Ya Tutarsa

Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi. Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş: - Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı ? - Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Paraşüt

Adamın biri paraşüt almak için bir dükkana girer ve satıcıyla konuşmaya başlar: "Efendim, paraşüt açılmazsa ne olacak?" Satıcı: "Olur mu beyefendi yedeği var onu açarsınız" Müşteri: "Peki ya o da açılmazsa?" Satıcı: "Ürünlerimiz garantilidir, getirin değiştiririz"

Eşek

Adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider. Fakat adamı evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerle "EŞEK" diye yazıp döner. Bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır: - Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım.

FARELER

BİR GÜN KÜÇÜK BİR ÇOCUK BABASININ PREZERVATİFİNİ GÖRÜR VE ANNESİNE BU NEDİR ?DİYE SORAR ANNESİ DE OÄžLUNA BABAN BUNUNLA FARELERİ ÖLDÜRÜYORDER ÇOCUK ANNESİNE DER Kİ :ANNE BABAM FARELERİ Sİ..EK Mİ ÖLDÜRÜYOR???

dişi deve

Bir İngiliz subayı Mısır'da bulunan bir kaleye komutan olarak atanmış. Kaleyi gezerken ortalıklarda dolaşan dişi deve dikkatini çekmiş. Sahibinin kim olduğunu sorunca kaledeki askerlerden onun cinsel ihtiyaçlarda kullanıldığını öğrenmiş ve hemen kale dışına atılmasını emretmiş. Tabi hayvan oraya alıştığından, kalenin dışından bir yere ayrılmıyormuş. Kaledeki askerler deveye yiyecek atıp orada besliyorlarmış. Gel zaman git zaman soylu İngiliz komutan azmış. Tam kalede canı sıkkın şeyi tüfek gibi dolaşırken aklına deve gelmiş. Gururuna bir deveyi halletmeyi sindirememiş ve sabretmeye karar vermiş. Bir gün, iki gün, bir ay derken en sonunda dayanamamış ve gece herkesin uyuduğuna emin olduktan sonra kalenin dışına çıkıp deveyi yakalamış. Bir güzel becermeye başlamış. Hayvan can havli ile başlamış bağırmaya. kaledekiler dışarı çıkıp vaziyeti görünce komutanlarını çok ayıplamışlar. Komutan:
- "Ne yapayım ben de insanım benimde cinsel ihtiyaçlarım var. Hem sanki siz deveyi becermiyor musunuz?" deyince kaledeki askerler gülüşmüşler ve şu cevabı vermişler:
- "Komutanım siz bizi yanlış anladınız. Biz deveyi cinsel ihtiyaçlarımızı tatmin etmek için kullandığımızı söylediğimizde, üzerine binip 10 Km. ilerideki geneleve gittiğimizi söylemek istemiştik."

Kafiyesi yok ama

Idris’le Dursun, kahvede ayri masalarda hafif sıkkın oturuyorlar. Idris sesleniyor: - Bana “ayran” desene. - Ayran! - Uyy, ben da senun karuna hayran! Fena halde bozulan Dursun, biraz sonra Idris’e sesleniyor: - Bana “gazoz” desena. - Gazoz. - Uyy, ben da senun karini öptum. Idris, dudak büküyor: - Bu söylediğunun kafiyesi yoktur. Dursun sözü bagliyor: - Kafiyesi yoktur ama asli vardur!

Sabah Kalkmaz

Ressam olan iki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrediyordu. Biri: -Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış. Öbürü düzeltti: -İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır. -Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun? -Ressamı tanırım, sabahları onbirden önce kalkmaz.

İçi Dolu Olsaydı

Çocuğun biri bir gün annesinin yanına gitmiş ve:
- "Anne karnım çok ağrıyor" demiş. Annesi de çocuğa:
-"İçi boş olduğu içindir, içi dolu olsaydı ağrımazdı" demiş. Ertesi çocuk okuldayken sınıftaki gürültüden rahatsız olan öğretmen öğrencilere:
- "Susun artık başım ağrıyor" demiş. Bunun üzerine bizim çocuk hemen atlamış:
- "İçi boş olduğu içindir öğretmenim, dolu olsaydı ağrımazdı."

Bir Tane Daha Solucan

Derste öğretmen herkese teker teker sorar. Önce Ahmet'e sorar:
- "Ayakları olmayan bir hayvan biliyor musun?" Ahmet:
- "Balık." Sonra Mahmut'a sorar:
- "Sen bir tane daha biliyor musun?" Mahmut:
- "Solucan." En son olarak bizim Hasan'a sorar:
- "Sen de bir tane daha söyle de başka soruya geçelim." Hasan:
- "Bir tane daha solucan."

Kastamonu

Bölük komutanı Ali Okulunu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- "Oğlum, dünya kaç parçadır?"
- "Beş parçadır komutanım."
- "Say bakalım."
- "Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya."
- "Sen nerelisin?"
- "Kayseriliyim, komutanım."
- "Şu haritada Kayseriyi göster bakalım." Hasan Kastamonuyu işaret edince:
- "Oğlum, orası Kastamonu."
- "Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım."

İskender İle Asker

Büyük İskender'in çok hızlı koşan bir atı vardı. Bir gün atına binmiş, ordusunu teftiş ediyordu. Gözü cılız bir ata binmiş olan bir askere ilişti:
- "Üstüne bindiğin şu ölümcül at da neyin nesi böyle?" dedi.
Asker güldü ve:
- "Ben savaş meydanında kalmak için bu ata bindim. Oysa sen savaş meydanından kaçabilmek için bu hızlı ata binmişsin!" dedi.

Albaşı

Çavuşluk sınavında bütün sorulara iyi kötü cevap veren Recep'e, Albay da bir soru sormak ister:
- "Oğlum rütbeleri asttan üste doğru bir saysana?" Cevap hemen gelir:
- "Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Yarbaşı, Albaşı"

Yerçekimi Kanunu

Fizik dersinde öğretmen:
- "Çocuklar biliyor musunuz? Dünya üzerinde, yer çekimi kanunu sayesinde duruyoruz." demiş.
Bunun üzerine, öğrenci sormuş:
- "Peki öğretmenim, bu kanun kabul edilmeden önce nasıl duruyorduk?"

Bokum Geldi

Çingenelerde bir adet vardır. Bir bebek doğunca annesi bir törenle onun adını koyar. Ama o anda ne söylerse ad olarak o kalır. Bir gün bir bebek doğmuş ve annesinin tam adını koyacağı sırada boku gelir. Ve:
- "Bokum geldi!" diye bağırır ve çocuğun adı "bokum geldi" olarak kalır. Bokum geldi büyür ve askerlik çağı gelir. Askere gider ve komutan adını sorunca:
- "Bokum geldi" der. Komutan:
- "Git tuvalete yap da gel" der. Bokum geldi de gider tuvalete ve gelir. Bu soru bir kaç kez devam eder. Sonunda bir arkadaşı:
- "Onun adı bokum geldi komutanım" der. Günler böyle geçip giderken bokum geldinin askerde canı sıkılır ve kaçmaya karar verir. Akşam olunca duvardan hoplayarak kaçarken, komutan kaçtığını görür ve hemen bağırmaya başlar:
- "Bokum geldi kaçıyor laaaann!" Bunu duyan askerler saf saf bakarlar. Komutan tekrar tekrar bağırır:
- "Bokum geldi kaçıyor laaaann!" Bunu duyan askerlerden biri şöyle bağırır:
- "Yapın da yakalayalım komutanıııım"

Anneniz ne diyor?

Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdir. Babası tarafından bir albaya emri iletmekle görevlendirildi. Genç subay Albaya gelip:
- "Babam birliğinizi şu karşıdaki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim" dedi. Yüzü moraran albay da şöyle dedi:
- "Demek babanız öyle söylüyor! Peki anneniz ne diyor?!"

Bir Ahır Dolusu Öküz

Hoca yer altına ahır yapmaya karar vermiş. Toprağı kaza kaza komşunun ahırına girmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısına gitmiş:
- "hanım, hanım! Müjdemi isterim. Eski zamanlardan kalma bir ahır dolusu öküz buldum."

Biz öldük

Dedesi torununa katıldığı savaşı anlatır. Dede:
- "Savaşın tam orta yerindeyiz. Komutanımız ya gider savaşır ölürsünüz yada sizi burada teker teker beceririz dedi." Torun:
- "Eee sonra dede?" Dede:
- "Sonra mı, işte sonra teker teker öldük."

Kürsüden İnmek

Hoca kürsüye çıkmış, hutbe verecek ama aklına bir şey gelmiyormuş. Sonra halka dönerek:
- "Ey ahali siz benim söz söylemekten aciz olmadığımı bilirsiniz ama aklıma bir şey gelmiyor." O arada kürsünün önünde oturan oğlu:
- "Baba aklına bir şey gelmiyorsa kürsüden inmekte mi gelmiyor."

Mektup

Delikanlı yeni evlenmiştir ve askere gider. Aradan zaman geçer, eşinin hamile olup olmadığını soracak ailesine, ama direk yazamaz utanır.
- "En iyisi bir mani şeklinde babama yazıyım, o bana cevap gönderir" diye düşünür. Mektuba başlar. Selam, sabahtan sonra:
- "Yürü mektubum yürü, Düşü hayra yor da gel. Bir iken iki olduk, Üç olduk mu sor da gel." Aradan zaman geçer, mektup gelir, heyecanla açar bakar, gelen mektup babasındandır. Gelen cevapta:
- "Bu mektup iyi mektup, böyle mektup yine yaz, tarlan ürün vermedi, izinli gel gene kaz."

Dilenci

Adam, köşe başındaki dilenciye para verirken gönlünü de almak istedi: -Ayagin topal ama şükret,ya kör olsaydın? -Körlüğü de denedim be abi ,is yok! Yüzlük diye ellilikleri yutturuyorlar...

Maraşlı

Erler sabah yoklamasında, çavuş içlerinden birine soruyor:
- "Söyle bakalım nerdensin?"
- "Maraş'lıyım komutanım." Çavuş sinirleniyor ve askere okkalı bir tokat atıyor. Ardından tekrar soruyor:
- "Bir daha söyle bakalım nerdensin?"
- "Maraş'lıyım komutanım." Çavuş bu sefer iyice hiddetleniyor ve askere okkalı bir tokat daha atıyor. Ardından tekrar soruyor:
- "Ulan son defa soruyorum nerelisin?"
- "Kahramanmaraş'lıyım komutanım."
- "Hah şimdi oldu" diyor çavuş ve yanındakine soruyor:
- "Oğlum sen nerelisin?"
- Kahramansinop'luyum komutanım...!"

Gariban Mehmet

Gariban Mehmet Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup bir karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar:
- "Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?"
- "Evet."
- "Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?"
- "Otlanmayacağım."
- "Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?"
- "Yıkattırmayacağım."
Herkesten gerekli yanıtı alan Mehmet:
- "İyi, ben de bundan sonra karavanaların içine tükürmiycem."

İki yüzlü

Öğretmen küçük Victor'a sordu: -İki yüzlü kime derler? -Okula, güler yüzle gelen öğrenciye!

Boynuzlarından Tutarım

Güney Amerikalı bir subayla bir er konuşuyorlar:
- "Savaşta bir düşmana rastlarsan ne yaparsın?"
- "Vururum."
- "Doğru, peki bir düşman bölüğüne rastlarsan ne yaparsın?"
- "Vururum"
- "Olmadı. Koşup karargaha haber verirsin."
- "Peki savaş meydanında bir inek görürsen ne yaparsın?"
- "Vururum."
- "Olmadı."
- "Koşup karargaha haber veririm."
- "Yine olmadı. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklersin. Şimdi beni görürsen ne yapacağını söyle"
- "Vururum."
- "Olur mu canım. Ben senin komutanınım."
- "Döner karargaha haber veririm.
- "Yahu ben düşman bölüğü değilim ki."
- "Hah tamam. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklerim."

Hıçkırık

Savaşın en kızgın anıydı.Cephede bombalar patlıyor, mermiler vızır vızır uçuyordu.Bu arada bir askeri hıçkırık tuttu.Yanındaki askere döndü hıçkırık tutan : -Heey, beni korkutsana biraz!...Korkut da hıçkırığım geçsin.

3. Dünya Savaşı

Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene:
- "Bunlar Hitler ve Stalin değil mi?" diye sorar. Barmen: "Evet, onlar" der.
Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:
- "Selam, ne yapıyorsunuz?" Hitler cevaplar:
"3. Dünya savaşını planlıyoruz." Adam sorar:
- "Gerçekten mi? Neler olacak?" Hitler:
- "Bu sefer 14 milyon Yahudiyi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der. Adam sorar:
- "Bisiklet tamircisini neden öldüreceksiniz?" Hitler, Stalin'e döner ve der ki:
- "Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudiyi takmayacağını söylemiştim!"

Hitler ve İngiltere

Hitler'in gözü İngiltere'de ama oraya gitmesine imkan yok. Çünkü bir sürü tankı var ama savaş gemisi yok.. Bir gün yardımcıları ile Manş denizinin kıyısına geldiğinde "Denizi kurutup tankları karşıya geçirmek" gibi müthiş bir fikir geliyor aklına ve hemen emir veriyor:
- "Tüm Alman ordusu denize girecek ve denizin suyunu içip bitirecek." Hitler emir verdimi akan sular durur. Eline kaşık, kepçe, maşrapa alan tüm asker denize giriyor ve komutan emri veriyor:
- "Bir iki üç iç... Bir iki üç iç... Bir iki üç iç..." Bu komutla askerler bütün gün deniz suyunu içiyorlar ve gece olunca istirahate çekiliyorlar. Bir hafta sonra müthiş planının ne halde olduğunu görmek üzere Hitler deniz kenarına geliyor. Görüyor ki denizde bir litre bile eksilme yok. Tam dönüp komutanlarına bağıracağı sırada karşı sahillerden bir ses duyuyor:
- "Bir iki üç çişşşşş... Bir iki üç çişşşşşş... Bir iki üç çişşşşşş..."

Kalmasa

Balıkçı Temel'e, bir müşteri hamsinin fiyatını sormuş. -Beş yüz bin.. -Karşıdaki balıkçıda dört yüz bin. -Sen de git oradan al. -Orada kalmamış, -Bende kalmasa iki yüze satarım.

Bebek Taklidi

Huzur evinde arka arkaya gelen ölümlerden moralleri bozuk üç arkadaş aralarında dertleşiyorlarmış. Biri:
- "Azrail'i kandırmak lazım" demiş. Öbürleri:
- "Nasıl?" diye sorunca tezini açıklamış:
- "Bu Azrail can almaya geliyor ya! Onunla göz göze geldiğimizde bebek taklidi yapalım.. Bunların yaşı küçük, bir yanlışlık olmalı der, çekip gider." Yaşlılığa ikinci çocukluk demeleri boşuna değil. Bu çocukça fikir diğerlerinin de aklına yatmış.. Başlarına kötüsü geldiğinde ne yapacaklarını birbirlerine belletmişler. Aradan zaman geçmiş. Bir gece Azrail, aynı odayı paylaşan üç kafadarı gece yarısı ziyaret edivermiş. Orağını yere tak tak tak diye vurduğunda kafadarların üçünün birden gözleri açılmış. Bakmışlar ki Azrail hazır. Birinden birini, belki de üçünü götürecek. Hemen belirledikleri A planını uygulamaya geçmişler. Üçü birden bebek taklidi yapmaya başlamış. Biri:
- "Aguuu." derken, öbürü parmak emiyor, üçüncüsü de:
- "Mama. Mama." diyormuş. Azrail bir süre seyretmiş hallerini. Sonra elini gülerek başına vurmaya başlamış:
- "Hadi Bakalım Attaaa"

bakire

Ibneler hamama giderler. Etrafta da pek kimse yoktur. Neyse eğlenmeye başlarlar. Oynaşırlar masaj falan derken iyice rahatlayınca osurmaya başlarlar.Birisi osurur ZOOORTTT!., ;İkincisi devam eder,ZAAAAAAAAAAAART!.., Üçüncüsü bunun altında kalır mı? ZOOOOOOOOOOOOOOOOOOORT!. Kenarda duran genç ibne de kendini tutamaz ve osurur ZIRT!.

Kadın Milleti

Yakışıklı bir Amerikalı çiftci kasabaya inmiş. Bir kova, bir çekiç, iki tavuk ve bir de horoz satın almış. Çiftcinin bütün bunları taşımakta zorlandığını gören dükkan sahibi ona akıl vermiş : - Çekici kovanın içine koy, kovayı bir elinde taşı. Tavukları koltuk altlarına sok ve horozu da öbür elinde taşı.! Çiftci, adamın dediğini yapmış ve kamyonetine doğru yürümeye başlamış. Yakışıklı çiftcinin yolunu bir kadın kesip : "Affedersiniz, acaba Çılgın Boğa Çiftliği'ne nasıl gidebilirim?" Çiftci : - Şansınız var, benim çiftliğim Çılgın Boğa'ya çok yakın. Atlayın kamyonete sizi götüreyim.! Kadın : "Peki ama, sizin beni şimdi bir duvara yaslayıp, öpmeyeceğinizi nereden bileyim?" Çiftci : - hanımefendi insaf, bir elimde içinde çekiç olan kova, koltuklarımın altında birer tavuk, öteki elimde bir horoz varken, ben sizi nasıl duvara yaslayıp öpebilirim?. Kadın : "Çok basit.! Horozu yere koy, üstüne kovayı geçir, çekici de kovanın üstüne koy ki horoz kaçamasın.! Ben de tavukları tutarım."

Hesap Ödeme

Çok güzel bir hatun azgın kasaba gitmiş. Adama:
- "Bifteğin kilosu kaç lira? deyince abaza kasap:
- "Kilosu dudaktan bir öpücüktür" demiş. Kızda:
- "Ben 10 kilo alayım bari" demiş. Kasap gözler fıldır fıldır eti hazırlamış. Kıza uzatmış, hesabı istemiş. Kız kapıya yönelmiş ve babaannesine seslenmiş:
- "Babaanne hesabı öder misin?"

ben gösteririm o komutana

İki acemi asker uçaktan atlayış eğitimi alıyor. Komutan bunlara:
- "Atladıktan 10 sn. sonra solunuzda duran ipi çekin. Eğer paraşüt açılmazsa hiç heyecanlanmayın sağınızdaki ipi çekin. Aşağıda araba bekliyor sizi alaya getirecek" demiş. Askerler atlamış sol taraftaki ipi çekmişler paraşüt açılmamış, sağ taraftaki ipi çekmişler açılmamış ve hep beraber:
- "Aşağıda araba yoksa ben gösteririm o komutana" demişler.

Bunaklar

Üç yaşlı adam oturup sohbet ediyorlardı. -Birisi: "Ya ben biraz bunaldım galiba dedi. Geçenlerde kapı çaldı, açtım baktım bir kadın. Misafir geldi diye düşündüm, buyur ettim oturttum, hal hatır sordum." -Kadın: Yahu, bey sen iyice bunadım her halde ben senin kırk yıllık karınım demez mi. -Öteki:"Oda bir şeymi, ben geçenlerde ben merdivenlerin tam orta yerine gelmiştim, birden durdum düşünmeye başladım. Yahu, ben yukarımı çıkıyordum, aşağımı iniyordum.Bir türlü bulamadım. -Üçüncüsü yahu sizlerde iyice bunamışsınız Allah'a şükür bende hiç öyle bunama belirtileri yok demiş. Bunu söylerken de sağ elinin iki parmağı ile sağ kulak memesini çekiştirip, tahtaya vurmuş... Tak tak tak, adından, yine kendisi KİMOOO?! diye bağırmış.

Açmasak da olur

İki arkadaş askere gitmişler, ikisi de paraşütçü olmuş. Belli bir eğitim gördükten sonra paraşütle deneme yapıyorlarmış. İkisi de uçaktan atlamışlar. Ellerinde yüksekliği gösteren bir alet varmış. Arkadaşlardan birisi alete bakarak sayıyormuş:
- "250, 200, 150, 100, 90, 80, 70, 60,50, 40, 30, 20,.."
- "Açmasak da olur. Geldik."

Hızlı Babalar

Çocuklar oturmuş, birbirlerine babalarının ne kadar hızlı olduğunu anlatıyorlarmış. Birinci çocuk:
- "Benim babam ok attıktan sonra koşup hedefe oktan önce varıyor." demiş. İkinci çocuk:
- "Benim babam tabancasını ateşliyor ve hedefe kurşundan önce yetişiyor." diye böbürlenmiş.
- "O da bir şey mi?" demiş üçüncü çocuk:
- "Benim babam devlet hastanesinde doktor. Mesai 5'de bitiyor benim babam 3:30'da eve geliyor."

Hangisi daha salak

İki çavuş hangimizin eri daha salak diye iddiaya girer . İlk çavuş erini çağırır ve der ki:
- "Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araba al." Er:
- "Başüstüne çavuşum" der gider. İkinci çavuş çağırır erini:
- "Oğlum git bak bakayım ben evde miyim?" der. Er:
- "Başüstüne çavuşum" der çıkar. Bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
- "Yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nereden bulayım." Diğer er:
- "Yahu benim ki daha salak, yok gidip kendisi evdemiymiş değilmiymiş diye bakacakmışım. Be ey lavuk; yanında koskoca askeriyenin telefonu var evi arayıp sorsana."

General Motors

İki erden birisi, geçen kamyona selam durunca öbürü sordu:
- "Neden selem verdin?"
- "Görmedin mi? Kamyonun üzerinde General Motors yazıyordu."

İki Er

İki general bir cafede oturup konuşuyorlarmış. Generalin biri:
- "Benim bir erim var çok salak demiş." Diğeriyse:
- "Hayır, benim bir erim var o daha da salaktır." demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir şey yapmaya karar vermişler. İlk general, askerini yanına çağırıp:
- "Oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir Mercedes al gel" demiş. İkinci general de askerini çağırıp:
- "Git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. İki asker yolda karşılaşmışlar. İlki:
- "Ya, benim general çok salak. Bu günün pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi." demiş. İkincisiyse:
- "Benim general daha salak. Yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi." demiş.

Anlamsız Evlilik

Çocuk babasına:
- "Babacığım, annem ile nasıl evlendin?" Adam eşine dönüp:
- "Görüyor musun, çocuk bile anlam veremiyor."

işler

İki otomobil galerisi sahibi dertleşmektedirler. Bir ara biri:
- "İşler öyle kötü ki, sorma. şu sıralar en azından bir araba satamazsam, popomu satmak zorunda kalacağım." Yanında oturan ve bu sözleri işiten sarışın dilberden özür diler. Bunun üzerine sarışın:
- "Boş verin canim. Neler hissettiğinizi anlıyorum. Bizim işler de kötü. Şu sıralar ben de popomu satamazsam, arabamı satmak zorunda kalacağım."

Doğum Günü

Çiçekçiye giren adamın kolunda sıyrıklar, sol gözünde bir morluk vardı:
- "Bir düzine kırmızı gül istiyorum" dedi ve hemen ekledi:
- "Karımın doğum günü için, tazesinden rica ediyorum." Çiçekçi:
- "Başüstüne" dedi.
- "Hangi gün için?" Adam koluyla gözünü işaret etti:
- "Dündü."

Soğuk Tarafı

İki Yahudi, Hitler kampında her gün işkence, ağır çalışma ve hakarete maruz kalıyorlarmış. Biri diğerine sormuş:
- "Şimdi Hitler eline geçse ne yapardın?" İkincisi:
- "Hemen boğazlardım, ya sen ne yapardın?"  demiş. İlki cevap vermiş:
- "50 santimlik demir çubuğun bir tarafını kızdırır, soğuk tarafını Hitlerin kıçına sokardım" İkincisi:
- "Neden?" demiş. İlki:
- "Niyesi var mı tutup çıkaramasın diye."

Kaçmaya Çalışıyorsun

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir İngiliz uçağı, Almanya üzerinde düşürülür. Almanlar pilotu esir alırlar. Fakat İngiliz'in bir bacağı ve iki kolu kangren olmuştur. Almanlar ilk önce bacağı keserler.  İngiliz, Almanlardan bu bacağı ana vatanı olan İngiltere'ye atmalarını ister. Almanlar da İngiliz'in isteğini yerine getirir. Sonra İngiliz'in kolu kesilir, İngiliz yine aynı dilekte bulunur ve Almanlar da yerine getirir. Bu sefer de Almanlar öteki kolu keserler. İngiliz her zamanki gibi Almanlardan kolu ana vatanına atmalarını ister, fakat Almanlar " olmaz!" derler, İngiliz nedenini sorunca şöyle cevaplarlar:
- "Sen Galiba Kaçmaya Çalışıyorsun!"

