine başlatmayın şimdi. -Peki ne oldu, niçin böyle kızgınsınız oğlunuza? -Neden olacak, dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. Bu eşşoğlu sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş.

Bana Yüzme Öğretiyor

Baba bir tamirat işi ile uğraşmaktadır. Oğlu gelip:
- "Baba ya o öyle olur mu? alttan ittireceksin, Ya baba bırak Allah aşkına, o tornavidayla olmaz o, şununla yapsana" diye babasına akıl vermeye kalkar. Babası dayanamaz, işi bırakır ve:
- "Bak oğlum, bir gün dedenin dükkandayım. Saat tamir ediyor rahmetli. Ben de omuzundan bakıyorum. Dedim ki:
- "Baba şunu şöyle yap, bunu böyle yap." Deden elindeki işi bıraktı, bana döndü, anlatmaya başladı:
- "Bir gün devenin biri coşkun akan bir ırmağın kenarına gelmiş, maksadı karşıya geçmek. Suya girmiş, yürümeye başlamış. Biraz açılınca akıntıdan ayakları yerden kesilir gibi olmuş. O esnada korkudan yapıvermiş. Deve bakmış ki boku suda batıp çıkıyor, girdaplara gire çıka, döne döne uzaklaşıyor, içinden geçirmiş:
- "İşe bak yahu, sıçtığım bok bana yüzme öğretiyor."

Takat

Baba oğluna nasihat vermektedir:
- "Oğlum arabada yaşlı birini ya da bir bayanı görürsen hemen yer vereceksin." Çocuk tam evet diyecekken masanın üzerindeki babası ve annesine ait fotoğrafı görür. Orada babası oturuyor, annesi ise ayaktadır. Çocuk merak edip sorar:
-"Baba sen orada niye oturuyorsun? Hem annem niye ayakta?" Baba lafı düzeltmeye çalışır ama çocuk ısrarla aynı soruyu yinelemektedir. Baba en sonunda dayanamayıp söyler:
- "Bak oğlum, o fotoğrafı annenle evlendiğimiz günün ertesi günü çektirmiştik. O gün ne annende oturacak hal, ne de bende ayakta duracak takat vardı." der.

Görgü Kuraları

Babası oğluna görgü kurallarını öğretiyordu:
- "Örneğin oğlum, bir eve gittik. Onları yemek yerken gördük, ilk sözümüz ne olmalı?"
- "Afiyet olsun" der oğlu. Baba:
- "Peki neden bu söylenir?" deyince oğlu:
- "Neden olacak, buyurun desinler diye."

Yarım Bardak Su

Gölden, denizden uzak bir köyde öğretmen, öğrencilerine göl, deniz, okyanus kavramlarını öğretmeyi düşünmüş. Bir gün yarım bardak suyla sınıfa girmiş. Çocuklara sormuş:
- "Çocuklar bu gördüğünüz nedir?"
- "Yarım bardak su" öğretmenim.
- "Şimdi gözünüzü kapayın bakayım. Kapadınız mı?"
- "Kapadık öğretmenim"
- "Bu suyu büyütün, büyütün, büyütün"
- "Büyüttük öğretmenim."
- "Ne oldu biliyor musunuz?"
- "Bilmiyoruz öğretmenim"
- "Göl oldu, göl. Yine kapayın gözlerinizi. Daha da büyütün bu suyu. Şimdi ne oldu biliyor musunuz?"
- "Bilmiyoruz öğretmenim"
- "Deniz oldu. Kapayın yine gözlerinizi. Daha, daha, daha büyütün bu suyu. Şimdi de okyanus oldu. Öğrendiniz mi çocuklar?"
- "Öğrendik öğretmenim"
- "Peki, söyle bakalım Mehmet neymiş okyanus?"
- "Kocaman bir bardağın içinde, yarım bardak sudur öğretmenim."

Ekran Koruyucu

Bill Gates ölmüş ve cennet ya da cehennemden birini seçmesi söylenmiş. Bill önce cehenneme gitmiş, deniz kenarında, harika bir gün batımı yaşanmaktaymış, kızarmış köpükler kumları yalıyor, hafif ılık rüzgarda palmiyelerin yaprakları nazlı nazlı sallanıyormuş. Bill:
- "Allah Allah bize hiç böyle anlatmamışlardı." demiş. Sonra cennete gitmiş. Orası da fena değilmiş ama doğrusu cehennemle kıyaslanmazmış. Bill:
- "Cehennemi seçtim" demiş. Güzel düşler kurarak kapıdan girdiğinde tam da bildiği cehennemle karşılaşmış; kazanlar kaynıyor, zebaniler ortalıkta dolaşıyor, alevler gökyüzünü kızıla boyuyormuş. Bill:
- "Benim ilk gördüğüm cehennem böyle değildi" demiş. Zebani:
- "O ilk gördüğün sadece ekran koruyucuydu"

Politika

Bir bürokrat yoksul bir adamı ziyarete gitmiş demiş ki:
- "Senin oğlana bir eş bulalım, zamanı geldi artık." Adam:
- "Ben hayatımda oğlumun işine karışmadım." demiş. Bürokrat:
- "Ama demiş bu kız Rahmi Koç'un kızı" deyince Adam:
- "Aaaa tamam o zaman" demiş ve durumu kabul etmiş. Sonra bizim bürokrat Rahmi Koç'un evine gitmiş:
- "Kızınız için harika bir koca adayı buldum" demiş. Rahmi Koç şaşırarak:
- "Ama benim kızım daha çok küçük" diye itiraz etmiş. Bürokrat:
- "Ama bu genç adam Dünya Bankasında başkan yardımcısı" deyince kızın babası:
- "Aaaa tamam o zaman" diyerek duruma hemen razı oluvermiş. Sonunda bizim bürokrat Dünya Bankası başkanını ziyarete gitmiş ve demiş ki:
- "Başkanım, size harika bir başkan yardımcısı adayı buldum" Başkan:
- "İyi ama benim zaten ihtiyacımdan fazla yardımcım var" deyince Bürokrat:
- "Ama bu Rahmi Koç'un damadı" demiş. Başkan da:
- "Aaaa tamam o zaman" demiş. İşte politika budur.

Pratik

Bir genç kız, özel bir kliniğe hemşire olmak üzere başvurmuştu. Kliniğin müdürü kıza sordu:
- "Pratiğiniz var mı acaba?"
- "Elbette var efendim. Ağabeyim boksördür. Annem ata biner. Babam da milletvekili. Hepsinin pansumanlarını evde ben yaparım."

Zula

Bir gün bir adam ile kızı, karayoluyla Hakkariden Şırnağa gidiyorlarmış Arabalarının bagajında da bir sandık dolusu altın ve mücevher varmış. Güle oynaya yollarına devam ederken birden yollarını teröristler kesmiş. Adamı arabadan indirmişler, kızı da arabanın arkasından dolanarak babasının yanına gelmiş. Teröristler üstlerini arayıp bişey bulamıyınca arabayı alıp kaçmışlar. Adam yolun kenarına çökmüş:
- "Gittii altınlar!" diye yakınmaya başlamış. Bunu görünce kız:
- "Üzülme baba onları aşk üçgenime sakladım" demiş. Adam bunu duyunca iyice kendini yerden yere atıp:
- "Tüüh,tüh! Anan da gelseydi, arabayı da kurtarırdık" demiş.

Bir öykü

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından firlayarak önlerini kesti. Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı. Nasıl olsa bir sure sonra gideceklerdi. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıstı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti. Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard´da okuyan ogullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki onun anısına okul sınırları içinde bir yere bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. “Madam” dedi sert bir sesle, “Biz Harvard´da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner.” “Hayır, hayır” diyerek haykırdı, yaşlı kadın. “Anıt değil. Belki, Harvard´a bir bina yaptırabiliriz”. Rektör yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak “Bina mı?” diyerek tekrarladı. “Siz bir binanın kaça mâl olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptıgımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı.” Tartışmayı noktaladıgını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü : “Üniversite inşaatına başlamak için gereken para buymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?” Rektor´un yüzü karmakarısıktı. Yaslı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford, dışarı çıktılar. Doğru Californiaya´ya, Palo Alto´ya geldiler. Ve Harvard´ın artık umursamadıgı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular. Amerika´nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD´u.

Züpermen

Temeli kaçırmışlar. Zorro'da onu kurtarmaya gelmiş ve kaçıran adamı bir kaç hareketle etkisiz hale geldikten sonra elbiselerine Z harfi çizmiş.
Temel hayranlık içinde Zorro'ya baktıktan sonra bağırmış:
- "Teşekürler Züpermen."

Kamyon Şoförü

Bir kamyon şoförü 30 kişiyi ezerek öldürmüş. Mahkemeye çıkmış. Hakim sormuş:
- "Anlat bakalım, nasıl oldu?" Şoför anlatmaya başlamış:
- "Kamyonla yokuştan aşağı inerken arabamın fireni patladı. Benim de durmam için sağa veya sola çarpmam gerekiyordu. Sağ tarafta küçük çocuk, sol tarafta da 30 kişi vardı. Ben de sağ tarafa çarpmaya karar verdim" demiş. Hakim de sinirlenerek sormuş:
- "E o zaman nasıl 30 kişiyi ezdin?" Kamyon şoförü de:
- "Ben ne yapayım, çocuk birden bire karşıya geçti" demiş.

Karne

Bir gün Hasan koşarak odaya girdi ve elindeki karneyi babasına uzattı. Babası karneye şöyle bir göz atar:
- "İyi bir iş yapmışsın gibi bu karneyi sıkılmadan bana gösterebiliyorsun değil mi?" diye çıkıştı.
- "Şu karnenin haline bak. Beden dersinden başka iyi not var mı şunda?" Hasan gayet sakin, cevap verdi:
- "Ama babacığım, kızma! Bu benim değil senin karnen. Eski kitaplarının arasında buldum."

İki Kaide

Büyük bir iş adamı oğluna öğüt veriyordu:
- "Oğul. İş hayatında muvaffak olmak istiyorsan iki kaideye daima riayet edeceksin."
- "Neymiş onlar baba?"
- "Birincisi şerefli olmak. İkincisi de ihtiyatlı olmak."
- "Şerefli olmak nedir baba?"
- "Daima, başına felaket geleceğini bilsen bile, verdiğin sözden asla dönmemektir."
- "Anladım. Peki ya ihtiyatlı olmak ne demektir baba?"
- "O da hayatında asla söz vermemektir oğlum."

Bu Bir

Çocuk dedesine sormuş:
- "Dede, ninem ile kaç yıldır evlisiniz?"
- "40 yıldır evlat" demiş dede.
- "Peki ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim bunun sırrı nedir?"
- "Otur evlat anlatayım. Evlat biz ninen ile evlendiğimizde elde avuçta bir şey yok, kimsem de yoktu. Ben nineni bizden oldukça uzaktaki köyden aldım, nikahımız kıyıldı, benim at arabasına ninenin üç beş eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda benim atın ayağı sürçtü ve tökezledi. Ben 'Bu bir' dedim. Devam ederken bir daha tökezledi, ben yine 'Bu iki' dedim. Köye de daha epey yolumuz vardı, bizim atın ayağı bir daha tökezleyince 'Bu üç' dedim ve çektim belimden tabancayı, atı orada vurdum. Ben atı vurunca ninen başladı bana söylenmeye 'Biz şimdi nasıl gideceğiz, niye durup dururken atı vurdun. Sende hiç akıl yok mu? Bu eşyaları nasıl götüreceğiz?' Ben de döndüm ninene 'bu bir' dedim. O gün bugündür, gül gibi geçinip gidiyoruz."

Daha Çok Pasta

Çocuk okuldan bir gözü şiş olarak dönünce annesi telaşlandı:
- "Oğlum, ne oldu gözüne? Düştün mü yoksa?"
- "Hayır düşmedim. Arkadaşım Orhan' la dövüştük. Ben de yarın onun gözünü şişireceğim!" Annesi yatıştırmaya çalıştı:
- "Sakın ha! Dövüşmek iyi bir şey değil. Ben sana yarın pasta, çörek vereyim. Arkadaşına da ver, barışın. Güzel güzel oynayın olmaz mı?"
- "Olur anneciğim, barışırım" Ertesi gün çocuk öteki gözü de şişmiş olarak döndü. Annesi merakla sordu:
- "Yine ne oldu?"
- "Arkadaşım yaptı; daha çok pasta, çörek istiyor!"

Dolmuşun Peşinden

Çok cimri bir adamın oğlu babasına anlatıyordu:
- "Babacım babacım bugün çok sevinçliyim" Baba:
- "Neden?" Çocuk:
- "Bugün okuldan gelirken otobüse bineceğime peşinden koştum eve geldim" Baba:
- "Hay akılsız oğlum, dolmuşun peşinden koşsaydın ya. Dolmuş parası daha pahalı. Daha fazla kar etmiş olurduk."

Kavga edecez

Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus'un biri Dağıstanlının arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:
- "Kavga edeceğiz" der. Rus:
- "Abi affet özür diliyorum"
- "Yok biz kavga edeceğiz"
- "Abi polis çağıralım hata kiminse ödesin"
- "Yok kavga edeceğiz"
- "Tamam abi ben sizin hasarı ödeyeyim kavga etmeyelim"
- "Yok baba biz kavga edeceğiz"
- "Abi ben sizin hasarı ödeyeyim, alın araba da sizin olsun"
- "Mümkün değil kavga edeceğiz"
- "Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3 e 1 olmaz valla."
Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve:
- "Geç lan karşıya kavga edeceğiz."

Düt Düt

Dedesi, torununu gezdiriyordu. Önlerinden çok güzel bir otomobil geçer. Dedesi:
- "Bak yavrum 'düt düt' geçiyor." der. Çocuk gayet sakin bir cevap verir:
- "Dedeciğim, o 'düt düt' dediğin; sekiz silindirli, otomatik vitesli, doksan sekiz model bir Mercedestir."

Sarayda Bulunmuş muydu?

Eski Roma İmparatoru, ülkesinde kendisine çok benzeyen birisi olduğunun haberini alır. Bu kişiyi buldurup huzuruna çağırır. Adamla karşılaştığında çok şaşırır ve sorar:
- "Annen daha önce sarayda bulunmuş muydu?" İmparatorun sorusunun altındaki anlamı hisseden genç adam yanıtlar:
- "Annem değil ama babam hizmetçi olarak bulunmuştu."

Zırnık Bile Düşmez

Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:
- "Aman Sultanım, koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?" Fatih Sultan Mehmet:
- "Nereden kardeş oluyoruz" diye sorunca, dilenci:
- "İkimiz de Hazreti Adem’ in çocukları değil miyiz? Elbette kardeşiz." demiş. Fatih Sultan Mehmet:
- "Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez." demiş.

Boks Hakemi

Bir gün babası oğlunu alıp karşısına oturtur ve der:
- "Oğlum iki senedir okula gidip geliyorsun, sadece ona kadar sayabiliyorsun. Ne olacaksın sen bu gidişle bilmem?" Çocuk babasına gülümseyerek:
- "Babacığım merak etme, ben boks hakemi olmaya karar verdim" der.

Dilenci

İlkokula giden oğlunu karşısına alan baba, başladı nasihate:
- "Bak oğlum. Oku ve hayatını kazan. Yoksa dilenci olursun."
- "Dilenci mi?"
- "Evet dilenci"
- "Bunu daha önce söylesene baba! Ben de okula bile gitmeyen bu zenginler, bu kadar parayı nereden kazanıyor diye merak ediyorum."

Sizi Yakalamaya Çalışıyoruz

İki çocuklu bir aile varmış. Bir kız bir oğlan. Akşam olmuş ve bunlar yatmaya gitmişler. Oğlan çocuğu annesiyle babasının odasından garip sesler duymaya başlamış. Gitmiş ve sormuş babasına:
- "Ne yapıyorsunuz baba annemle?" Çocuğun babası:
- "Motosiklete biniyoruz" demiş.  Çocuk odasına gittikten sonra babası garip sesler duymaya başlamış, odaya gitmiş, çocuklarına sormuş:
- "Oğlum ne yapıyorsunuz siz kardeşinle?"
- "Motosikletle sizi yakalamaya çalışıyoruz."

Uyuşturucu

İki genç uyuşturucu içerken yakalanmışlar ve Cuma günü mahkemeye çıkarılmışlar. Hakim:
- "Bakın çocuklar daha çok gençsiniz. Size 2. bir şans veriyorum. Hafta sonu elinizden geldiğince insanları uyuşturucudan vazgeçirin Pazartesi görüşelim." demiş. Hafta sonu geçmiş. Hakim:
- "Eeee ne yaptınız anlatın bakalım" 1.Genç:
- "Ben 17 kişiye uyuşturucuyu bıraktırdım." Hakim:
- "Çok güzel nasıl yaptın?" 1.Genç:
- "İki daire çizdim. ( O o ) şeklinde ve 1.si uyuşturucudan önceki beyniniz, 2.si ise uyuşturucudan sonraki beyniniz deyince inandılar." Hakim:
- "Güzel, inandırıcı. Serbestsin" demiş. 2.gence dönerek:
- "Ya sen?" demiş.  2.Genç:
- "Ben 156 kişiye bıraktırdım." Hakim:
- "İnanılmaz, nasıl yaptın?" 2.Genç:
- "Ben de 2 daire çizdim. ( o O ) şeklinde. 1. daire uyuşturucudan önceki kıçınız, 2.si ise hapishaneden sonraki dedim"

Mutlu Bebek

İki gey birlikte yaşamaktadır. Her şey çok iyi gitmekte oldukça iyi geçinmektedirler. Sonunda evlenmeye karar verirler. Evlilikleri de oldukça mutludur ancak tek bir dertleri vardır oda çocuk sahibi olamamak. Bu onları yiyip bitirmektedir. Bir gün akıllarına bir fikir gelir kiralık bir anne bulacaklar spermlerini birleştirerek mikro enjeksiyon yöntemi ile hamile bırakacaklardır. Operasyon gerçekleşir ve bebeklerinin doğumunu beklemeye başlarlar. Doğum günü gelmiştir ve her ikisi de heyecanla hastane koridorunda beklemektedir. Sonunda hemşire gelir ve:
- "Müjde nur topu gibi bir oğlunuz oldu" diyerek mutlu haberi verir. Çok heyecanlanan gey'ler bir an önce bebeklerini görmek isterler ve yeni doğan bebeklerin olduğu bölüme hemşire ile birlikte giderler. Fakat bütün bebekler feryat figan ağlamakta ancak bir bebek mutluluktan uçarcasına gülücükler atmaktadır. Heyecanla hemşireye bebeklerinin hangisi olduğunu sorduklarında hemşire:
- "Gülen bebek sizinki" der. Şaşıran geyler:
- "Nasıl olur bütün bebekler ağlarken bizim bebeğimiz gülüyor?" Hemşire:
- "Kıçındaki dereceyi çekeyim siz o zaman görün ağlamak nasıl oluyor."

Yağmurluk

İkiz kardeşler annelerinin karnında papaz kaçtı oynuyorlarmış. Derken diğeri ötekine seslenmiş:
- "Hey kapı açılıyor" demiş. Öteki de:
- "Olsun gelen babamdır" demiş. Diğeri:
- "Değil" deyince Öteki:
- "Nereden anladın?" diye sormuş. O da:
- "Babam hiç yağmurluk giymez ki? demiş.

Hangisi Senin Baban?

Karakolun kapısından içeri bir küçük oğlan girmiş:
- "Polis amca, lütfen yardım edin, babam sokakta 3 kişiyle kavga ediyor." demiş. Birlikte sokağa inmişler. Gerçekten de çocuğun babası 3 tane adamla tekme tokat dövüşüyormuş. Polis sormuş:
- "Peki hangisi senin baban?" Çocuk cevap vermiş:
- "Bilmiyorum. Zaten bu yüzden kavga ediyorlar."

Kırık Anten

Kaynana geline devamlı söylenirmiş:
- "Babanın evinden ne getirdin?" diye. Gelin sonunda dayanamamış:
- "Daha ne getireyim?" demiş ve göğüslerini göstererek:
- "Kristal avize" demiş. Göbeğini göstererek:
- "6 metrekare bünyan halı" demiş. Ekmek teknesini gösterip:
- "Renkli televizyon" demiş. Sonra kaynanaya sormuş:
- "Oğlun ne getirdi? kırık bir anten, o da oynamazsan göstermez."

Beş Lira

Küçük çocuk yolun ortasında hüngür hüngür ağlıyordu. Yaşlı bir hanım acıyarak sordu:
- "Ne için ağlıyorsun evladım?"
- "Beş liramı kaybettim."
- "Peki al sana beş lira." Yaşlı hanım bir iki adım yürüdü. Küçük çocuk yine ağlamaya başladı. Hanım döndü:
- "Peki şimdi neden ağlıyorsun?"
- "Nasıl ağlamam? O beş liramı kaybetmeseydim şimdi on liram olacaktı."

Balon

Küçük çocuk, annesinin kendisini yıkadığı bir anda annesinin göğüslerini göstererek:
- "Anne bunlar ne?" diye sorar. Ne diyeceğini bilemeyen annesi:
- "Yarın kahvaltıda babana sorarsın" diyerek geçiştirir. Ertesi gün kahvaltıda çocuk soruyu bu kez de babasına sorar. Baba:
- "Oğlum onlar birer balon, annen öldüğü zaman onları şişireceğiz ve annen de cennete uçacak" diye cevap verir. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra, bir gün eve erken gelen baba, küçük çocuğu gözyaşları içinde bulur:
- "Baba koş, annem ölüyor." Babası:
- "Nereden anladın yavrum?"
- "İçerideki amca annemin balonlarını şişiriyor ve annem de "Tanrım, geliyorum" diye bağırıyor."

Görüntü

Küçük Said televizyona fena alışmıştı. Her şeyi televizyon gözlüğüyle görüyordu. Bir gün annesi şiddetli soğuk algınlığından yatağa düşmüş, göğüs ağrısından konuşamıyordu. Akşam babası gelince sordu:
- "Annen nasıl oğlum?"
- "Görüntü fena değil ama ses gitmiş."

Bin Yaşında Sinek

Hayatında ilk kez helikopter gören Temel yanındaki Dursun a soruyor : - Ula bu ne öyle? Dursun cevap veriyor: - Olsa olsa pin yasunda bi sinektur...

Işıkları açmadığın için mutlu musun?

Işıkları açmadığın için memnun musun? İngiltere'de okuyan iki Türk kızı yurttta aynı odada kalıyorlarmış. Bir gece kizlardan biri arkadaşının evine ders çalışmak için gidecekmiş. Diğer kızla vedalaşıp çıkmış ama daha yurttan 100 metre falan uzaklaşmış ki ders kitaplarından birini unuttuğunu farketmiş. Odaya geri dönmüş tabiyatıyla. Kapıyı açtığında ışıkların kapalı olduğunu görmüş. "Banu yattı heralde" diye düşünüp ayaklarının ucuna basa basa karanlıkta kitabını aramış. Bulamayınca da, "Şimdi kızcağızı rahatsız etmeyim, nasılsa arkadaşımda aynı kitaptan var. İdare ederiz artık" deyip çıkıp gitmiş. Ertesi sabah sınavdan sonra odasına döndüğünde bir de ne görsün! Oda baştan aşağı kan içinde! Arkadaşının vücudu da parçalar halinde oraya buraya dağıtılmış. Duvarda da (muhTemel'en kızın kanıyla yazılmış) bir yazı varmış: "Aren't you glad, you didn't turn on the lights?" (Işıkları açmadığın için memnun musun?)

zenci hizmetçi

Mutlu babayı yeni doğum yapan genç eşinin odasına aldılar. Adam sevinç gözyaşları içinde karısını öptü. Sonra yanındaki beşiğe eğildi. Bir de ne görsünı Beşikte siyah bir bebek yatmıyormuı Tabii dehşetle geri çekildi. Fakat daha tek kelime etmesine fırsat bırakmadan, karısı ciyak ciyak bir sesle atıldı: - Budala, ne var bunda şaşacakı Evdeki zenci hizmetçi kızla seviştiğini inkarmı edeceksin yaniı

Ormanda Maliyeciler

Ormana maliyecilerin geldiğini duyan kaplumbağa hızlı adımlarla kaçmaya çalışırken ayıyı görmüş, ayı niye kaçtığını sorunca kaplumbağa:
- "Nasıl kaçmam, bende bir ev, hanımda bir ev, çocukta bir ev. Kesin bir açığımızı bulurlar" demiş. Bunu duyan ayı da kaçmaya başlamış. Ayıyı gören maymun niye kaçtığını sorduğunda ayı:
- "Nasıl kaçmam, bende bir kürk, hanımda bir kürk, çocukta bir kürk. Bu maliyeciler kesin bir açık bulurlar" demiş. Bunu duyan maymun da kaçmaya başlamış. Bir süre gitmiş ve durup düşündükten sonra:
- "Ben niye kaçıyorum ki, benim kıçım açıkta, hanımın kıçı açıkta, çocuğun kıçı açıkta."

Trafik Cezası

Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 50 mil olduğu yerde 73 mil ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti; “İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer.” diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob değil mi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için. - “Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç”. - “Merhaba Jack” Bob gülümsemiyordu. - “Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın”. - ‘‘Evet öyle” Bob umursamaz görünüyordu. - “Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu akşam; patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?” - “Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum.” diye cevapladı Bob. - “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü Jack. “Beni kaç ile giderken yakaladın?” - “Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?” dedi Bob. - “Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda takometreye baktım. Sadece 65 mil ile gidiyordum.” - “Lütfen Jack, arabana gir” diye üsteledi Bob. Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu. - “Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç pazar kiliseye gitmeyecekti Jack. Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack’a bir kağıt verdi ve gitti. - “Ceza değil bu” diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti. Kağıtta şunlar yazıyordu: “Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben. Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kere de başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hâlâ kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, bir tek oğlum kaldı.” Jack, 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı. Bob’u şimdi daha iyi anlayabiliyordu.

Sirk

Ruslar, Kırşehir'de gösteri yapmak için bir sirk getirmiş. Sirk gösterilerinin başlamasına kısa bir zaman kala maymun ölmüş. Yenisini getirmeleri mümkün olmadığından, çare aramaya başlamışlar. Sonunda bir Kırşehirli'ye maymun kıyafeti giydirmeye karar vermişler ve hiç konuşmaması için sıkı sıkı uyarmışlar. Kırşehirli, kafesine geçip, hoplayıp zıplamaya, çocukların attıkları fıstıkları yemeye başlamış. Kendisini o kadar kaptırmış ki, zıplarken, birden yandake aslan kafesine düşmüş. Can havliyle 'imdaaat' diye bağırmaya başlamış. Aslan, Kırşehirli maymunun kulagına eğilip 'Çaktırma lan, sus. Ben de Kırşehirli'yim' demiş.

Çılgın Moruk

Yaşlı bir amca parkta bir banka çökmüş etrafı seyrediyormuş. Derken yanına bir delikanlı gelmiş ki saçları yeşil, kırmızı, turuncu, mavi, sarı renk boyalı. Adam çocuğa bakakalmış. Çocuk da küstah bir sesle:
- "Ne var moruk, sen hayatında hiç çılgınca bir şey yapmadın mı?" demiş. Adam gülümsemiş:
- "Yaptım. Bir seferinde çok sarhoştum ve bir papağanı becermiştim. Şimdi de yoksa bu çocuk benim oğlum mu? diye merak ediyorum."

Delikçi Memet

Yeni evlenen çocuk cinsellik ile alakalı hiç bir bilgisi yoktur, kız da bir o kadar saf, ilk gece ne yapacaklarını bilmeden oynaşırlar. Sabah olduğunda babası oğluna sorar ne oldu ne yaptın.ı Oğlu cevap verir valla henüz birşey olmadı, ama çok yakında olur der babasına. Ertesi gün olur babası yine sorar ne oldu.ı Cevap yine aynı bişi olmadı. Aradan birgün daha geçer, babası yine sorar oğluna ne oldu. Oğul bu sefer farklı bir cevap verir. Valla bayağı yumuşattım yakında kesin delerim der. Aradan bu şekilde birkaç gün daha geçer, ama hiç bir değişiklik olmaz sonunda babası oğluna der. Bak oğlum, bizim köyün altındaki köyde namlı bir adam var namınca ona delikçi Mehmet derler, istersen onu kimse duymadan çağırıp şu işi hallettirelim yoksa rezil olucaz elaleme. Oğul tamam der ve babası haber yollar delikçi Mehmete, adam gelir akşama eve ve derki beni bu gece yeni gelinle yalnız bırakın, sabaha işi bitirmiş olarak size teslim ederim der, bizim kör cahillerde tamam derler, adam zaten hovardanın önde gideni namı ile delikçi Mehmet, sabah olur delikçi gelinin işini bitirmiş vaziyette babaya teslim eder, üstüne üslük yaptığı hizmetin ücretinide alır ve çeker gider. Akşam olduğunda yeni damatla yeni gelin yalnız kalırlar bu arada gelin işi öğrendi tabi tecrübe sahibi oldu, nede olsa yeni damada her şeyi neyi nasıl yapacağını gösterir ve sabah olduğunda babası tekrar sorar ne oldu oğlum tamammı damat cevap verir. Ya baba tamamda ben göbekten uğraşıyodum delmeye bu adam çok aşağıdan delmiş ya. Babası cevap verir o pezevenk ananıda ordan delmişti.

Kurallar

Tipik bir maço adam, çok hoş bir sarışınla evlenir ve nikahın hemen ardından,kurallarını ortaya koyar : "Eve ne zaman istersem, saat kacta istersem, ki herseyden önce eger istersem, o zaman gelirim ve senden bu konuyla ilgili bir tartışma istemiyorum. Ben başka bir sey söylemedikce, her akşam yemek masasini kusursuz istiyorum.Istediğim zaman eski kız arkadaşlarımla içmeye ve kağıt oynamaya giderim ve bana bu konuda güçlük çıkarma sakın. Bunlar benim kurallarım.Yorumun var mi?" Kadın: "Hayır, benim için sakıncasi yok.Yalnız şunu bil ki, burada her gece saat 7 de sex yapılacak, sen olsan da, olmasan da...

Kütüphane

Sarışının biri kütüphaneye girmiş ve direk bankoya yönelerek görevliden bir hamburger, bir kola, birde patateş kızartması istemiş. Görevlinin saf saf yüzüne baktığını gören sarışın bu sefer daha yüksek sesle; - Anlatamadım galiba beyefendi, bana bir hamburger, bir kola, birde patateş kızartması demiş. Artık iyice sinirlenen görevli; - Hanfendi burası kütüphane! demiş. Sarışının yüzü kıpkırmızı olmuş, özür dileyip çok çok kısık bir sesle fısıldayarak; - Pardon pardon, bana bir hamburger, bir kola, birde patateş kızartması..

Loto

Brandi adında sarışın bir iş kadınının işleri çok kötü gidiyormuş. İflas edince yardım için Tanrıya başvurmaya karar vermiş. Gece yatmadan başlamış duaya; - Tanrım, iflas ettim ve işyerimi kaybettim eğer yakın zamanda elime para geçmezse evimi de kaybedeceğim lütfen lotoyu kazanmamı sağla . Ertesi gün o haftanın loto çekilişi yapılmış ve başka biri kazanmış. Yine bir loto çekilişi öncesinde kadın yine dua etmiş; - Tanrım, işyerimi kaybettim, evim, kaybettim, eğer yakın zamanda elime para geçmezse arabamı da kaybedeceğim lüften yarın ki lotoyu kazanmamı sağla . Ertesi gün lotoyu yine bir başkası kazanmış. Sonraki loto arefesinde kadın yine dua etmeye başlamış; - Tanrım, beni neden unuttun? işyerimi, evimi, arabamı kaybettim, çok zor durumdayım, lütfen, lütfen bu sefer ki lotoyu kazanmamı sağla işlerimi yoluna koyayım . Birdenbire ortalık ilahi bir beyaz ışıkla aydınlanırken gök aralanmış ve tanrı seslenmiş; - Brandi kızım, lotoyu kazanmak için önce loto bileti alman lazım...

Maas

Bir firmada elemanların maaşlarını alırken imzaladıkları kağıtta şöyle bir cümle yazıyormuş; - ''Maaşlarınız tamamıyle size has ve özel bir meseledir bunun içindir'ki, sizden başka hiç kimse maaşınızı bilmemelidir''. Yeni bir eleman maaşını alıp kağıdı imzalarken, bu cümleyi okumuş ve cümlenin altına şu sözleri eklemiş. - ''Kimseye maaşımı söylemeyeceğim ben'de sizin kadar utanç içindeyim''...

Mum

Bayan O'Dunigan, Dublin'de O'Connel Caddesi'nde yürüyordu. Karşıdan'da rahip O'Rafferty geliyordu. - ''Merhaba'' dedi, rahip.. ''Nasılsınız?.. Bay Dunigan nasıl?.. Sizi iki yıl önce ben evlendirmemiş miydim?''. - ''Evet'' dedi, Bayan O'Dunigan. - ''Bebek'' dedi, rahip. ''Bebeğiniz oldu'mu, küçük O'Duniganlar?''. - ''Maalesef'' dedi, Bayan O'Dunigan.. ''Henüz bebeğimiz yok.. Oysa öyle istiyoruz'ki?''. - ''Gelecek hafta Roma'ya gidiyorum'' dedi, rahip.. ''Vatikan'daki büyük kiliseye sizin için bir mum dikeceğim''. - ''Teşekkürler sevgili rahip'' diye adamın ellerini öptü kadın. - ''Size minnettar olacağız''. Birkaç yıl geçti aradan.. Kadınla rahip bir daha karşılaştılar.. Rahip merakla sordu; - ''Bebeğiniz oldu'mu peki?''. - ''Oldu'' dedi, kadın.. ''Sekiz yılda üç ikiz, dört'de tek doğurdum. 10 çocuğumuz var''. - ''Harika'' dedi Rahip.. ''Harika.. Mucize işte bu.. Peki, o şirin kocanız ne yapıyor?''. - ''Roma'ya gitti, dedi kadın.. ''Sizin o Allah'ın belası mumunuzu üflemeye''...

neden herkes sarışın olur

birgün erkeklere sormuşlar neden sarışınlar daha seksidir diye.....erkeler cevap vermiş sarışınlar ticari taksiye benzerler paran olduğu müddetçe sarışınları kullanım hakkı senindir .....

Oje

Irza geçme davasında yargıç, davacı Sarışın kadına sorar: - ''Sanık üzerinize atıldı, elbiselerinizi yırttı ve şiddetle size saldırdı peki, kendinizi hiç savunmayı denemediniz'mi?''. Kadın: - ''Onu yapamadım sayın yargıç, tırnaklarımın ojesi henüz kurumamıştı''...

Okullu sarışın

okuldan gelen kız koşarak mutfağa annesinin yanına gelmiş; - Anne, annecim, okulda bu gün alfabeyi saydık, herkes C ye kadar saydı, ben G ye kadar.. bak; - A, B, C, D, E, F, G . Anne; - Aferim benim güzel, akıllı kızım . Çocuk; - Bütün bunlar sarışın olduğum için, di mi annecim? . Anne; - Evet, güzel kızım . Ertesi gün; - Anne, annecim, okulda bu gün sayı saydık, herkes 4 e kadar saydı, ben 9 a kadar.. bak, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 . Anne; - Aferim benim güzel, akıllı kızım . Çocuk; - Bütün bunlar sarışın olduğum için, di mi annecim? . Anne; - Evet, güzel kızım . Ve ertesi gün; - Anne, bu gün beden eğitimi dersinde soyunma odasındaydık, bütün kızların göğsü tahta gibi dümdüzdü, bir tek benim göğüslerim kocamandı. Bu da sarışın olduğum için di mi annecim . Anne; - Hayır yavrum, onlar 7 sen 24 yaşında olduğun için...

olay yeri

Tecavüze uğrayan genç kadın yakışıklı avukatına başından geçenleri anlattıktan sonra avukat sorar; - ''Peki, ne yapmamı istiyorsunuz?''. Kadın şehvetli bir şekilde; - ''Hele siz olay yerini bir inceleyin'de''...

Osuruk

Sarışın alımlı ve güzel bir bayan (manita) lüks bir halı mağazasına girerek yerde duran halının eğilerek fiyatını sorar, yanlız eğilirken gazını kaçırır, çaktırmadan arkasına bakar bozuntuya vermeden; - güzel bir halı, fiyatı ne kadar? diye sorar. Tezgahtarda; - hanfendi siz halıyı görünce osurdunuz, fiyatını duyunca *ıçarsınız demiş.

Parmaginiz kirik

Çok güzel kizil sacli bir bayan doktorun ofisine girer ve her yerinin ağrıdiğini söyler. "imkansiz" der doktor "Gösterin lütfen bana" Kizil parmagini uzatir sol gögsüne bastirir ve çiglik atar, sonra dirsegine bastirir bu sefer daha fazla aciyla bagirir. Dizine bastirir ve çiglik atar, ayak bilegine bastirir aynı şekilde. Neresine dokunsa çiglik atmaktadir. Doktor, "Gerçek kizil değilsiniz değil mi" der. "Eee, değilim" der kizil, "Aslinda sarisinim" "Tahmin etmistim" der doktor, "Parmaginiz kirik

Pinokyo

Ateşli bir aşk gecesinden sonra, Pinokyo'nun kız arkadaşı şikayet etmiş; - ''Bir daha seninle sevişmeyeceğim fena halde tahriş ediyorsun İçime kıymıkların saplanıyor''. Pinokyo doğru babası Gepetto'ya koşmuş. - ''Bir çare bulmazsan derdime hiç kız arkadaşım kalmayacak'' demiş. Gebetto; - ''Çare basit sana sadece bir parça zımpara kağıdı lazım''. Aradan birkaç hafta geçmiş. Gepetto Baba Pinokyo'ya rastlamış yolda. - ''Nasıl gidiyor kızlarla hayat şimdi?'' diye sormuş. Pinokyo; - ''Kızlar'mı? kızlara ihtiyacı olan kim?''...

sarışın dilberin öpücüğü

Bir hayır derneğinin menfaatine açık attırma ile satış yapılıyordu. Kelli felli bir adam, diğer kelli felli dostunun kulağına eğilip fısıldadı: - Şu karşıda oturan sarışın bomba var ya! Bir busesini 1000 liraya sattı bana. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, karımdan da iyi öpüyor! Öbürü bunu işitince hemen ortadan kayboldu ve on dakika sonra da döndü. Aynı şekilde arkadaşının kulağına eğilip fısıldadı: - Bende sarışın dilberin öpücüğünü satın aldım. - Öyle miı Nasıl, fena sayılmaz değilmiı - Pek fena değil, Ama karın kadar güzel öptüğü fikrine iştirak etmiyorum.

sarışın espirileri

''Bir sarışınla evlenmenin avantaji nedir?''. - ''Özürlülere ayrılan yerlere park edebilirsiniz''. - ''Bir sarışını nasıl boğarsınız?'' - ''Suyla dolu küvete bir ayna koyarsınız''. - ''Sarışın yeşilde niye durmuş?'' - ''En sevdiği renkmiş, ondan''. - ''Sarışınlar neden "11" rakamını yazamaz?'' - ''Hangi 1'i önce yazması gerektiğini bilmediği için''. - ''Sarışına kazaların %90'ının evde olduğunu söylerseniz ne yapar?'' - ''Taşınır''. - ''Sarışın pizza ısmarlar. Pizzacı sorar: "6 parçaya mı böleyim, 8 parçaya mı? " Sarışın "6'ya böl", der, "sekiz parçayı bitiremem''. - ''Sarışının biri, elektrikler kesilince yürüyen merdivende 6 saat mahsur kalmış''. - ''Camdan bir duvara tırmanan sarışın ne yapıyor?''. - ''Öbür tarafta ne olduğunu görmek istiyor''. - ''Sarışının en çok söylediği cümle nedir?''. - ''Ay bilemiyorum''. - ''Zeki bir sarışın nedir?''. - ''Çelişki''. - ''Bir sarışının bilgisayarda yazı yazdığı nerden anlaşılır?'' - ''Monitöre sürdügü Tipp-Ex'ten''. - ''Bir sarışını süsturmak için ne yapmalı?''. - ''Ne düşünüyorsun? diye sormalı''. - ''Sarışının gözlerinin parlaması için ne yapmalı?''. - ''Kulağına fener tutmalı''. - ''Sarışınlar neden muz yiyemez?''. - ''Fermuarı bulamadıkları için''. - ''Sarışınlar balığı nasıl öldürürler?''. - ''Boğarak''. - ''Faksın bir sarışın tarafından yollandığını nasıl anlarsınız?''. - ''Üstündeki puldan''. - ''Aynanın karşısında gözlerini kapatmış duran sarışın ne yapıyor?''. - ''Uyurken nasıl göründüğüne bakıyor''. - ''Sarışın neden üçüncüden sonra çocuk yapmamış?''. - ''Her dört çocuktan birinin Çinli olduğunu duyduğu için''.

Sarışın öğretmen

Sarışının biri ilkokul öğretmeni olarak staja başlar, çok heveslidir. Bir gün teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuk bir sorununun olmadığını söyler. Bir süre sonra sarışın çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve tekrar çocuğa yaklaşarak; - ''Senin arkadaşın olmamı istermisin?'' diye sorar, çocuk pek hevesli olmamakla birlikte; - ''tamam'' der. İlerleme kaydettiğini düşünen sarışın öğretmen; - ''Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?''. Afallayan çocuk hayretle cevap verir; - ''Çünkü ben kaleciyim''...

Polis olduğunuzu söyleseydiniz

Trafik polisi Temel sarışın bir bayan sürücüyü durdurur ve ehliyetini sorar. Kadın çantasını kucağına alıp aramaya başlar; ancak uzun süre geçmesine rağmen bir türlü aradığı şeyi bulamaz. Temel beklemekten bunalır ve sabırsız bir ifadeyle kadına söylenir:
- "Hanımfendi, aradığınızı bulamadığınız anlaşılıyor. Üzerinde kendi resminizin olduğu şeyi göstereceksiniz, acele edin lütfen."

Sarışından sarışına

Bir sarışının para sıkıntısı varmış. Çaresiz, bir çocuk kaçırıp fidye istemeye karar vermiş. Parkta bir çocuğu yakalayıp; - seni kaçırıyorum demiş ve bir fidye notu yazmış; - Çocuğunuzu kaçırdım, onu tekrar görmek istiyorsanız, bir kesekağıdına 10 bin dolar koyup oyun parkının kuzey tarafındaki kayın ağacının kovuğuna bırakın . İmza: Bir sarışın. Sonra da, yazdığı notu bir iğne ile çocuğun sırtına iliştirdikten sonra; - git bu notu anne babana göster diyerek çocuğu evine yollamış. Ertesi gün sarışın parka gidip, ağacın kovuğuna bakmış, gerçekten de bir kese kağıdı ve içinde de 10 bin dolar var. Bir de not; - Teessüf ederim. Bir sarışın, böyle bir şeyi başka bir sarışının oğluna nasıl yapar?