-->

Komikler Burada

En Komik ve En Eğlenceli Fıkralar, En komik Videolar, En komik Resimler, En Güzel Hazır Mesajlar.

13 Mart 2017 Pazartesi

Kaplumbağa

Kaplumbağa - Öğrenci Öğretmen Fıkraları - Komikler Burada

Ücra bir köyün tek sınıflı ilkokuluna müfettiş geleceği haberi alınır. Bunu duyan ilkokulun tek öğretmeni panikler. Çünkü çocuklar 2. sınıfta olmalarına rağmen çok zor okumaktadırlar. Öğretmen müfettişin geleceği gün sınıfta ufak bir konuşma yapar:
- "Bakın çocuklar bugün okulumuza müfettiş gelecek. Muhtemelen de tahtaya bir şeyler yazıp okumanızı isteyecek. Müfettiş tahtaya bir şey yazmaya başlarsa hemen bana bakın ben size ne yazdığını anlatırım, siz de okumuş gibi yapıp söylersiniz."
Çocukların aklına yatmış bu tabii. Müfettiş gelmiş, kısa hoşbeşten sonra öğretmen çocuklardan birine:
- "Kalk bakalım. Şu tahtaya yazdığımı oku." demiş ve başlamış kocaman harflerle "kaplumbağa" yazmaya. Bunu gören öğretmen müfettişe çaktırmadan çocuğa bir güzel anlatmış ne olduğunu tahtadakinin. Müfettiş:
- "Oku bakalım oğlum ne yazıyor?" demiş. Öğrenci:
- "Tos - ba - ğa."

Üçgenin Alanı

Üçgenin Alanı - Öğrenci Öğretmen Fıkraları - Komikler Burada

İlkokulda, matematik dersinde öğretmen üçgenin alanını, çocuklara şu şekilde öğretmiş:
- "Bir üç kenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür."
Çocuk bunu güzelce ezberlemiş. Akşam babası evde sormuş:
- "Bugün okulda ne öğrendiniz?" Çocuk:
- "Matematik dersinde, bir üç kenarlının alanını öğrendik babacığım." demiş. Baba:
- "Yaa öyle mi, peki nasıl?" diye sormuş. Çocuk:
- "Bir üçkenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür." demiş. Baba:
- "Yavrum, yanlış öğretmişler size. Doğrusu şöyle: Bir üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir." demiş.
O sırada, bir yandan gazetesini okuyan, bir yandan da torunuyla oğlunun konuşmasını dinleyen dede, dayanamayıp söze girmiş:
- "İkinizin de tarifi yanlış. Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesiyle irtifaının hasıl-ı darpının nısfına müsavidir."

12 Mart 2017 Pazar

Bisiklet

Bisiklet - Karışık Fıkralar - Komikler Burada

Meksikalının biri her gün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla Amerika'dan ülkesine gitmek için gümrükten geçermiş.
Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış ve Meksikalıya:
- "Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten?" demiş. Meksikalı:
- "Kum" demiş.
Gümrük Memuru kum torbasına elini sokmuş, karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Meksikalı aylarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Her seferinde aynı şekilde geçen Meksikalıda hiç bir şey bulamamak gümrük memurunu deli ediyormuş ama yapabileceği bir şey de yokmuş.
1 yıl sonra Gümrük Memuru bir barda içki içerken, sınırda arayıp durduğu Meksikalının da aynı barda olduğunu görmüş. Hemen yanına gitmiş ve:
- "Artık ben emekli oldum ve sana bir şey yapamam. Çok iyi biliyorum ki sınırdan bir şey kaçırıyordun. 1 yıldır içim içimi yiyor. Lütfen bana söyler misin?  Gümrükten ne geçiriyordun?" demiş.
Meksikalı kafasını hafifçe çevirip mırıldanmış:
- "Bisiklet,"