Hıyar tarlası

İkinci dünya savaşında, düşman hava sahamıza girerek toprağımızı bombalamaya başlamış. Bunu gören askeri birliğimizin başındaki komutan:
- "Askerler, düşmanı havadan indirmenin tek yolu var. Uçaklar üzerimizden geçerken tanınmamak için pantolonunuzu indirin ve göbek üstü yatın. Bunu gören düşman sizi kabak tarlasına benzetir."
Hemen oradan bir er çıkar ve der ki:
- "Komutanım, sırt üstü yatsak da hıyar tarlasına benzesek nasıl olur!"

Önce Gülmüştüm

Çocuk ağlıyormuş :
- "Babam çekici eline vurdu."
- "Peki sen niye ağlıyorsun?"
- "Önce gülmüştüm de."

Hep Geç Kalıyor

Akşam eve dönen adamı, karısı kapıda karşıladı. Sonra da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı:
- "Bugün neredeyse, duvardaki saat annemin başına düşecekti." Adam umursamaz bir tavırla başını salladı:
- "Sahi mi? O saat hep geç kalıyor zaten."

Oksijen Hortumu

Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış. Yoğun bakımda. Ailesi, aile papazını da kendilerine eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için çağırmış. Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak, el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş. Papaz, anlayışlı bir şekilde, Fred'e bir kağıt ve bir kalem uzatmış. Titreyen ellerle hızlı hızlı kağıda bir şeyler yazıp kağıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kağıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş. Birkaç gün sonra, Fred'in cenazesi sırasında, Fred'in verdiği kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce, Papaz ileri çıkarak:
- "Sevgili Fred ölmeden hemen önce benden kağıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat şimdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum" demiş ve cebinden kağıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
- "Lütfen bir adım sola çekil. Oksijen hortumuna basıyorsun."

Yatağa Çıkamadık

Cüce bir çiftle normal bir çift balayına bir otele gitmiş. Bitişik odaları tutmuşlar. Normal çift, ilk gece uğraşmış, uğraşmış bir türlü becerememiş. Keyifleri kaçmış. Yan odadan gelen sesleri dinlemeye başlamışlar. Bir de ne duysunlar? Yarım saatte bir:
- "Haydi yallah hop hoop offfff!" sesleri ve kahkahalar yükseliyormuş. Sabah olmuş, kahvaltıya inmişler. İştahsız bir şekilde kahvaltıyı didiklerlerken bütün gece hoplayıp zıplayan cüce çift gelmiş. Cüceler sormuş bizimkilere:
- "Geceniz nasıldı?" diye. Bizimkiler de:
- "Hiç, yatıp uyuduk bütün gece." Cüceler iç geçirmiş:
- "Ah ne güzel! Biz o kadar uğraştık yatağa çıkamadık."

Gerçek Cesaret

Kara'cıların komutanı bir asker çağırmış. Asker:
- "Emret komutanım" diyerek yanına gitmiş. Komutanı yere yatmasını istemiş. Daha sonra da bir tanka askerin üzerinden geçmesi için emir vermiş asker kılını bile kıpırdatmadan yattığı yerde beklemiş ve malumunuz ezilmiş. Komutan diğerlerine dönerek:
- "İşte cesaret" demiş. Hava'cıların komutanı bir asker çağırmış. Asker yine:
- "Emret komutanım" diyerek komutanının yanına gitmiş. Komutanı helikoptere binmesini emretmiş. Asker helikoptere binmiş ve havalanmış daha sonra komutanı askere aşağıya paraşütsüz atlamasını emretmiş asker de emre itaat etmiş ve atlamış. Yere çakılmış ve can vermiş. Komutan da diğeri gibi dönerek:
- "İşte cesaret " demiş. Sıra gelmiş denizci komutana. Denizci komutan askerini çağırmış. Asker çakı gibi hazır ola geçmiş ve:
- "Emret komutanım" demiş. Komutan:
- "Derhal denize atla ve 10 dakika yüzeye çıkma" demiş. Asker:
- "Hadi lan" demiş. Komutan diğer komutanlara dönerek:
- "İşte asıl cesaret bu" demiş.

Korkak Kabadayı

Ahmet kahveye girmiş ve bağırmış:
- "Heeeeeeeyt var mı lan bana yan bakan?" Adamın birisi kalkmış:
- "Var lan" demiş. Ahmet adamın yanına gelmiş ve elini adamın omuzuna atmış ve yine bağırmış:
- "Heeeeeeeyt var mı lan bize yan bakan."

Kim daha cesur

Kimin askeri daha cesur yarışması varmış. Karacının komutanı:
- "Oğlum şu tankın altına atla!" demiş. Asker atlamış ölmüş. Havacının komutanı:
- "Oğlum şu uçaktan betona paraşütsüz atla!" demiş. Asker atlamış ölmüş. Denizcinin komutanı:
- "Oğlum şu geminin altına atla!" demiş. Asker:
- "Nah atlarım" demiş. Denizci komutanı dönüp:
- "Bakın, benim askerim daha cesur, komutanına nah çekiyor!"

Araba

Biri Adanalı, diğeri Kayserili iki çiftçi sohbet ederken tabi haliyle zenginlikleriyle övünecekler.Adanalı: "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya çiftliğin bir ucundan, akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz" Kayserili de hazır cevapmış: "Bizim de vardı öyle bir arabamız, geçenlerde satıp yeni modelini aldık."

Devlet nedir?

Komutan yeni gelen acemi birliğindeki Kürt bir askere sorar:
- "Evladım söyle bakalım devlet nedir?" Asker:
- "Bilmiyorum komutanım" der. Komutan kızar ve:
- "Nasıl bilmezsin?"der ve Türk bir askere döner ve sorar:
- "Oğlum Hasan söyle bakalım bu arkadaşına, devlet neymiş." Hasan da der:
- "Tamam komutanım" ve Kürt askere döner:
- "Devlet bizim anamız, babamız, bacımız, devlet bizim her şeyimizdir" der. Komutan tekrar Kürt askere döner ve:
- "Öğrendin mi devlet neymiş. Hadi bir de sen söyle bakalım devlet neymiş?" Kürt asker:
- "Komutanım devlet Hasan'ın anası, babası, bacısı, devlet Hasan'ın her şeyidir." demiş.

Cabbar

köyden çok uzakta bir ev varmış. Köydeki muhtar her gün bu eve gitmeyin diye vaaz verirmiş. Adamın birisi dayanamayarak bu eve gider. Birinci katta çıplak kadın görür bunu düzer. 2. katta kadın görür bununla da yatar. 3. kata çıkar burada bir adam görür adam şöyle der:
- "Sen benim karımla kızımı becerdin sıra benim oğlum Cabbar'da" der. Cabbar adamı bir güzel becerir. Adam köyüne gittiğinde imamın yanına gider:
- "Ben senin gitme dediğin yere gittim" der. İmam da hemen atlar:
- "Eeeee Cabbar'ı gördün mü Cabbar'ı?"

Asker Temel

Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir. Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben:
- "Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğim" der ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve herkes iki-üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı, postası olan Temel'in yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında Temel'i araştırır. Yapılan aramalarda Temel'den iz yoktur. Temel'siz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı, yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz.  Kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de Temel'den başkası değildir. Sevinçle Temel'i karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek:
- "Asker dediğin böyle olmalı" der ve Temel'i odasına çağırır. Odaya giden Temel'e ordu komutanı:
- "Bak evladım devletimiz savaş halinde, ekonomimiz bozuk, ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok, gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim" demiş. Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan Temel parasını tam olarak ister. Bir türlü Temel'i ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle:
- "Altı lirayı neden kabul etmiyorsun?" diye sorar. Temel'in cevabı müthiştir:
- "Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları" der.

Reçete

Laz'ın eczanesine eli silahlı, yüzü kadın çoraplı iki soyguncu girmiş ve ellerindeki silahı Laz'a doğrultup:
- "Çabuk kasadaki her şeyi ver!"
- "Özür dilerim, reçetesiz hiçbir şey vermiyoruz."

Maç Durumu

Temel ile Dursun maç sahasının önünde köfte satarken Temel bir bilet bulur. Dursun'a dönerek:
- "Ula Dursun bu bileti al maçı öğren de gel" der. Dursun gider ve maçı öğrenip gelir. Durumu Temel'e anlatır:
- "İki direk dikiyler, ortaya bir kabak koyiyler. 21 avanak peşinde koşiyler. 2 direğin arasına girince gool diye bağıriyler, bir de utanmadan kısa don giyiyler." 

McGayver

McGyver markete gitmiş. Kasiyer kıza yaklaşıp:
- "İyi günler, ben 6 metre dikenli tel, bir tane demir makası, bolca zımpara kağıdı, bir de elektrikli testere istiyorum" demiş. Kasiyer kız şaşırmış:
- "İyi ama onları burada bulamazsınız ki, burası küçücük bir market, burada sebze meyve gibi şeyler vardır sadece." demiş. McGyver 1-2 dakika düşünmüş, sonra kasiyer kıza dönmüş:
- "Tamam, onlar da olur" demiş.

Namık kemak

Nam-ı Kemal bir birliğin komutanıymış. Bir gün askerleri toplayıp tatbikata gitmişler. Gökyüzündeki savaş uçaklarını fark eden nam-ı kemal:
- "Askerler şimdi herkes pantolonunu çıkartıp yere kapansın ve kıçlarınızı havaya dikin, düşmanlar yukarıdan baktığında bizi kabak tarlası zannetsinler" demiş. Neyse askerler bunu uygulamışlar ve yukarıya kalkan nam-ı kemal bir de bakar ki askerlerinden biri sırt üstü yatmış, Nam-ı Kemal bağırmış:
- "Oğlum bu ne?"
- "Ya komutanım herkes yere domalmışken kalkıp şöyle bir baktım ki hakikaten kabak tarlası gibi gözüküyordu. Ben de bir de hıyar olsun istedim."

Trafik Cezası

Temel trafik polisi olmuş, gelene geçene ceza yazıyordu. Kasaba halkı Temel'den illallah etmişler ve şikayette bulunmuşlardı. Bunun üzerine Temel'i amiri ıssız bir köy yolunda görevlendirmişti. Ne gelen var ne giden var, Temel sıkıntıdan akşamı zor etmişti. Tam görev yerini terk edecekken bisikleti ile gelmekte olan bir papaz gördü, durdurup yanına yaklaştı:
- "Papaz efendi bu karanlıkta tek başınıza gitmekten korkmuyor musunuz?"
- "Niye korkayım evladım, ben yalnız değilim ki. Sağımda İsa, solumda Meryem Ana var korkulur mu hiç?" deyince Temel hemen ceza makbuzunu çıkardı ve:
- "Papaz efendi size üç kişi ile bisiklete binmekten ceza yazıyorum."

Mezar

Rahmetli Temel'in mezar taşında şunlar yazıyormuş:
 - "Of ili Camdan Sarkma Şampiyonu."

Seni Kuş Sandım

Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden:
- "Allah Allah kuşa bak yav" demiş. Tabi bu arada papağan da Temel'in kendisine baktığını görüp:
- "Ne bakıyorsun hemşerim" demiş. Temel biraz şaşkınlık biraz da saflıkla:
- "Afedersun hemşerum. Ben seni kuş sandiydum."

AZI

Satış müdürü, iş isteyen satıcı adayına sorar:
- "Askeri tatbikat gazisi misiniz?"
- "Evet, efendim."
- "Geçmiş olsun. Nerenizden?"
- "Bir şarapnel parçası erkeklik organımı parçaladı." Satış müdürü, anlayışla başını sallayarak:
- "Bu kadar yeter, işe alındınız. Burada mesai saat dokuzda başlar. Siz ise saat onda işbaşı yapabilirsiniz."
Kendisinine ayrıcalık tanınmasından rahatsız olan satıcı adayı, sıkılarak sorar:
- "Neden ben de diğer satıcı arkadaşlar gibi, saat dokuzda işe başlamıyorum?"
Satış müdürü sakin bir şekilde cevap verir:
- "Bunu hiç kafana takma, saat dokuzda burada olan diğer satıcılar, saat ona kadar olan zamanlarını senin kaybettiğin organı karıştırmakla geçiriyorlar."

Fil Yakalama

Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir "istihbarat yarışması" düzenlenmiş. Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan onar kişilik ekipleri Kongo'nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler. Ormanın girişinde görevlerini açıklanmış: - "Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır..." Önce KGB liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler. Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile gelmişler. En sonunda bizim MİT gitmiş, 5 dakika sonra bir fille dönmüşler. Yarışmayı düzenleyenler "Bu da nedir?.." diye sorunca fil atlamış: "Abi valla ben zürafayım..."

Azgın Köpek

Savaşta komutan Temeli yanına çağırır:
- "Oğlum bak, şu karşıdaki köprüyü görüyor musun? şimdi oraya gizlice gidip düşman var mı?  tanklarımız arabalarımız piyadelerimiz, köprüden geçebilir mi? diye bir keşif yapıp gel." diye emreder. Temel sürüne sürüne gider ve bir kaç saat sonra geriye döner. Komutan sorar:
- "Ne oldu oğlum düşman var mı?"
- "Yok komutanım"
- "Tanklarımız geçer mi oğlum?"
- "Geçer komutanım"
- "Arabalarımız geçer mi oğlum?"
- "Geçer komutanım"
- "Peki piyadelerimiz geçebilir mi oğlum?"
- "Geçemez komutanım"
- "Niye geçemez ki oğlum?"
- "Köprünün ayağına kocaman azgın bir çoban köpeği bağlamışlar komutanım."

Askere Arkadaşından Mektup

+++++++++++++++++++++++ Sevgili Hakkuş, mektubunu aldım. Mektubunun gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarım o denli üzücüydü. Demek askere gittiğinden beri çavuşun size, özellikle de sana yapmadığı kalmamış. "Suçum olsa yanmam" diyorsun. Sana inanıyorum dostum. Olur olmaz seni dövdüğüne göre, yazdığın gibi o herif asker ocağına yakışmayan sadistin teki. Sen sivilken ağzına kötü söz almazdın. Adamın beşiğinden mezarına kadar nesi varsa sövdüğüne göre gerçekten çok sinirlenmişsin. Ama haklısın. Ben de olsam ondan nefret ederdim. Oysa hepiniz aynı vatanın evladısınız. Neden ayrım yapıp en ağır işleri sana yaptırıyor ki? Senin gibi aklı başında, sorumluluklarının bilincinde olan insana böyle davranmak için çok adi birisi olmalı. Zaten "adinin teki" demişsin. Neyse hakkuş, vatan borcu bu.  Herşeye, insanlıktan uzak olan çavuşuna bile katlanıp vazifeni yerine getirmelisin. Sen yine elinden geldiğince iyi asker olmaya çalış. Beni de mektupsuz bırakma. Mektupları dışardan yollamakla iyi ediyorsun. Çavuş iti okursa bir de mektuplar için dayak yersin sonra. Özlemle gözlerinden öperim.
Dostun Recai

+++++++++++++++++++++++ Ulan Recai iti, ben sana ne zaman mektup yazdım da o Allah'ın belası mektubu gönderdin? Mektuplarımızın okunduğunu bildiğin için bu adiliği yaptın di mi köpek? Senin yüzünden gül gibi çavuşumun bana yapmadığı kalmadı. Tonla dayak. Bir hafta da hapis cezası yedim, Çavuş beni bölüğün önüne çıkarıp:
- "Karşınızda ordumuzun en şerefsiz askeri duruyor" dedi. Ne dediysem, senin nasıl adi bir yaratık, mektubunun da o eşşek şakalarından biri olduğuna inandıramadım. Bir daha mektup falan yazma. Zaten, ilk izne gelişimde ellerini un ufak edeceğim. Birkaç yıl eline kalem alamayacaksın. En kısa zamanda başına bir kaza gelmesini, sürüm sürüm sürünmeni dilerim.
Hakkuş

+++++++++++++++++++++++ Merhaba Hakkuş, yanında olamadığım, sorunlarını ve acılarını paylaşamadığım için kahroluyorum. Mektuplarını okudukça içim kan ağlıyor. Manyak çavuş iyice azdı ha. Vay sadist vay. Bir de adam bilip çavuş yapmışlar. Böylelerinin eline hiç yetki vermemeli. Sonra ne oldum delisi oluyorlar. "Sivil olsam yapacağımı bilirdim" diyorsun. Ama haklısın Hakkuş. Sinirlerine hâkim ol. Askerlikte üste saygısızlık olmaz. Adama askerliği bitirtmezler vallahi. Uyma o hayvana dostum. Zor ama sayılı günler gelir geçer. Buralar bildiğin gibi eksikliğini hep hissediyoruz. En güzel günler seninle olsun.
Kardeşin Recai

+++++++++++++++++++++++ Recai denen hayvan, Lan sana hayvan demek iltifat, hayvanlara hakaret olur, oğlum sen çıldırdın mı? Çavuş fıttırdı. Adamın bir ağzıma yapmadığı kaldı. "Yazmadım komutanım." diyorum, yemin billah ediyorum, dinlediği yok. Ah ulan eşşoğlu eşşek yaktın beni. Askerliğim şimdiden bir ay uzadı. Her gece tuttuğum 8–5 nöbetleri, günde yalnız başıma tam teçhizat 20km koşu, iki çuval ıspanak ayıklamak imanımı gevretiyor. Yeter artık Recai! Şakanın çıkacak suyu muyu kalmadı. Bu gidişle biraz zor ya, izne gelirsem kendine kaçacak delik ara. Tüm kemiklerini kıracağım. Allah belanı versin.
Hakkuş

+++++++++++++++++++++++ Hakkuş'cuğum, Yooo, yazdıklarına inanamıyorum. Bu kadarı da olmaz ama. O şerefsiz çavuşun sana yaptıklarını insan yapmaz. Nedir bu eşşoğlu eşşeğin sana çektirdiği? Yani afedersin ama insan sokaktaki uyuz ite bile daha iyi daha merhametli davranır. Bak Hakkuş, sakın benden gerçekleri saklama, yoksa görevden mi kaytarıyorsun? Eninde sonunda ikiniz de bu vatanın evladısınız. Böyle yapması için ya kafadan sakat ya da soysuz olmalı, ne diyeyim Hakkuş, sabredeceksin. Allah sevdiği kuluna çektirirmiş. Seni de seviyor olmalı ki çavuş gibi bir namussuzu başına bela diye salmış.
Can dostun Recai

+++++++++++++++++++++++ Recai soysuzu stop, sayende askerliğim bitmeyecek stop, firar ettim stop, seni parçalamaya geliyorum stop.
Hakkuş

Ceset

Sibirya'nın köylerinden birinde, cenaze, mezarlığa doğru götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar:
- "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?" diye endişeye kapılarak cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset hastaneye kaldırılmış. Operasyon altı saat sürmüş.
Ameliyattan çıkan doktor alnından akan terleri silmiş ve:
- "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş.

Bu Burunla Yazık

Temel satılık papağanları inceliyormuş. En pahalı papağanın önünde durmuş:
- "Abi bunlar nece konuşuyor?"
- "İngilizce, Fransızca, Almanca"
- "Kaç paradır?"
- "On milyon"
- "Lazca biliyor mu?"
- "Bilmiyor." Temel papağanın burnunu okşamış:
- "Bu burunla yazık!"

Çingene

Şoparın biri altılıdan büyük ikramiyeyi tutturur eve gelir ve olayı karısına anlatır:
- "Abe nebayat kocan altılıyı tutturdu be zengin artıkın"
- "Deme be biz şindi zengin olduk ya ne istesem alacan deel mi?"
- "Yapasın güzel muamele alayım her bişeycikler be." Tabi kadın erkeğinin dileğini yerine getirir kocası da ona ne isterse alır. Karı doğru kardeşine koşar ve olayı anlatır. Baldız çaktırmadan eniştesinin yanına gelir:
- "Abe enişte be duyduk ki zengin olmuşsun alasın bana da incik boncuk"
- "Alayım baldız be sen bi saxso yap memnun olayım" der. Baldız adamın fermuarı indirip sokulunca kokudan bayılacak gibi irkilir:
- "Enişte bok kokar bu be"
- "Normaldir be baldız, az önce kayınçoya çizme aldık be ya"

Eğer Bilirsen

Temel'in bir çiftliği vardır. Çiftlikte sadece 2 tane koyunu vardır. Can sıkıntısından yoldan geçen Dursun'u durdurur ve konuşmaya başlarlar. Temel:
- "Ula Dursun sana bir soru soracağım. Eğer kaç tane koyunum olduğunu bilirsen, ikisi de senin olsun."

İçinde Ben de Vardım

Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş arkadaşı demiş ki : -Ya hocam dün sizin evden bir ses çıktı. Bu neydi?. Hoca ise : -Hiç sadece hanımla biraz tartıştık kavuğum merdivenlerden yuvarlandı, demis. Arkadaşı : -Yahu hocam hiç kavuktan bu kadar ses çıkar mı?, demiş. Hoca : -Ya anlasana içinde bende vardım, demiş.

Karavana

Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar:
- "Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?"
- "Evet."
- "Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?"
- "Otlanmayacağım."
- "Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?"
- "Yıkattırmayacağım." Herkesten gerekli yanıtı alınca Mehmet:
- "İyi, bundan sonra ben de karavanaların içine işemeyeceğim."

Adam Değiliz

Trabzonda bir asker ocağında komutan bağırmış:
- "Oradan üç adam gelsin de bana yardım etsin!" Ses yok.
- "Üç adam gelsin dedim." Ses yok.
- "Bana bakın! Üç adam gelsin dedim!" Askerlerden biri çıkışmış:
- "Komutanım, biz adam değiliz, biz Lazız Laz!"

Ananın Yanına

Uçakta kapı açılmış, acemi erler teker teker paraşütle aşağı atlıyorlardı. Sıra Temel'e geldiğinde komutanına dönerek:
- "Komutanım dün gece rahmetli annem rüyama girdi; oğlum o paraşütle atlama açılmayacak dedi." Komutan:
- "Atla oğlum inanma böyle boş rüyalara" der. Fakat askeri ikna edemez. Bunun üzerine:
- "Ver onu bana, al benimkini" der ve değiştirirler. Asker atlar ve paraşütü açılır. Süzüle süzüle aşağı doğru inerken başını kaldırır ki ne görsün, komutan paraşütü açılmamış mermi gibi aşağı doğru geliyor. Tam yanından geçerken bağırır:
- "Komutanım, komutanım nereye?” Komutan hışımla bağırır:
- "Ananın yanına."

Bu Kadar Çinliyi Nereye Mömeceuk

Ülkelerin birbirlerine önceden savaş ilan ederek savaştıkları dönemde, bizim "Rize" ilimiz Çin Devletine savaş ilan etmiş! Çinliler uzun uzun araştırmışlar, ancak "Rize" diye bir devleti hiç duymadıkları gibi haritadan da böyle bir devleti bulamamışlar. Daha sonra Çinlinin biri Türkiye'de "Rize" diye bir yerin varlığını öğrenmiş ve bunu yönetime bildirmiş. Rize bir devlet olmasa bile Çin yönetimi, ortada ilan edilmiş bir savaş olduğu için bütün ordularını toplayarak karadan ve denizden Rize'ye doğru gelmeye başlarlar. Bu arada Rize boş durmayıp yaşlılardan oluşan bir savaş komitesi kurmuş. Geride kalan genç, çocuk ve kadınlar da mevzilerdeki yerlerini almış. Çinlileri beklemeye başlamışlar. Derken denizden ve karadan mahşeri bir kalabalıkla Çin askerleri görünmeye başlamış ve o hızla da bütün önlerine çıkan Rizelileri kesip biçmeye başlamışlar. Ancak yaşlılardan oluşan savaş komitesinden ateş emri gelmediği için mevzilerde bekleyen Rizeli milisler Çinlilere karşılık veremiyorlarmış. Bu durum epey uzayınca Rizeli gençlerden biri fazla dayanamayıp mevziden fırladığı gibi doğruca savaş komutasının bulunduğu karargaha girerek, bir hışımla:
- "Çinliler celdi hepumuzi çeseyiler, biz onlara bişe edemeyiruk, bize niye ateş emri vermeyisunuz, yoksa korktunuz mi? aha bu Çinlilerden der." Bunun üzerine Komitenin Başkanı:
- "Uşağum sen ne deyisun, ne korkması, biz aha bu kadar Çinliyi nereye gömeceuk oni karar etmeye çalışıyiruk."

5 dakka daha

Mart ayı gelmiştir, kediler her akşam süslenip, püslenip, mis gibi kokularını sürünüp dışarı çıkmaktadırlar. Aralarında bir de küçük erkek kedicik vardır. Bir gün “ben de gelmek istiyom” der. Kediler sinirlenir. “Hadi len, senin daha yaşın küçük, git misket oyna.” Bir gün, iki gün, üç gün... Bizimkini iyice merak sarar. Son bir kez daha dener şansını bir akşam: “Ya ne olur beni de götürün nereye gidiyorsanız?” aralarından babacan bir kedi çıkar: “Gel lan, sen de gel de öğren, ilerde lazım olacak. Sevişmeye gidiyoruz. Mart ayı bizim ayımız.” Hepsi toplanır. Aylardan mart dedik ya, hava soğuk, damda beklerler. “Bak,” der babacan kedi: - Aşağıdan dişi kedi geçtiğini gördün mü saldır! Aradan saatler geçer, ne gelen, ne giden var. Bizim gariban kedicik iyice üşümüştür. Babacan kediye yanaşır, kolunu hafifçe vurarak: “Abi ya,” der: - Ben bi beş dakka daha sevişiyim, gitcem.

A.. biti

Bir gün orman da yangin cikmis bütün hayvanlar büyük bi telasla orman dan kacmayi dusunmusler ve ormanin tam ortasında toplanmislar ormanin krali aslan gelmiş ve arkadaşlar hepimiz aynı anda kacarsak izdiam olur küçükhayvanlar ezilir der ve kendini de dusunerek derki alfabetik siraya gore kacalim der herkez kabul eder ve A harfinden baslarlar kacmaya tabi aslan da kacarken bi bakar ki yanında bit de onunla beraber kaciyor sorar senin burda ne isin var bit kardeş bit derki susssss! ben bit değilim a.. bitiyim der!

Ağüstos Böcekleri

Çılgınca geçen bir parti sonrasında, gençler kumsala dağılırlar. Kuytu bir köşede bir genç kızla delikanlı mehtabı seyretmektedir. Biraz çakırkeyif olan genç kız, delikanlının omzuna başını yaslayarak mırıldanır: - Her şey bir rüya gibi, değil mi, sevgilim? Deniz, kumsal, mehtap ve ağüstos böceklerinin sesi. Delikanlı düzeltir: - Ağüstos böceklerinin değil, fermuarın sesi...

Ağzı bozuk papağan

Ahmet papağan almaya karar verir. Beğendiği papağanı almak için dükkan sahibi ile anlaşırken dükkan sahibi, - Beğendiğiniz papağanın ağzı bizar bozuktur tavsiye etmem der. Ahmet yinede papağan hoşuna gittiği için alır onu. Evet Getirdiği papağanın ağzından çıkan ilk laf, - Ahmet Dötünü tikeyim olur. Gel zaman git zaman papağan bu lafi ağzından düşürmez. Hemen papağanı aldığı yere gider çaresini papağanı aldığı adama sorar. Aldığı tavsiyede papağanın kafesi üzerine örtü örtülüp 60 gün açılmamasıdır. O zaman düzeleceğini söylerler. Aradan bir hafta geçer örtülü papağandan ses çıkmaz. 2 hafta üç hafta derken 59. gün dayanamayan ahmet papağanın öldüğünü düşünüp örtüyü aralayıp papağana bakmak ister. örtüyü araladığında papağanla göz göze gelir. Ve papağan derki; - Ahmet Dötünmü kaşındı.

Akıllı köpek

bir gün zengin mi zengin bir işadamını av merakı sarmış hemen tüfek tabanca ne bulduysa almıs ama bakmıs köpek yok aramıs ama av köpegı yok o da karısının süs köpegimi almıs gitmiş ormana ormana varınca adam baslamıs avlanmaya zavallı köpekte öölesıne dolaşmaya... karsıda ögle yamegını arayan jaguar bakmıs demişki: bu ne ola ki? bakmış, bakmıs bıseye benzetememıs bunu farkeden köpek yerden iki kemık bulmus bıraz oynadıktan sonra "yaw koca kaplanı yedım hala doymadım" demıs jaguar bunu duyunca tırsmıs "ufak tefek ama götüruyor galıba demıs baksana kaplan yedım doymadım dıyor" nedır kı bu dıye dusunurken agacta maymunu gormus gıtmıs maymuna sormuş -bu ne yaw? maymun demıskı: -söylerim ama bır sartla bundan sonra bana dokunmayacaksın jaguar kabul etmıs mecburen maymun devam etmıs -olum o bıldığın köpek işte işletmiş senı kaç saattir jaguar bakmıs köpek ama ya değilse ya maymun beni işletiyorsa demıs maymuna demiş -bin sırtıma beraber gidecegiz yanına köpek bakmıs maymun herseyı anlatıyor kesın bu benı yer demıs neyapsam dıye dusunurken aklına bır fıkır gelmıs kemıgı bıras daha oynamıs tekrar jaguarla maymuna donmuş -yaw nerde kaldı su maymun ıkı dakıkaya puma getırıyorum dedı hala yok demıs...

Aslan bekliyor

Bir gün aslan ile boğa bara gitmişler bir iki tek attıktan sonra aslan müsade istemiş. Boğa bununla dalga geçmiş: - "Koskoca aslansın, Ormanlar kralısın. Saat daha sekiz. Hiç yakışır mı sana kılibiklik..." Aslan kükremiş : - "Eee beni evde bir aslan bekliyor, seninki gibi bir inek değil..."

Aslan

Köyün birinde bir aslan varmış bu acıktığın da köye iner insanları yermis. Köy muhtarı bu ise çare olarak üç gözüpek delikanlıyı öldürmeleri için aslanın magarasına göndermis. Bunlar pusuya yatmis aslan`i bekliyorlar. Aslanda içerde bunlari izliyor birinci delikanlı demiş eğer ben aslanı yakalarsam ona bir yumruk sallarim dünyaya geldiğine pişman olur. İkincisi gülerek hadi ordan demiş ben ona bir bıçak sallarim agzini acamaz. Ücüncüsü hadi ordan deyip ben ona bir yarrak sallarim actigim yara ömür boyu kapanmaz demiş. Aslan bu yarrak sallamayi anlamamıs korkuyla gece köye inip bir yaşlı kadini tutmus ve kadina demiş bana yarrak sallamanin anlamıni söyle yoksa seni yerim. Kadin da can havliyle tamam demiş hemen dönmüş etegini indirmis ve demişki aha görüyonmu onu kocam 70 yil önce salladi hala kapanmadi.Aslanda o köye bi daha ugramamıs...

Aslan ve Maymun

Aslan, maymun hariç ormandaki tüm hayvanları yer ve artık sohbet edecek vakit geçirecek hiç arkadaşı kalmaz.Birgün artık dayanamaz maymunun yanına gider,maymun ağaçta tabii,aslan; - "Ya maymun kardeş gelde iki muhabbet edelim hiç arkadaşım yok canım sıkılıyo valla" maymun: - "Yapma ya geliyim de beni de ye dimi beni kandırıyosun" aslan: - "Olur mu maymun kardeş senide yersem ormanda kimle muhabbet edecem seni yer miyim, gel bir iki laf edelim" falan maymunu kandıramaz artık. Aslan: - "Gerçekten sana bişey yapmıcam gel bak ne istersen yapayım" maymun: - "Tamam o zaman ayaklarını kuyruğunu ağaca bağla öyle geliyim,sana güvenmiyorum" der.Aslanda kendini bi güzel ağaca bağladıktan sonra maymun yanına gider ama tirtir titrer,aslan: - "Bak kendimi ağaca bağladım hala korkudan titriyosun korkma niye korkuyosun ki" maymun: - "Hayır titremem korkudan değil heyecandan" der. - "Haytımda ilk kez bi aslan s*kecem de...."

Aslan ve tavşan

Ormanın birinde dişi bir aslan yavruları ile yaşarmnış.Her sabah gider yavrularına yemek ararmış.Bir gün yine yavrularına yemek aramak üzere yuvasından ayrılmış,yavru aslanlarda orada oynuyorlarmış.Oynayan yavruların yanına bir tavşan yanaşmış ve;"Sizin şu ananız varya ananız, işte onu *ikecem"demiş.Yavru aslanlar "Hastir lan"diyip tavşanı kovalamışlar ama bu olayı annelerinin canı sıkılmasın diye ona söylememişler.İkinci gün yine anne aslan avlanmaya gitmiş,tavşan yine gelmiş.Yavru aslanlara "şu sizin ananız varya ananız işte onu *ikecem"demiş.Yavru aslanlar tavşanı yine kovalamışlar ama bu sefer bu tavşanı annelerine söylemeye karar vermişler.Akşam olmuş anne aslan eve dönmüş olayı annelerine anlatmışlar.Anneleri"yarın ben yine avlanmaya gider gibi yaparım ve saklanır tavşanı beklerim bir de yüzüme söylesinde görelim" demiş.Ertesi gün anne aslan gider gibi yapıp çalıların arkasına gizlenmiş.Tavşan çok gecikmeden görünmüş gelmiş yavru aslanların yanına "sizin şu ananız varya ananız"demiş,arkadan anne aslan"eeeee..."demiş.Anne aslanın sesini duyan tavşan başlamış kaçmaya arkasındanda anne aslan kovalamaya...Tavşan atlamış hoplamış kaçarken bir ağaç kovuğunun içinden geçmiş anne aslanda peşinden gelirken kovuktan geçememiş ve sıkışmış kalmış.Aslanın sıkıştığını gören tavşan gelmiş ve"*ikmeyecektim ama yavrularına söz verdim *ikmessem şimdi ayıp olur"demiş.

Aslanla Tilki

Tilkinin karnı çok acıkmış, aslanın yanına gidip; "geyik yakalamayı banada öğretir misin" demiş aslan; "benınmle gel" deyıp ormanda geyık aramaya baslamışlar... Bır geyik görmüşler, aslan tılkıye sormuş; -Gözüm kızardı mı? Tilki bakmış aslanın gozune gercekten de kızarmıs; -Kızardı. Demiş. -Şimdi de kıçıma bak acılıp kapanıyor mu? Tilki; -Acılıp kapanıyor. Demıs. Aslan ; "tam zamanı" diyerek kosup geyıgı yakalamıs ve hepsını yemıs... Tılkı kurdun yanına gıdıp; -Ben aslandan geyık yakalamasını ogrendım sana geyık yakalayayım mı? Demış. Kurt; -Yakala da gorelım... Tılkı; -Gözüm kızardı mı? Dıye sormuş kurt bakmıs, -Bırsey yok demıs Tılkı; -Olsun sen kızardı de demiş... -Kıçıma bak acılıp kapanıyor mu? Kurt -Yoook... Demıs. Tılkı; -Olsun sen acılıp kapanıyor de. Demiş Tılkı "tam sırası" deyıp geyıge doğru kosmaya baslamıs geyık bakmıs tılkı kosarak gelıyor tam yaklaştıgı sıra tılkıye bır cıfte vurmus tılkı kayalara doğru ucmus kurt hemem tılkının yanına gıtmıs -Hah sımdı hem gozun kızarmıs hemde kıcın acılıp kapanıyor... demış

Ayı

Yolcu uçağı arızalanır ve bir ormana düşer. Yolcu uçağından sadece bayan bir yolcu kurtulur. Oda koma halindedir. Günler geçer kadın ayılır bir bakar iri bir ayının ininde yatmaktadır. Ayı kadına şefkatle yaklaşmakta sabah akşamda sevişmektedir. Bu böyle kadının bulunmasına kadar devam eder. Hastaneye yatırılan kadın devamlı gelmedi gelmedi demekte kimse neolduğunu anlamamakta şuurunun yerinde olmadığını zannetmektedir. Sonunda doktorlardan biri dayanamayıp sorar bayan kim gelmedi diye kadın sorar. Ayım ayım aylar oldu beni görmeye gelmedi

Ayı ve Tavşan

Sihirli Kurbağa bir gün ormanda gezerken, Tavşan kovalayan ayı ile karşılaşmış. Tavşan can derdinde, ayı et derdinde derken sihirli Kurbağa duruma el koyup demiş ki: - Her ikinizin de üç hakkı var. Dileyin benden ne dilerseniz ! Ayı : - Bu ormandaki tüm ayılar dişi olsun ve tümü bana tutkun olsun" demiş. Kurbağa anında ayının isteğini yerine getirmiş. Tavşan ise: - Bana bi kask ver demiş... O da hemen olmuş. Ama ayı içinden : - Bu Tavşan geri zekalı. Çuvalla para isteseydi, bin tane kask alırdı. demiş. Kurbağa ikinci isteklerini sormuş. Ayı (babası da ayıymış zaten!): - Yan ormandaki tüm ayılar da dişi olsun ve hepsi sadece beni arzulasın demiş. Trilink! O da tamam. Tavşan ise: - Ben hızlı bir motosiklet isterim demiş. Ayı iyice şaşırmış. "Bu Tavşan hepten aklını yemiş olmalı !" diye düşünmüş. Sıra gelmiş son isteklere.... Ayı: - Bu gezegendeki tüm ayılar dişi olsun ve hepsi benim için çıldırsın demiş. Kurbağa bu isteği de hemen yerine getirmiş. Tavşan önce kaskı takmış, sonra motora binip marşa basmış ve son isteğini söyleyip gaza basmış: - Bu ayı ibne olsuuuun !

BACAKLAR OMUZA

Köyün avcıları toplanıp kahvede av maceralarını anlatmaktadır. Muhtara sıra gelir.. -Arkadaşlar geçen kış bizim dağda bir geyik vurdum ki.. siz deyin yüz ben diyeyim ikiyüz kilo tek başıma taşımak mümkün değil bir aklım karnından ikiye bölüp taşı dedi bende öyle yaptım göğsünü dağda bırakıp attım bacakları omzuma... Bu arada kahveci çırağı muhtar amca yengem seni dışarı çağırıyorr der bizim muhtar dışarı gider gelir.. -Nerde kalmıştık ağalar der. Dinleyen grup; bacaklar... der demez bizim müthiş atıcı -Ha. der ondan sonra verdim y.rrağı.. verdim y.rrağı...

Balık hafızası

İki balık büyük bir akvaryumun ortasında karşılaşmışlar. Biri diğerine: - Ya ben seni bi yerden tanıyor muyum? demiş. Diğeride: - İmkansız, akvaryum çok büyük, sahi ben ne diyordum.

Bana Kediyi Getirin

İki Fare birgün kafalari çekiyormus. Farenein biri içkinin dozajını biraz fazla kaçırmış. Tüm gün kedi peşinde koştuğu içinde biraz sinirliymiş. Neyse diğer arkadaşı - "Çok fazla içiyorsun" demiş. O da - "Yok bana bişey olmaz" demiş. İkinci şişeden sonra , kafayı tam bulan fare: - Bana kediyi getirinnnn....

Ben Gidemem Kardeşim

Bir Fransız turist kafilesi Erzurum'a gelir. Şehri gezerler. Oradan Aziziye Tabyaları Palandöken Dağları derken dönüş vakti gelir. Herkez otobüslere biner ancak bir Fransız kadının eksik olduğu anlaşılır. Ararlar ve sonunda Palandöken dağında kadını bir çobanla birlikte bulurlar. Çoban kadını iyice becermiştir. Her ikisinide yakalayıp karakola götürürler ve kadına şikayetçi olup olmadığını sorarlar. Kadın da: -"Ne şikayeti ben bugüne kadar böylesini görmedim. Yanlız benimle birlikte Fransa'ya gelirse şikayetçi olmam" der.Durumu çobana söylerler çoban da : -"Nasıl gelirem karı burda, çoluk çocuk burda, sürü burda" der ve ekler : -"Benim biraderim var askerdedir. Teskeresine az kaldı eğer olursa o gitsin" der. Durumu kadına söylerler. Kadın da: -"Eğer kardeşi de onun kadar iyiyse gelsin" der. Kadının bu sözünü çobana iletirler. Çoban: -"Valla bilemem ama askere gitmeden önce bizim birader bir ayı becerdiydi şerefsizim ayı ona hala bal getiriyor"

Bit

Ormanda büyük bir yangın çıkmış. Hayvanlar bir sağa bir sola deli gibi koşturuyorlarmış. Ormanlar kralı ASLAN buna bir çare bulmak zorunda kalmış ve bütün hayvanlara seslenmiş:"Telaş etmeyin,herkes harf sırasına göre sıraya girerek dışarı çıksın!" demiş.bir anda bütün kargaşa bitmiş.ASLAN hem kral olması hemde a harfiyle başlaması nedeniyle ilk sıraya geçmiş.Tam giderken bi bakmış,önde bir BİT..Kükremiş çabuk yerine geç demiş hem B harfiyle başlıyorsun hem yaptığına bak!.demiş..burada ne işin var? ..bizimki arkasına dönüp demiş ki..:ben sizin dediklerinizi uygülüyorum çünkü ben ora bitiyim demişş

Aşk Kitabı

İki horoz bir gün, bir evin mutfağına girerler. Horozlardan biri tezgaha çıkar ve öteki horoz mutfakta dolaşmaya başlar. Tezgahtaki horoz etrafa meraklı gözlerle bakarken, tezgahın üzerinde bir yemek kitabı görür. Kitabın üzerinde:
- "Yumurta yapmanın 100 yolu" yazmaktadır. Bunu gören horoz aşağıdaki horoza seslenir:
- "Koş lan koş, burada Aşk Kitabı buldum."

CikCik

Adamın tek bir papağanı varmış ve evde tek dostu oymuş ama papağanın bir kusuru varmış; papağan 'c'leri 's' 's'leri 'c' olarak anlıyormuş ve söylüyormuş. Papağan çok akıllıymış. Adam işe gittiğinde papağan sıkılıyormuş. Ve adama söylemiş adamda bi kuş almış yanına koymuş ve işe gitmiş adam eve geldiğinde bakmış ki aldığı kuş ölü. Papağana sormuş "Ne oldu bu kuşa? " Papağann cevaplamış " Cik dedi ciktim cik dedi ciktim cik dedi ciktim öldüü !

Cinsel Hayat

Eşekle serçe karşılaşmışlar. Eşek sormuş: -Serçe kardeş cinsel hayatın nasıl gidiyor Serçe: -Valla ne olsun eşek kardeş gördüğüm yerde tıklıyorum, günde 15-20 sayısını hatırlamıyorum Eşek: -Yapma ya o kadar çokmu ? Serçe: -Ya senin nasıl eşek kardeş Eşek: -Valla benim senede bir ama gören Allah için konuşsun...

Çalınan Fiş

Nuh'un gemisine bütün hayvanlardan bir erkek, bir dişi alınmış. Gemide bu hayvanların ürememesi içinde, erkek olanların cinsel organları alınıp karada geri almaları üzere ellerine birer fiş verilmişti. Herşey yolunda gidiyordu. Fakat erkek maymunun keyfi hiç yoktu. Çünkü dişi maymun; - Sen ne biçim erkeksin hadi gelsenei bana birşey yapamazsın ki, ohhh ohhh vs., gibi laflarla erkek maymunla sürekli dalga geçiyormuş. Birgün erkek maymun sevinç içersinde, taklalar sevinç çığlıkları atarak ortalıkta dolaşırken, dişi maymun merakla sormuş; - Bu sevinç niye erkek bozuntusu ? Erkek maymun kahkahalar atarak : - Sana karaya çıkınca göstereceğim, çünkü eşeğin fişini çaldım.

Çekirge

Avusturalya'ya gezmeye giden bir Amerikalı yerli bir rehber tutmuştu. Bir gün dolaşırlarken bir inek gören Amerikalı: -Bu nedir ? deyince rehber: -İneek demişti. Bunun üzerine Amerikalı küçümser bir tavırla: - Siz buna inek mi diyorsunuz ? Bizim kuzularımız bile bundan büyüktür, demişti. Yerli rehber bu olaya çok bozulmuştu ama çaktırmamıştı. Gezmeye devam ederlerken bu sefer de bir tavuk gören Amerikalı ya ya: -bu nedir bu ? diye tuhaf tuhaf sormuş, rehber de: -tavuk, deyince: - Siz buna tavuk mu diyorsunuz ? Bizim serçelerimiz bile bundan büyüktür, diye yine dalga geçmişti. Bütün bu olanlar karşısında rehber fena bozulmuştu. Tam o sırada zıplayarak geçen bir kanguruyu gören Amerikalı, "peki bu nedir?" diye sorunca, daha önce olanlardan dersini almış olan rehber - Çekirgee, diye cevap verdi.

Şimdi Kuşa Benzedin

Hoca yolda bir leylek bulmuş. Almış onu evine götürmüş. Daha önce hiç leylek görmemiş. Uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:- Bak şimdi kuşa benzedin.

Spikerlik Sınavı

- "Hayrola nereden?"
- "Be be ben mi? Rad rad radyodan geliyorum."
- "Ne vardı radyoda?"
- "Spi spi spi spiker sı sı sı sınavı vardı da."
- "Eeee, ne oldu?"
- "Bı bı bı bırak yahu? Kı kı kıravat tak tak takmadık diye almadılar."

Deli dana

Bir hanım TV programcısı deli dana hastalığı hakkında program yapmaktadır. Bir çiftçiye sorar: -İyi günler, deli dana hastalığının sebebini araştırmak için buradayız.Bu hastalığın sebebi sizce ne olabilir? Çiftçi cevap verir: -Biliyorsunuz hanımefendi, boğalar danaları senede bir defa becerirler. Programcı kadın biraz şaşırır ve: -Evet beyefendi bunu bilmiyorduk, ancak bu durumla deli dana hastalığı arasında nasıl bir bağ olabilir? Çiftçi kadına bakar ve: -Biliyorsunuz , bir de biz danaları günde 4 defa sağarız. Programcı kadın biraz kızar ve: -Evet, ama bütün bunların konumuzla ne ilgisi var? Çiftçi: -Konuya geliyorum efendim, der ve "Biri sizin de göğuslerinizle günde 4 defa oynasa ve senede bir defa birlikte olsa, siz ne olurdunuz?"

Devekuslari

iki deve kusu kabilesi büyük bir meydanda savaşacaklarmış,ilk gelen kabile alanda beklerken kabile reisi bir askeri cagirip -bak bakalım su tepeden dusman kabile geliyor mu? Asker kosarak tepeye cikmis ve ne gorsun,rakip kabile en az beş misli kalabalik,kosarak reisin yanına gitmiş ve: -reisim reisim geliyorlar ama bizden çok kalabaliklar. reisi almış bir telas ve panikle haykirmis: -cabuk saklanin!bunu duyan devekuslari baslarını kuma gommusler.Bir kac dakika sonra rakip kabile gelmiş ve reisleri yanındakilere donup: -ibnelerrrrr ! korkup kacmis.

ensesine vurulacak kadın

Zenginler kulübü özel bir yarışma düzenlemişti. Açık havada yapılacak olan bu yarışmanın etapları şu şekildeydi, ortada bir masa ve masanın üzerinde çok sert bir içki olacaktı, yarışmacı bu içkiyi bir dikişte içecek, ondan sonra koşarak karşıdaki mağaraya girecek, mağaranın içindeki çok vahşi bir ayının ensesine bir tokat vurup mağaranın diğer kapısından dışarı çıkacak ve dışarda bekleyen çok güzel bir kadınla sevişecekti. Bu etapları tamamlayabilen yarışmacı birinci olacaktı... Ilk olarak Alman yarışmacı tezahüratlar içinde masanın yanına gelir, seyircileri selamladıktan sonra içkiyi kafasına diker. Fakat içki o kadar serttir ki Alman bunu içer içmez olduğu yere yığılıp kalır. İkinci olarak masanın başına Fransız gelir, o da seyircileri selamladıktan sonra kendinden gayet emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip mağaraya doğru fırlar, fakat tam mağaranın ağzına geldiğinde içkinin tesiriyle sızıp kalır. Onu da alıp **ürürler. Son olarak Nam-ı Kemal masanın yanına gelir. Diğer yarışmacılar iri yarı izbandut gibi adamlar olduğu halde, Nam-ı Kemal ufak tefek, tok karnına 48 kg. gelen bir adamdır. Seyirciler epey gülüşürler fakat bizimki gayet kendinden emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip gözlerini 15-20 saniye kapalı tuttuktan sonra yıldırım gibi fırlayıp mağaradan içeri girer. Biraz sonra içerden hırıltılar, gürültüler, bağrışmalar, feryatlar gelmeye başlar. Aradan 20 dakika geçer Kemal ortada yoktur, 30 dakika yok derken tam 45 dakika sonra diğer kapıdan kan-ter içinde çıkan Nam-ı Kemal, elinin tersiyle alnındaki teri silerek bağırır: - Nerede ensesine vurulacak kadın?

dilimu isirdum da

İki karadenizli yılan, karadeniz ormanlarında geziyorlarmış. Biri diğerine sormuş: - Ula piz zehirlu yılanmiyik da? - Haçan nerden çiktü pu şimdu? - Az önce dilimu isirdumda...

Dişi domuz

En yakın komşusundan 10 kilometre uzakta, yaşlı karısıyla birlikte yaşayan çiftçi, eğlence olsun diye bir dişi yavru domuz almış. Domuz kısa sürede büyümüş ve çiftleşme zamanı gelmiş. En yakın erkek domuz 10 kimoletre uzakta bulunduğundan ve domuz "domuz gibi" inatçı olduğundan, yaşlı çiftçi bu seyahati el arabasıyla yapmaya karar vermiş. Kan ter içinde kaldıktan sonra dişi domuzunu çiftleştirmiş ve erkek domuzun sahibine sormuş: -Hamile kalıp kalmadığını nasıl anlayacağım?Adam: -Yarın, demiş, çayırda yatıp debeleniyorsa hamiledir yok çamurda yatıyorsa değildir, yine getireceksin. Adam aynı yolu el arabasıyla yeniden katedip evine dönmüş. Ertesi sabah pencereden baktığında domuzun çamurda yattığını görmüş. Çaresiz domuzu el arabasına koyup yeniden çiftleştirmeye götürmüş. Ama yine aynı sonuç. Aradan günler geçmiş, domuz hep çamurda yatıyor. Yorgun bir günün sabahında, adam karısına ümitsizce seslenmiş, -Şu camdan bak bakalım, domuz çayırda mı debeleniyor, çamurda mı?Kadın cevap vermiş, -Valla, ne çayırda ne çamurda, el arabasına binmiş bekliyor.

doberman

İki genç parkta otururlarken karşıdan elinde bir fino köpeğiğini gezdirerek bir kız geliyormuş. Gençlerden biri - Aaaa dobermana bak demiş. Kızda demiş ki - O doberman değil salak o fino Diğer genç atılmış - Aaaa duydunmu doberman konuştu

Düşünce suçu

Siyasi toplantıların yapıldığı bir salonda güzel bir papağan dururmuş. Bu salonda her salı önce sağ görüşlülerin sonra sol görüşlerinin toplantısı olurmuş. Papağan sağ görüşlüler geldiğinde allahu ekber nidalarıyla bağrıp. "kahrolsun kominizm" dermiş. Sol görüşlülerin toplantısında ise "yaşasın Lenin yaşasın kominizm diye bağırırmış. Bir salı toplantı saatleri değişmiş. Tabi bundan haberi olmayan papağan aynı şekilde bağırmış ve tepki toplamış. Ceza olarak onu tavuklarla bir kümese koymuşlar. Tavuklar gıdaklayarak papağanla alay ediyorlarmış. Papağanda dayanamayıp şunu demiş. -susun be ! ben sizin gibi hayt kadinligindan değil düşünce suçundan yatıyorum.

Ekmek var mı?

Ördek bara girer ve barmen'e: - ekmek var mi - yok - ekmek var mi - yok - ekmek var mi - yok - ekmek var mi - yok dedik ya - ekmek var mi - eger bir daha sorarsan seni duvara civilerim - civi var mi - yok - ekmek var mi

Eleman Aranıyor

Bir şirketin kapısında bir ilan aşılmış, şöyle yazıyor: "Dakikada 70 kelime yazabilen Bilgisayar bilen Yabancı dili olan eleman aranıyor" Bir köpek oradan geçerken bu ilanı görüyor..bi süre bakıyor bakıyor,derken ağzıyla kağıdı yerinden söküp ofise giriyor, doğru müdürün odasına...ve müdürün karşısına geçip ağzında kağıtla ona öylece bakıyor... Adam bunu görünce kahkahayı basıyor.... "Hahahahahahaaa ama ben bir köpeği ise alamam ki??" Ama köpek ısrarla kağıdı adama uzatıyor...ve müdür sonunda diyor ki "peki o zaman sana bi mektup vericem bunu yaz bakalım" Köpek kağıdı alıyor, bilgisayarın başına geçiyor, gayet güzel tıkır tıkır mektubu yazıp bitiriyor... Müdür şok oluyor,ama bozuntuya vermeden bu sefer diyor ki: "Bak şöyle şöyle bir uygulamaya ihtiyacımız var, buna bir program yaz çalıştır bakalım.." 15 dakika sonra köpek bilgisayarda o problemi çözecek süper hızlı bir uygulama yazıyor, adam inceliyor ve dumur oluyor....artık söyleyeceği tek şey kalıyor: "Sen inanılmaz bir şeysin! Ama yine de seni işe alamam...ne yazık ki senin her şeyin mükemmel ama yabancı dilin yok" Ve köpek cevabı yapıştırıyor: "Miaaooooowwwwww"

erkek sinek

çocuk camda üstüste duran iki sineğire bakarak annesine sormuş "anne sineklerin erkeği olur mu?" annesi "olur yavrum" demiş. Çocuk yine sormuş "anne sineklerin dişisi olur mu?", sorunun sebebini tahmin eden anne cevap vermiş "olmaz". Çocuk elini camdaki sineklere doğru hızla yurmuş "ibnelerrr..."

Eşeğim Beklerim

İki esek yolda karşılamislar,dertlesiyorlarmış.Birisi diğerine - "nasıl? memnun musun sahibinden" - "evet oldukca çok memnunum, sahibim iyi davranıyor,fazla yük yüklemiyor sırtıma, yemeğimi bol veriyor.Daha ne isteyim ki. Peki sen memnun musun sahibinden" demiş diğerine; öbürü de: - "Hayır hiç memnun değilim, sahibim kötü davranıyor,her gün dövüyor, sırtıma asırı yük yüklüyor, doğru düzgün yemek vermiyor" - "e o zaman ne diye yanındasın hala, kac kurtul" - "Ya geçen sahibim hanımiyla sürekli kavga ediyor ve dövüsürken hanımına - "sen daha dur.. şu dışarda duran eşeğe senin .mını ....recemm' dedide onu bekliyorum"

Etkili Kitap

Adam yanındaki arkadaşıyla konuşuyordu:
- Karım üçüz doğurdu. Doğum esnasında da "Üç Silahşörler"i okuyormuş. Demek ki Üç Silahşörler bayağı etkili bir kitapmış!
Arkadaşı güldü ve :
- Doğum esnasında kitap okumak bu kadar etkiliyse, yat kalk Allah'ına şükret ki karın o sırada "Kırk Papağan" kitabını okumuyormuş!

Al bak

Ayakları çok fena kokardı. Bir gün bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti. -Hay hay, dedi arkadaşı. Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz mü? Tiyatroya gittiler.Yerlerine oturdular. Aradan beş on dakika geçmeden etrafındakiler mendillerini burunlarına götürmeye başladı. -Hani söz vermiştin, dedi arkadaşı. -Vallahi değiştirdim, dedi. İnanmazsın diye kirlileri de cebime koydum. Al bak!...

Mucit

Temel elinde "U" seklinde küçük bir demir ve iki ucu arasında gözle görülmesi çok zor bir kil testere ile buluşlara patent veren özel bir şirketin kapısını çalmış...Görevliler pek ciddiye almamakla beraber bulusunun ne olduğunu ve nasıl kullanıldığını anlatmasını isterler. Mucidimiz baslar anlatmaya:; " Bu gördüğünüz alet son model bir fare kapanıdır. "U" seklindeki bu kapanın uçlarından birine beyaz diğerine de kasar peynir yerleştirilir. Daha sonra kapan farelerin umumi olduğu bir yere konulur. Peynirleri gören fare kapanın altına gelip, "Beyaz peynir mi yesem, kasar peynir mi yesem" diyerek seçim yaparken, basını mütemadiyen sağa ve sola çevirmek durumunda kalır. Bu esnada göremediği kil testere başını keser ve fare Ölür." Bu açıklamalardan sonra zeki mucit kendini bir anda kapı dışında bulur tabi ki...Herneyse, çabuk pes etmez ve birkaç hafta içinde şirket yetkilileri ile bir buluşma daha ayarlar. Baslar anlatmaya: " Bu sefer fare kapanından peynirleri kaldırdım, böylece daha ekonomik hale gelmiş oldu. Kullanımı ise ayni kolaylıkta. Kapan farelerin umumi olduğu bir yere yerleştirilir, ve kapanın altina gelen fare , kendi kendine sorar ve düşünür " beyaz peynir nereye gitti?, kasar peynir nereye gitti?" iste tam bu sırada kafasını sağa sola çevirirken, kil testere tarafından başı kesilir ve fare ölür."

Fikrinin papağanı

Kadının biri fikri isminde birinin pet shop una gitmiş ve bir papağan istemiş. Fikri hemen buyurun hanımefendi bu papağan essizdir der ve papağanı kadına satar. Aradan bir hafta geçer ve kadın bir akşam erkek arkadaşıyla eve gelir adam kadının arkadaşıdır. Neyse bunlar salona girerler ve papağan baslar konuşmaya: - hoş geldin .rospu - hoş geldin .rospu demeye. Kadın çok utanır bu durumdan ertesi gün hemen pet shopa gider ve olanları anlatır. Fikri tamam efendim ben bunu adam ederim der ve kadına bir hafta sonra gelmesini söyler. Fikri papağana sorar: - kadın eve biriyle geldiğinde ne diyeceksin papağan: - hoş geldin .rospu Fikri tekrar sorar papağan yine aynı cevabı verir, fikri buna kızar ve su ısıtır. Papağanın o lafı her söyleyişinde papağanı daldırır kaynar suyun içine. Papağanı en sonunda hoş geldiniz efendim demesini öğretir. Aradan 1hafta geçer ve kadın papağanı almaya gelir. Fikri papağanı eğirttiğini söyler. Kadın buna inanmaz fikrininde eve gelmesini ister. Eve giderler kadın papağana sorar: - ben eve bir erkek arkadaşımla gelsen ne diyeceksin. Papağan: - hoş geldiniz efendim. Kadın tekrar sorar: - peki iki erkekle gelsen ne diyeceksin Papağan tekrar: - hoş geldiniz efendim. kadın yine sorar: - peki üç erkekle gelsem Papağan yine: - hoş geldiniz efendim. kadın yine sorar: - peki dört erkekle gelsem Papağan bu sefer: -Fikri suyu ısıt bu karı azdı.

Fil

Yaşlılığı nedenliğiyle çok ucuza satılan bir fili satın alan uyanık adamlardan biri, bir çadır kurmuş ve önüne şöyle bir tabela asmış: "Kim bu filin dört ayağını birden hoplatırsa 10 Milyon kazanacak. Denemesi 100 Bin Lira." Çok deneyen olmuş ama kimse başaramamış. Bir gün bir çocuk gelmiş, içeri girmiş ve avucuna sakladığı hapşırık tozunu filin hortumuna tutmuş. Fil hapşırırken hop hop hoplamaya başlamış. Çocuk paraları almış, gitmiş. Herkes bu yöntemi denemeye kalkınca iflas gözüktüğünden başka bir tabela asmış. "Kim filin başını önce aşağı yukarı, sonra sağa sola sallatırsa 10 Milyon, denemesi 10 Bin." Yine deneyenler olmuş ama kimse becerememiş. O çocuk tekrar gelmiş, içeri girmiş, filin yanına yaklaşmış, beni tanıdın mı, der gibi kendini göstermiş, fil kafasını aşağı yukarı hareket ettirmiş. Çocuk elindeki hapşırık tozunu gösterince de fil başını sağa sola sallamaya başlamış.

Gören söylesin

Serçe Eşşeğe demişki: - sizin cinsel yaşamınız berbat...Bizler her gün her zeminde, her mekanda, her ortamda sayısız defalar birbirimizi ediyoruz...Sizler ise yılda bir defa ilişkiye giriyorsunuz, buna nasıl sabrediyorsunuz anlayamıyorum demiş. Eşşek Serçe'ye: -evet haklısın...bizler yılda bir defa yapıyoruz ama "Gören Allah için söylesin" demiş.

Yardım

Oymak beyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu:
- "Bakın çocuklar, bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine özellikle hastalara, yaşlılara,  muhtaçlara yardımcı olmalıdır. Her sabah okula geldiğiniz zaman size bir gün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım. Tamam mı?" demiş. Ertesi sabah Oymak beyi çocukları toplayıp sordu:
- "Söyleyin bakalım. Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?"  Bütün çocuklar, hep bir ağızdan:
- "Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim." Adamcağız şaşırdı:
- "Hepiniz mi?"
- "Evet efendim, hepimiz birden"
- "Neden?" Çocuklardan biri cevap verdi:
- "Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu, ondan efendim!"

Hasan Bey'in Papağanı

Hasan , arkadaşını yalnız yakalamış, papağının meziyetlerini anlatıyordu: - Papağanımın ne akıllı olduğunu bir bilsen. Sağ ayağını tuttun mu Ingilizce konuşur. Sol ayağına değersen Fransızca konuşmaya başlar. Hasan'ı köşeye sıkıştırdığını sanan arkadaşı "Ya iki ayağını çekersen ne yapar pekiı" diye sorunca Hasan ne cevap vereceğini bilemedi. O sırada papağan imdadına yetişti: - Yere düşerim o zaman salak

Hızlı İnek

Adamın biri otomobiliyle şehirler arası yolda gidiyormuş yol kenarında bir köylünün otostop yaptığını görmüş, yanında bir inek olan köylü geçen araçlara durmaları için el ediyormuş. Durumu merak eden adam köylünün yanında durmuş; -Hayırdır hemşerim, ne tarafa gideceksin? -İlerdeki kasabaya kadar beyim, -İyi ama bu inek ne olacak? -O önemli değil beyim arka tampona bağlarız o gelir. Bu duruma pek aklı yatmayan adam köylünün durumuna acıyarak onu arabaya almış. İneği ise köylünün dediği gibi arka tampona bağlamışlar. Araba yavaş yavaş ilerlemiş. Adamın hızlanmaya çekindiğini anlayan köylü; -Sen yürü beyim o gelir. demiş Bunun üzerine adam hızlanmaya başlamış. 20,30,40 bakmış inek gerçekten geliyor. Adam şaşırmış, 50, 60, 70 bakmış hala geliyor ve inekde hiçbir yorgunluk belirtisi yok. Artık şaşkınlığı iyice artmış ve sinirlenmeye de başlamış. Öyle ya sonuçta bir inek ne kadar hızlı koşabilir ki. Derken adam iyice hızlanmış. Kilometre 120 yi gösteriyor. Dikiz aynasyndan ineğe bir bakmış ve gülümseyerek köylüye dönüp; -Senin inek yoruldu herhalde baksana dili dışarda. -Ne tarafa çıkarmış dilini. Buna dikkat etmeyen adam tekrar bakar ve sol tarafa der. Bunun üzerine köylü kendinden emin bir tavırla; -O yorgunluktan değil, seni sollayacak da sinyal veriyor...

Hızlı Medya

Aslanı ağacın dibinde uyurken gören maymun "Hayatımda hiç aslan becermedim, acaba nasıl olur ki" diye içinden geçirmişti bunları düşünürken eline geçirdiği bir hindistancevizini aslanın kafasına fırlatmış, aslanın bayıldığından iyice emin olduktan sonra ha babam de babam işe koyulmuştu fakat tam iş bitmek üzereyken aslan uyanmış ve maymunu kovalamaya başlamıştı. Aslanın önünden can havliyle kaçan maymun kendini yol üstündeki bir bara zor atmıştı. Hemen bir tabureye oturup eline bir gazete alıp okuyormuş numarasıyla kendisini sakladı. Maymunun arkasından nefes nefese bara giren aslan, - Buralarda bir maymun gördünüz mü ? diye bağırdı. Kafasını gazeteden kaldırmayan maymun, - Aslanı beceren maymunu mu arıyorsun ? diye sorunca aslan : - Vay be, şu medyaya bak ne kadarda çabuk duyulmuş.

Madem uçmasını bilmiyon

Bir gün uçakta giderken karganın biri habire hostesi çağırıyormuş, daha sonra hostes gelip ne istediğini sorunca : - hiç ibnelik olsun diye". diyormuş bunu izleyen eşek te olayı hayretle izliyormuş. Karga gene hostesi çağırmış hostes niye yaptığını sormuş. karga: -" Hiç ibnelik olsun diye" demiş. Bu sefer bunu gören eşek dayanamamış ve oda hostesi çağırmış. Hostes niye çağırdığını sorunca : -" Hiç ibnelik olsun diye" demiş. Sonunda hostes dayanamamış ve pilota şikayet etmiş. Pilotda bunları uçaktan aşağı atmış. Havadan yere düşerken eşek kargaya küfrediyormuş -"ulan ne geldiyse senin yüzünden geldi" diye. karganın eşeğe cevabı: -"oğlum madem uçmasını bilmiyon niye ibnelik yapıyorsun!"

Hangisi acik olsin

Trabzon'da, bir akşam yemeğinden sonra 4 arkadaş bir çay ocağına giderler. Birisi:
- "Usta bize bir açık üç demli çay."
Çaycı:
- "Uşağum hancisi acik olsin."

kangalın tırnakları

veterinerin bekleme salonunda bir kangal ile bir kaniş bekliyorlardı kaniş tirtir titriyordu kangal merak ederek hayrola kardeş çok korkuyorsun hayırdır diye sorar kaniş anlatmaya başlar dün evin kedisi banyodan çıktı kuyrugunu da havaya kaldırmış dayanamadım oracıkta *iktim bu işe sahibem çok kızdı *ikimi kestirmek için getirdi.peki demiş sen neden geldin kangal anlatmaya başlamış benimde sahibem dün banyodan çıktı yürürken havlusu düştü onu almak için egildiğinde dayanamadım bir güzel *iktim kaniş hemen sormuş e seninde *ikini mi kestirecek hayır demiş kangal tırnaklarımı

Karınca

İşlediği bir suçtan dolayı onbeş sene hapis cezası yiyen adam, cezaevine girdiği gün yatağının kenarında bulduğu bir karınca ile çok iyi bir arkadaşlık başlatmıştı. Adam, onbeş sene boyunca karıncayı eğitmiş, onunla yoldaş, candaş, arkadaş olmuştu. Artık karınca öyle bir hale gelmişti ki, adam "dur" deyince duruyor, "yürü" deyince yürüyor, "takla at" deyince takla atıyordu. Yani konuşmak dışında adam ne derse onu yapıyordu. Cezaevinden çıkarken karıncayı boş bir kibrit kutusuna koydu. Çıkar çıkmaz güzel bir lokantaya gitti, siparişlerini verdi. Yemeğini beklerken "Şu garsona karıncamın özelliklerini göstereyimde bir şaşırtayım" diye düşünmüş ve karıncayı çıkarıp masanın üzerine koymuştu. Garsonu çağırdı : - Bakar mısınız ? - Buyrun beyefendi, diye adamın yanına gelince, adam parmağı ile karıncayı işaret ederek, - Şu karıncayı görüyor musun ? diyerek başladığı sözünün sonunu getirmeden, garson telaşla : - Özür dilerim beyfendi görmemiştim, diyerek başparmağı ile karıncayı ezip, masayı siler.

Karınca hanım

karinca hanım gelinlikle sarki söyleyerek kosturuyormus ormanda.bunu gören karga bay sormuş - hayirdir karinca hanım Karinca hanım - evleniyorum, demiş karga bey - kiminle? Karinca hanım - fil beyle , diye yanıtlamis. Akşama duğun yapilmis takilar takilmis ve karinca hanımla fil bey gerdege girmek için evlerinin yolunu tutmuslar.Aradan kisa bir zaman sonra karinca hanımin cigliklari duyulmaya başlamış,kapi acilmis ve karinca hanım aglayarak evden cikmis. Bunu görenler merakla sormuşlar - Ne oldu karinca hanım? Karinca hanım aglayarak - fil bey kalp kirizinden öldü, demiş. Herkez uzulmus ve sormuşlar: - Ne oldu kizligini kaybettinmi? Karinca hanım - Hayır tam o sırada öldü. Sasirmislar - Peki niye agliyorsun ozaman? Karinca hanım dusunceli ve aglayarak - Bir ömür çalış çabala evlen, şimdide bir ömur koca mezari kazarak yasamina devam et, ona agliyorum, demiş.

Kel kafa

Adamın biri papagan almış ama papagan bir türlü doğru durmuyormuş. ne zaman serbest kalsa kümesteki tavukları beceriyormuş.Adamın kafası bozulmuş ve ceza olsun diye papaganın kafasındaki tüylerin hepsini yolmuş.Günün birinde papaganın sahibi evde davet vermiş.Papaganı da kapıya dikmiş.Papaganın görevi davetlileri erkek ve bayan olarak ayırıp yerlerine göndermekmiş. -erkekler buraya bayanlar oraya... papagan bu şekilde davetlileri ayırıyormuş.Derken kel kafalı bir adam davete gelmiş.Papagan adamı görünce -'Tavuk becerenler yanıma'demiş.

Köpek

Bir adam sabah yururken ilginc bir cenaze kafilesi farkeder; onde giden kopekli bir adam, arkasında bir tabut ve 10 metre arkadan gelen bir başka tabut ve tek sIra olmuş yaklaşIk 200 adam. Tuhafina gider. Kafilenin basındaki adam kuskusuz cenazenin sahibidir, yanına yaklaşir ve sorar; - "Beyefendi, bu uzuntulu gununuzde hatırlatmak istemem ama olenler neyiniz oluyor?" Adam yanıtlar - "Ondeki karim arkadakide kayinvalidem." - "Vah vah başınız sagolsun. Nasıl oldu?" - "Kopegim karima saldirip oldurmus. Kayinvalidemde karima yardıma gelmiş onu da oldurmus." Adam biraz dusundukten sonra sorar; - "Beyefendi kopeginizi odunc alabilir miyim?" - "Siraya gec"

Kurbağa

Hoş bir bayan, uzunca bir yolculuktan sonra oteldeki odasına çekilmiş, yatmaya hazırlanırken, birden komodinin üzerinde duran kurbağayı görünce irkilmiş, korkmuş, derhal resepsiyonu arayarak: "Odamda bir kurbağa var hemen gelin" demiş. Görevli: "Efendim o kurbağa özeldir ve bayanları mutlu etmek için odaya konmuştur, denemek isterseniz, bacaklarınızın arasına koyun!" diye cevap vermiş. Kadın şaşırmış, ama merak ta etmeye baslamış, denemeye karar vermiş, Kurbağayı bacaklarının arasına koymuş... Kurbağada hiç hareket yok... Tekrar resepsiyonu aramış: "Bu kurbağa anlattığınız şeyi yapmıyor!" "Hemen geliyorum" demiş adam, içeri girdiğinde bayan yatağın üzerine uzanmış halde merakla beklemekte.. Adam kızgın bir sesle kurbağaya seslenmiş: "Bak son kez nasıl yapılacağını gösteriyorum ona göre......."

Kurt

Kirmizi baslikli kız ormanda dolaşırken kurtla karşılaşır.. Kurt kırmızı baslikli kizi bir sure kovaladiktan sonra kuytu bir yerde kistirir.. Kirmizi baslikli kiz.. -Yakışıkli kurt sen beni yeme. Ben de sana bir kere vereyim.. demiş ve kurt oracikta başlamış kırmızı baslikli kizi götürmeye. Aradan biraz zaman gecince kurdun işi bitmiş ve artik avini yemek zamanı geldiğini dusunmus. Ama kırmızı baslikli kız tatmin olmamıs ve bir kez daha istemiş. Kurt zaten dunden razı ikinci kezde işi bitirmiş. Bu boyle altınci yedinci derken kurt kırmızı baslikli kizin üzerine yigilivermiş. Kirmizi baslikli kız da pantolonunu giyip babaannesinin evinin yolunu tutmus.Yolda bekci ile karşılasmislar.. Bekci kırmızı baslikli kizi yakaladiği gibi asilmis kulagina. -Bak kizim bu, bu hafta ucuncu kurt..... bir daha olmasin. -Kirmizi baslikli kizdan yanıt gelir bi kerem verim beni birak.

Kurt Kardeş

Arslan, kurt ve tilki ava çıkarlar. Bir geyik, bir koyun ve bir de horoz avlarlar.Arslan, kurda: - "Şimdi bunları adaletle paylaştırıp sohbetimize tat ver" der.Kurt: - "Ey cihân şahı, avcıların sultanı!.. Bundan kolay ne vardır... Geyik sizin, koyun benim, horoz da şu zavallı tilkinindir". Arslan, gök gürlemesini andıran bir sesle kükrer. Kurdu, kan revan içinde yere serer. Tilkiye dönüp: - "Tez sen paylaştır" der.Tilki: - "Ey yiğitler ülkesinin tek hükümdarı!.. Koyun sabah kahvaltınız, geyik öğle yemeğiniz, horoz ise sultanıma çerezdir. Arslan: - "Aferin sana bu adaletli taksimi kimden öğrendin?" Tilki: - "Şu yerde yatan kurt kardeşten öğrendim."

Kitap

Ömer bey heyecanla anlatıyordu. On yıl evvel rekor seviyede kitap satan Behçet bey, ikinci kitabını piyasaya sürecekmiş. Zannedersem bu da ilgi çekici olacak...' Dinleyenlerden biri sordu: - Öncesi kitabının adı neydi? - "Vergiden Kurtulmanın Altın Yolları" - Hım çok enteresan. Peki ikincisinin adı ne? - "Cezaevinde on yıl"