I Am Sorry

I Am Sorry - Temel Fıkraları - Komikler Burada

Temel, Amerika'da bir bara girip bira istemiş. O anda bara bir Alman gelmiş. Barmeni kenara çekip  barmenin kafasına bir elma koymuş. Biraz uzaklaştıktan sonra silahıyla barmenin kafasındaki elmaya nişan alarak ateş etmiş ve elmayı tam ortasından vurmuş. Ardından:
- "I Am Red Kid" demiş. Temel Almana hayran kalmış.
Biraz sonra bara bir Fransız gelmiş. O da barmeni kenara çekip barmenin kafasına bir elma koymuş. Fransız elmayı ok ile tam ortasından vurmuş ve:
- "I Am William Tell" demiş.  Temel Fransız'a da hayran kalmış.
Bunlardan cesaret alan Temel de elmayı vurmak istemiş. O da barmeni kenara çekip barmenin kafasına bir elma koymuş. Dışarı çıkıp tekrar içeri girmiş ve silahıyla barmenin kafasındaki elmaya ateş etmiş. Temel barmeni alnının ortasından vurmuş. Barmenin öldüğünü anlayan Temel:
- "I Am Sorry" demiş.

Kahverengi Pantolon

Kahverengi Pantolon - Asker Fıkraları - Komikler Burada

Osmanlı donanmasıyla Venedik donanması arasında savaş çıkmış. Venedik donanmasının komutanı Andrea Doria imiş. Gözcü, Osmanlı donanmasının yaklaştığın fark edince hemen Andrea Doria'ya haber vermiş:
- "Ufukta gemiler göründü. Osmanlı yaklaşıyor." Andrea Doria sormuş:
- "Kaç gemi var?" Gözcü:
- "10-20 kadar." Komutan hemen emir erini çağırmış:
- "Oğlum hemen bana kırmızı gömleğimi getir." demiş. Emir eri şaşırmış:
- "Neden kırmızı gömleğinizi giyiyorsunuz komutanım?" diye sormuş. Andrea Doria:
- "Savaşırken yaralanırsam kan izi belli olmasın ve de askerlerin cesareti kırılmasın diye" demiş. Bu arada gözcü tekrar:
- "Efendim gemiler 50 kadar oldular." diye seslenmiş.
Andrea Doria heyecanlanmış ve emir erine tekrar seslenmiş:
- "Kırmızı gömleği boş ver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir."

Size 43

Size 43 - Temel Fıkraları - Komikler Burada

Temel, deri, yarım bot ve koyu kahverengi ayakkabıyı alıp kasaya yanaşıyor. Kasiyer bayan botları poşete koyarken, Temel:
- "Bu ayakkabılar 43 lira değil mi?" diye soruyor: Kasiyer kız:
- "Nereden çıkardınız efendim? Bunlar orijinal deri, indirimli fiyatı 180 lira." diyor. Temel de bunun üzerine şöyle diyor:
- "180 lira Olur mu da! Ayakkabının altında -Size 43- yazıyor."

Terzinin Hikayesi

Terzinin Hikayesi - Yaşanmuş Hikayeler - Komikler Burada

İnsanlar dostlukları kolay kazanır çabuk kaybederler. Pişmanlıkları ise uzun zaman sürer. Bizlerde inşallah aynı hataları yapmayız. Sevgi mayasıyla yoğrulmuş insanlar olalım.
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.
Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini. Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş.
Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen Yaşlı adam:
- "Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir iş adamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar:
- "Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı iş adamı terzinin yanına yaklaşıp:
- "Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince, Terzi:
- "Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. Yaşlı adam:
- "Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye sormuş. Gencin:
- "Ben terziyim" yanıtını alınca yaşlı adam:
- "Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever Yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada Yaşlı iş adamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkan önce kocaman bir moda evine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü iş adamı" diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra Yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağrılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni iş adamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü Yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından Yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikasını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla Yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş ve başlamış anlatmaya:
- "Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona:
- "Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Oduncu şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş. Arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın."