Emekli Olacağım

Öğretmen öğrencilerine soruyordu:
- "Fatma büyüyünce Ne olacaksın?"
- "Hemşire olacağım Öğretmenim"
- "Sen Ne olacaksın bakalım Mehmet?"
- "Subay olacağım öğretmenim."
- "Sen Hasan?"
- "Öğretmen olacağım." Sıra Temel'e geldi:
- "Temel Sen büyüyünce Ne olacaksın?"
- "Emekli olacağım öğretmenim."

Kahve Falı

Adamın birinde basur hastalığı varmış. Bu da adamı çok rahatsız ediyormuş. Ne yapmış, ne etmiş bir türlü çare bulamamış hastalığına. Bir gün arkadaşının biri buna akıl vermiş. Demiş ki:
- "Her gün bir fincan kahve iç, tortusunu da yaranın üstüne sür. O zaman iyileşirsin" demiş. Bu da belirli bir zaman kahve içmiş, dibinde kalan tortusunu da kıçındaki yaraya sürüyormuş. Fakat yarası iyileşmemiş aksine iyice artmış. Sonunda adam çareyi doktora gitmekte bulmuş. Fakat doktora gitmeden önce yine kahve içmiş tortusunu da sürmüş. Adamın gittiği doktor da kahve falı bakmaya çok meraklıymış. Hasta:
- "Doktor bey, bende basur var, ne yaptıysam çare bulamadım, sen bilirsin" demiş. Doktor adama:
- "Aç kıçını, eğil bakayım" demiş. Adam eğilmiş doktor bakmış adama:
- "Oooo, bahtın çok açık, yakında güzel bir haber alacaksın. İleride seni çok güzel günler bekliyor" demiş. Adam da doktora:
- "Doktor bey, benim bahtım bu yaştan sonra kıçıma mı yazılmış" demiş.

Kadın Kulağı

Adamın biri kazada kulaklarını kaybetmiş. Araştırmaları sonucu iyi bir plastik cerrah bulmuş ve ameliyata girmiş. Ameliyat sonrası bandajlar açıldıktan bir süre sonra:
- "Aman Allah'ım Doktor! Bana kadın kulakları takmışsınız!" diye bağırmaya başlamış.
- "Kulak kulaktır. Kadını erkeği olmaz!" demiş doktor. Hasta:
- "Yanılıyorsunuz! Her şeyi duyuyorum ama hiçbir şey anlamıyorum!"

Başkaları Dikkat Etmez

Bir gün kadının biri doktora gitmiş ve doktor ona:
- "Hamilesiniz" demiş. Kadın sevinçle evine gitmiş, durumu kocasına anlatmış, kocası şaşırmış:
- "Nasıl olur ben çok dikkat etmiştim" demiş ve soluğu doktorun yanında almış ve doktora:
- "Ben çok dikkat etmiştim ama bu nasıl olur?" demiş. Doktor da:
- "Bakın beyefendi, bu işler trafiğe benzer. Siz çok dikkat edersiniz ama başkaları dikkat etmez."

Terapi Ücreti

Kekemenin biri, hastalığını tedavi etmesi için, konusunda uzman bir doktor araştırır ve bu doktora muayeneye gider:
- "Du du duydum ki, ba ba bana ya ya yardım e e ede bi bi bilir mi mi mişsiniz." Doktor:
- "Evet, rahatça oturun, derin nefes alın ve 10'a kadar saymaya başlayın!" Kekeme:
- "Bi bi bir, i i ikiii, ü üüüç... Se sekiz, do dokuz, oon! Ah, mükemmel, artık kekelemiyorum! Teşekkür ederim doktor!"
- "Terapi ücreti 300 milyon!"
- "Ne ne ne ka ka ka kadar?"

Kendini Fare Zanneden Hasta

Kendisini fare zannettiği için ailesi tarafından bir akıl hastanesine yatırılan adam, birkaç yıllık bir tedavinin ardından iyice kendine gelmiş. Doktorlar, artık taburcu etmeyi düşündükleri hasta ile son bir görüşme yaparak, iyileştiğinden emin olmak istemişler. Adama sormuşlar:
- "Söyle bakalım; sen insan mısın, fare misin?" Adam gülümsemiş:
- "Doktor bey, o günleri geride bıraktım. Elbette ki ben bir insanım." Doktorlar, içleri rahatlayarak:
- "Tamam o zaman, artık burada kalmana gerek kalmadı" demişler ve çıkış belgelerini uzatmışlar. Birkaç dakika sonra, gruptaki doktorlardan biri bahçeye çıktığında, adamı bir ağacın arkasına saklanır halde görmüş:
- "Ne oldu yahu? Sıkılmadın mı buradan, çıksana, git özgürlüğün tadını çıkar!"
- "İyi de doktor bey, orada bir kedi var!"
- "Eee, ne olmuş kedi varsa; hani sen artık bir fare olmadığını biliyordun?"
- "Ya doktor bey, ben fare olmadığımı biliyorum da; kedi benim fare olmadığımı nereden bilecek?"

Keşke Jinekolog Olsaydım

Fevkalade sosyetik bir kokteylde, Diş hekimi smokinleri içinde iki kat yakışıklı görünüyordu. Ağzından da bal aktığından, etrafı her zamanki gibi genç ve güzel hanımlarla çevriliydi. Bu güzellerden biri:
- "Ah doktor, dişim öyle ağrıyor ki günlerdir" dedi. Sonra doktorun elini yakalayıp ağzına doğru çekti. Çekmekle de kalmayıp doktorun işaret parmağını ağzına sokarak sol tarafa kaydırıp azı dişine doğru zorla uzatmaya çalıştı:
- "İşte burası! Tam burası! Öyle ağrıyor ki..!" Diş hekimi parmağını kadının ağzından kurtarmaya çalışırken söylenmeye başladı:
- "Hanımefendi keşke jinekolog olsaydım!"

Anahtar Deliği

İki kardeş anahtar deliğinden anne ve babalarını aşk yaparken gözetliyorlardı:
- "Vay, şunlara bak. Bizim parmağımızı burnumuza sokmamıza bile izin vermiyorlar."

Kızamık

Adam, telefonu açıp seslendi:
- Alo. Doktor Bey, bizim oğlan kızamık." Doktor:
- "Biliyorum, dün sizin eve girip gerekli şeyleri söyledim, kendisini kimseyle temas ettirmeyin ve.." Adam:
- "Ama doktor bey, oğlan hizmetçiyi öpmüş bir kere."
- "Ya bu fena işte. Öyleyse hizmetçiyi de karantinaya almalı."
- "Doktor bey, bir şey daha var, sonra hizmetçiyi bende öptüm."
- "Ooo. İşler çatallaştı, hastalık herhalde size de bulaşmış olmalı."
- "Ya. Sonra ben karımı öptüm."
- "Ne diyorsun be? Öyleyse ben de kızamık olacağım demek."

Kocalık Vazifesi

Adam doktorun karşısında biraz da mahcup biçimde:
- "Maalesef artık kocalık vazifelerimi yerine getiremiyorum. Bir cinsel güçsüzlük içinde hissediyorum kendimi. Acaba benim durumuma bir çare bulunabilir mi?" Doktor:
- "Viagra. Duymadınız mı? Viagra diye bir hap çıktı. Tahtakale'de tanesi 20 dolardan satılıyor. Hemen Viagra'ya müracaat" Adam mutluluktan uçarak çıkmış muayenehaneden. Doğru Tahtakale'ye. Tesadüf bu ya. Doktor ve adam bir hafta sonra yolda karşılaşmışlar. Doktor:
- "Ne oldu beyefendi sonuç nasıl? Karınız artık memnun mu?" Adam:
- "Bilmem, Daha eve gitmedim ki."

Kokla

Hasta, dahiliye uzmanına gider. Doktor hastayı soyar ve sadece dinleme aletiyle dinleyerek:
- "Nefes al, bırak, nefes al, bırak" diyerek muayeneyi tamamlar. Hasta parayı çıkarır, doktora uzatır:
- "Kokla, bırak, kokla, bırak."

Kolay Ameliyat

Büyük bir hastanede, 5 ünlü cerrah oturmuş hangi meslekten olan insanları ameliyat etmenin daha kolay olduğuna dair sohbet ediyorlarmış. İlk cerrah:
- "Ben muhasebecileri, hesap uzmanlarını ameliyat etmeyi severim. İçlerini açtığım zaman her şey numaralıdır, iş kolay olur" İkincisi:
- "Doğru ama elektrikçilerin, elektronikçilerin ameliyatı daha kolay olur. Her şey ayrı, ayrı renktedir." Üçüncü cerrah:
- "Siz bir de kütüphanecileri, arşivcileri görün. Her şey alfabetik sıradadır, onun için onların ameliyatı çok kolay olur." Dördüncüsü:
- "İnşaatçıların ameliyatı da pek kolay olur, projeleri hazırdır. Üstelik onlar iş bittikten sonra içeride parçalar, yabancı maddeler kalmasına alışıktırlar." Sonuncu cerrah:
- "Arkadaşlar siz her halde hiç politikacıyı ameliyat etmediniz. Onların kalbi, yüreği yoktur. İçleri bomboştur. Beyinleri de öyle. En kolay ameliyat onlarınkidir. Üstelik kafaları ile popolarının yeri karıştırılsa bile birbirlerinin yerine takılabilir!"

Kompleks

Abazalıktan kuduran doktorun, bir kadın hastası gelir:
- "Doktor bey göğüslerimin büyüklüğü bende kompleks oldu bir çare bulun!" Doktor:
- "Hanımefendi önce kompleksinizin büyüklüğünü görmem gerek."

İki Misli Ücret

Dişhekimi, dişçi koltuğunda oturan hastasına:
- "Bu diş çekimi için sizden iki misli daha ücret almak zorundayım hanımefendi."
- "Neden doktor bey?"
- "O kadar yaygara yaptınız ki, bekleme odasındaki hastalarımdan ikisi, çığlıklarınızı duyunca hemen kalkıp gittiler."

Köpek Kalbi

Kalp hastası bir delikanlıya köpek kalbi nakledilmişti. Delikanlı bir süre sonra ameliyatı yapan cerraha gitti:
- "Doktor bey, bir süredir kötü bir huy edindim. Ne zaman bir telgraf direğinin yanından geçsem, bir ayağım havaya kalkıyor!"

Kullanılmayan Kalp

Katı yürekliliğiyle ünlü sadrazam paşadan söz ediliyordu. Paşa hastalanmış, o sırada yanlarında bulunan ünlü bir doktor kendisini tedavi etmişti. İçlerinden biri doktora sordu:
- "Şimdi nasıl?" Doktor:
- "İyileşiyor. Maşallah, kalbi, yirmi yaşında bir gencin kalbi gibi." Konuşmaları dinleyen Tevfik Fikret kıs kıs güldü:
- "Elbette öyle olacak. O kadar az kullanıldı ki."

Kunduracı

Tımarhanedeki deliler, doktorlar tarafından muayene edilmektedir. Hastalara doktorlar tarafından değişik sorular sorulur. Delilerden bir tanesi mantıklı cevaplar verir ve doktorlar onun akıllanmış olabileceğini düşünürler. Doktorlardan biri sorar:
- "Hastaneden çıkınca ne iş yapmayı düşünüyorsun?"
- "Kunduracıyım efendim."
- "Bana bir ayakkabı diker misin?"
- "Tabi efendim" der ve doktorun ayak ölçüsünü alır. Ayakkabının modelini rengini vb bilgileri alır ve  vedalaşır. Tam çıkmak üzereyken doktora dönerek:
- "Efendim bir şey sormak istiyorum." Doktor:
- "Buyur evladım" deyince Deli:
- "Ayakkabınızın topuğunu arkaya mı yoksa öne mi istersiniz?"

Sünnet

Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden oburlarmış. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:
- "Aman ne güzel çocuk. Adı ne bunun?" diye sormuşlar. Hoca:
- "Adı Farzdır" demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:

Küvetin Tıpası

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- "Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?" Doktor:
- "Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?" Adam:
- "Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük." Doktor:
- "Hayır, normal bir insan küvetin tıpasını çeker."

Lastik Don

Psikiyatristin ofisinde hasta sormuş:
- "Bana yardım eder misiniz Doktor. 38 yaşındayım ve hala yatağımı ıslatıyorum!"
- "Sıkılmayın!" demiş doktor.
- "Gelişmemiş benlik isyanı. Sorumlulukları kabullenememe durumundan kaynaklanıyor. Yatağınızı ıslatmanızı iki yolla önleyebiliriz. Birinci yol psikanaliz. Haftada beş terapi, saati 50 Dolar!"
- "Peki ikinci yol?"
- "Lastik don! Çifti iki dolar!"

En İyi Doktor

Üç doktor muayenehane açmışlar. 1.doktor tabela olarak:
- "Memleketin En İyi Doktoru" yazmış. Bunun üzerine tabi ki öbürleri boş kalmamış. 2.si tabela olarak:
- "Dünyanın En İyi Doktoru" yazmış. Tabii ki bizim 3. doktor daha iyi bir şey yapması lazımdır. Bunun üzerine 3. ise tabelaya:
- "Mahallenin En İyi Doktoru" yazmış.

Agop

Yorgo ile Helena arkadaşları Agop ve Hayganuş'un yemek davetlerine gitmişler. Yemek masasında yok yoktur. Etlerin envayi çeşidi, balıklar vb. Anlayacağınız mükemmel bir sofra. Her kez yemekleri afiyetle yerken ev sahibi Hayganuş hiç bir etten yememektedir. Bu olay arkadaşı Helena'nın dikkatini çeker ve merakla sorar. " Hayganuş'cuğum neden hiç et yememektesin" Hayganuş "Ben Vejiteryanım da ondan" "Vejiteryan mı? O nedir?" "Etyemez kişilere denir. Helena'cığım " "A be Hayganuş senelerden beri Agop'unkini yemektesin O Zerzevattır?"

Kanatlarınız Çıkıyor

Adamcağız inanılmaz sırt ağrılarıyla doktorun önünde. Bu gittiği ikinci doktora:
- "Doktor bey her iki küreğimde birden dayanılmaz bir ağrı var." Doktor işinin ehli, önce hastanın anemnezini alır.
- "İçki, sigara gibi alışkanlıkların var mı?"
- "Tövbe, sümme haşa."
- "Kumar, gece hayatı ve benzeri durumların var mı?"
- "Asla ve de katta."
- İş hayatında stres var mı?"
- "Hamdolsun pek bir sıkıntımız yoktur."
- "Aile hayatın nasıl? Aile dışı kaçamakların var mı?"
- "Doktor bey, o ne biçim söz!" Doktor önceden çekilen EKG ve filmleri de inceler, her şey mükemmel.
- "Beyefendi sanırım sizin kanatlarınız çıkıyor."
- "Melek mi olacağım doktor bey?"
- "Hayır efendim, kaz, kaz."

Su Borusundan

Adam, evinin merdivenlerinden çıkarken düşüp bacağını dört yerinden kırmıştı. Hemen hastaneye kaldırıldı. Doktor bacağı boydan alçıya aldı ve:
- "Beyefendi bundan sonra daha dikkatli olun, en azından alçınız çıkana kadar merdivenlerden inmek çıkmak yok" dedi.
Üç ay sonra kırıklar kaynamış ve alçı çıkarılmıştı. Adam bu arada doktora:
- "Doktor bey artık merdivenlerden inip çıkabilir miyim?" diye sordu. Doktor da:
- "Tabi, ancak yine de bir süre daha dikkatli olmalısınız" dedi. Adam doktorun bu cevabı üzerine sevinçle bağırdı:
- "Oh be şükürler olsun, üç aydır eve su borusundan tırmanarak girip çıkmaktan anam ağlamıştı."

Meslek

Doktor, karısı ile birlikte yürüyüşte olduğu sırada, yanlarından geçerken göz kırpan sarışın bombaya selam verdi. Karısı suratını asarak dürttü:
- "Nereden tanıyorsun o kadını?"
- "Meslekten"
- "Kimin mesleği? Senin mesleğinden mi, onunkinden mi?"

Metres Ya da Eş

Bir doktor, bir avukat ve bir matematikçi, -bir metres ya da bir eş edinmenin iyi ve kötü yanlarını- tartışmaktadırlar. Avukat:
- "Bir metres, kesinlikle daha iyidir. Eğer bir karınız varsa ve boşanmak isterse, bir sürü yasal problem çıkar." Doktor:
- "Bir karınızın olması daha iyidir, çünkü eş bir tür güven duygusu verir ve stress düzeyinizi düşürür, bu da sağlığınız için yararlıdır." Matematikçi ise:
 - "İkiniz de yanılıyorsunuz. Hem metresiniz hem de karınız olmalı ki, karınız metresinizle ve metresiniz karınızla olduğunuzu düşündüğünde siz rahat rahat matematik çalışıyor olabilesiniz."

Kendisi ABD Başkanı

Teksaslı üç cerrah golf oynarken yaptıkları başarılı operasyonlardan bahsediyorlarmış. Birincisi başlamış:
- "Teksas'taki en iyi cerrah benim. Hastam olan konser piyanisti bir kazada yedi parmağını kaybetmişti, ben ameliyatla yeniden diktim, sekiz ay sonra İngiltere kraliçesine özel konser verdi." Diğeri atlamış:
- "O da bir şey mi? Genç bir adam kazada her iki bacağını ve kolunu kaybetmişti, ben yeniden monte ettim, iki yıl sonra olimpiyatlarda atletizmde altın madalya kazandı." Üçüncüsü başlamış:
- "Beyler, sizler daha amatörsünüz. Birkaç yıl önce kokain ve alkol ile kafayı çekmiş bir kovboy atını saatte 120 km hızla giden trenin üzerine sürmüştü. Kazadan çalışmam için arta kalanlar sadece atın götü ve kovboyun şapkası idi." Diğerleri:
- "Eeeee Hocam. Peki şimdi ne oldu?" Üçüncü cerrah:
- "Şimdi kendisi ABD başkanı."

Teveccühünüz

Adam midesi ağrıyan eşini Doktora götürmüş. Muayeneden sonra Doktor:
- "Eşinizin midesine bir şey dokunmuş." Adam:
- "Teveccühünüz Doktor bey."

Müdür ve Bilgisayar

Bir şirkette genel müdür olarak çalışan bir adam, eksiksiz bir sağlık kontrolünden geçmek üzere doktora gider. Doktor:
- "Hastaneye yeni bir bilgisayar sistemi aldık. Bu sistem sayesinde küçük bir idrar tahlili ile full check up yapabiliyoruz" der. Genel Müdür:
- "Harika, başlayalım öyleyse." der. Doktor, adama bir cam kavanoz vererek idrar için tuvalete gönderir. Bizim adam bir süre sonra, kavanozu dolu olarak geri getirir. Doktor, kavanozdaki numuneyi bilgisayara bağlı küçük bir konteynere döker. Bilgisayar ilginç sesler çıkartarak çalışır ve bir süre sonra yazıcısından uzunca bir döküm alınır. Doktor yazıcıdan gelen çıkışları uzun süre incelemeye koyulur. Adam dayanamayıp sorar:
- "Ne oldu doktor, bir terslik mi var?" Doktor:
- "Bilgisayarın verdiği sonuçlara göre bir terslik yok, ama tenisten mütevellit sağ bileğinizde bir kavis oluşmuş." Genel Müdür:
- "Yapmayın doktor. Ben meşgul bir adamım. Ne tenis, ne de golf oynarım. Bütün bunları yapacak vaktim yok. Nasıl olur da sağ bileğimde tenis oynamaktan bir kavis oluşur?" Bunun üzerine doktor:
- "Bilgisayar şimdiye kadar hiç yanılmadı, asla hata yapmaz. Ancak içinizin rahat etmesini istiyorsanız, bu steril kavanozu yanınıza alıp eve götürün. Sabah kalkar kalkmaz da lütfen test için gerekli idrarı yapın. Sonra, doğruca buraya gelin, sizden ekstra bir ücret almadan testi yineleyelim." Genel Müdür:
- "Tamam" der ve arabasına atlayıp evin yolunu tutar. Bilgisayarın koyduğu teşhis canını sıktığı için, bilgisayara hiddetlenir. Bütün dünyayı bu aptal makinelerin ele geçireceğini düşünür ve hiddeti daha da artar. Eve vardığında, bilgisayarın aklını başına getirmeye karar vermiştir. Arabadan iner inmez, kavanoza biraz idrar yapar ve sonra da, arabasının kaputunu açıp karterden bir kaç damla motor yağı alıp kavanozun içine damlatır. Eve girince de olup biteni karısıyla kızına anlatır. Onlardan da kavanoza bir miktar idrar yapmalarını ister. Onlar da bizimkinin isteğini yerine getirirler. Ertesi sabah, bizim genel müdür uyanır uyanmaz eline bir playboy alıp bilgisayar için tasarladığı son hinliği yapmak üzere, kavanozuyla birlikte tuvalete girer. 15 dakika sonra tuvaletten çıktığında yüzünde mutlu bir gülümseme vardır. Doğruca hastanenin yolunu tutar. Doktor, kendisini selamlayıp:
- "Nasılsınız?"der. Yüzünde hin bir gülümseme ile Genel Müdür:
- "İyiyim doktor, iyiyim." der. Doktor, bir yandan kavanozdaki numuneyi bilgisayarın konteynerine dökerken; bir yandan da:
- "Formunuzda gözüküyorsunuz bu sabah" der. Az sonra bilgisayar yeniden tuhaf sesler çıkarmaya başlar. Birkaç dakika sonra da uzunca bir kağıt çıktısı gelir yazıcıdan. Doktor, bilgisayardan gelen belgeyi titizlikle incelerken, Genel Müdür sinsi sinsi gülümseyerek:
- "Bakalım senin bilgisayar bugün ne diyor doktor?" der. Doktor:
- "Hımm. Bilgisayarımıza göre, arabanızın yağ değişim zamanı gelmiş, kızınız hamile, karınız da bel soğukluğuna tutulmuş. Ayrıca, tuvaletlere girerken yanınıza böyle ha bire Playboy almaya devam ederseniz, bileğinizdeki kavis daha da kötüye gidecek."

Nasıl Vazgeçerim

Genç ve güzel kadın doktora şikayetlerini anlatıyordu:
- "Birincisinde yoruluyorum, ikincisinde göğsümde ve bacaklarımda ağrılar başlıyor, üçüncüsünde bayılacak gibi oluyorum, kalp çarpıntılarım ve nefes almam sıklaşıyor." Doktor sordu:
- "Neden birincisinden sonra vazgeçmiyorsunuz?" Genç kadın:
- "Nasıl vazgeçerim doktor bey, ben dördüncü katta oturuyorum!"

Unutkanlık

Adam doktora giderek:
- "Bende unutkanlık başladı doktor bey" demiş. doktor:
- "Ne zamandan beri?" diye sormuş. Adam:
 - "Ne, ne zamandan beri, doktor bey?"

Öğrenmiş Bulunuyorum

Gençliğinde içkiyi çok içen bir adam, ameliyat olmak üzere bir kliniğe yatırılmıştı. Burada kendisine sütten başka bir şey vermediler. Aradan birkaç gün geçti. Doktor kendisini ziyarete geldi. Merakla sordu:
- "Ee, nasılsınız bakalım."
- "Biraz daha iyiyim." diye cevap verdi. Bir elinde tuttuğu süt bardağını sallayarak ilave etti:
- "Şimdi bebeklerin küçükken neden hep ağladıklarını da öğrenmiş bulunuyorum."

O Doktor Benim

Acemi şoför yoldan geçen bir yayaya hafifçe çarpıp yere yıkmıştı. Hemen inip adamı yerden kaldırdı. Kaldırıma çıkmasına yardım etti, sonra:
- "Bakın. Yine şanslıymışsınız, şurada bir doktor muayenesi var. İyi ki kaza burada oldu." Adamcağız halsiz bir şekilde gülümseyerek cevap verdi:
- "Biliyorum. O doktor benim çünkü."

Sordun Söyledik

Çok bilmiş komşusu Hocayı sınamaya kalkmış.- Hoca sen herşeyi bilirsin.- Söyle bana Dünya'nın merkezi neresidir? Hoca, adamın niyetini hemen anlamış: -Tam bulunduğun yerdir, diye yapıştırmış cevabı.- "Aman Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Hoca kızar gibi yapmış. Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin.

Aynı Yaşta

Doktor:
- "Bacağınızdaki ağrı sadece ihtiyarlıktan."
Hasta:
- "Öbür bacağım da aynı yaşta ama turp gibi."

Önce Kaçanları Yiyelim

Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında:
- "Bunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi?"demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına getirmişler. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamam böceği dökmüşler ve:
- "Buyurun beyler, yiyiniz." demişler. Delillerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, ötekisi araya girmiş:
- "Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!"

Sıcak Yer Lazım

Müşterinin birisi lokantada bir çorba ısmarlar. Garson çorbayı getirdiğinde bakar ki, başparmağı çorbanın içinde servis yapıyor. Müşteri sinirlenir:
- "Nedir bu? Parmağın çorbanın içinde servis nasıl oluyor?" der. Bunun üzerine garson:
- "Beyefendi özür dilerim, parmağımda dolama çıktı. Doktorumun tavsiyesi parmağımı sıcak tutmamdır." Bunun üzerine sinirlenen müşteri:
- "Madem sıcak yer lazım, öyle ise kıçına sok parmağını, sıcak kalır" der. Garsonun cevabı şöyle olur:
-  "Beyefendi ben zaten içeride öyle yapıyorum , sadece servise çıktığımda böyle."

Parmağın Kırık

Temel bir gün doktora gider. Doktora:
- "Doktor bey, nereye dokunursam dokunayım orası ağrıyor, çok hastayım çok" der. Doktor bir Temel'e, bir de parmağına bakarak şöyle der:
- "Oğlum senin parmağın kırık."

Keramet Sarıktaysa

Adamın biri Nasrettin Hoca'nın yolunu kesip elindeki mektubu uzatmış ve:
- "Aman Hocam, gözünü seveyim şu mektubu bana okuyuver." demiş. Hoca almış mektubu, açmış bakmış. Bir süre elinde evirip çevirdikten sonra tutup sahibine geri vermiş:
- "Bu mektup okunacak gibi değil. Yazılar kargacık burgacık. Hem dili de yabancı, ben okuyamam bunu, Kusura bakma." demiş. Adam çok kızmış bu işe, terslemiş Hocayı:
- "Ayıp Hoca ayıp! Benden utanmıyorsan başındaki sarıktan utan bari. Bir mektubu okuyamadın yahu!" Nasrettin Hocanın canı bu işe çok sıkılmış. Başındaki sarığı çıkardığı gibi adamın başına geçirmiş ve:
- "Hadi bakalım, mademki keramet sarıkta, sen oku bakalım şu mektubu da görelim." demiş.

Plaj

Adam, aile doktoruna telefonda çıkışıyordu:
- "Doktor bey, karıma plaj tavsiye etmiştiniz. Hem sağlığı hem de çocuğunun olması açısından yararlı olacak demiştiniz. Bütün bir yazı plajda geçirdik, ikimiz de hiç yararını görmedik." Doktor:
- "Bu şekilde göremezsiniz elbet! Ben plaja birlikte gidin demedim ki. Karınızın plaja yalnız gitmesini tavsiye ettim."

Polisler Geldikten Sonra

Yolda bir kaza olmuş, iki araba birbirine girmiş. Arabaların birinden bir avukat çıkmış, diğerinden ise bir doktor. Avukat:
- "Geçmiş olsun, bir şeyiniz var mı?" diye sormuş. Doktor:
- "Önemli bir şey yok, ufak tefek sıyrıklar var" demiş. Avukat arabadan bir içki çıkarmış ve doktora:
- "Çek bir fırt rahatlarsın" Doktor:
- "Sağol" demiş ve biraz içtikten sonra:
- "Sen de alsana" demiş. Avukat:
- "Yok ben polisler geldikten sonra alacağım."

Sol Yumurta Güm

Adamın birinin spermleri çok tazyikli geliyor, kullandığı prezervatifler bu basınca dayanamayıp hemen patlıyormuş. Adam doktora gitmiş:
- "Doktor bey, sağ yumurta basınç, sol yumurta basınç prezervatif güm." Doktor:
- "Peki sana çok sağlam bir prezervatif vereceğim, kullan 15 gün sonra gel" demiş. Adam 15 gün sonra yeniden doktora gitmiş. Doktor sormuş:
- "Ne oldu memnun musun?" Adam:
- "Ne olacak sağ yumurta basınç, prezervatif basınç, sol yumurta güm."

Prostat

Bir doktor muayenehanesinde beklemekte olan iki hasta muhabbet etmektedir. Prostat şikayeti ile gelen hasta diğerine sorar:
- "Neyiniz var?" Diğer hasta cevap verir:
- "Be be ben dü dü düz gü gü güüün ko ko konuş konuş konuşamı yo yoruum.Ya ya yani be be ben ke ke kekemeyiim.Kı kı kısım kısım ko ko konuşu yo yorum. Si si sizin ne ne ne neyiniz vvvar?" Prostat hastası üzüntüyle karşılık verir:
- "Benim problemim de seninki gibi! Ancak benim kekemelik başka yerde. Ben de senin konuşman gibi kısım kısım çiş yapıyorum!"

Benimkilerin Üzerine

Kadın göğsünden rahatsızmış ve bir röntgen mütehassısına gitmiş. Doktor:
- "Soyunun lütfen." demiş. Kadın:
- "Beyefendi ben utanırım, ışıkları kapatabilir misiniz acaba?" diye sormuş. Doktor ışıkları kapatmış. Beş dakika sonra kadın sormuş:
- "Doktor bey elbiselerimi nereye koyayım?" Doktor:
- "Benimkilerin üzerine."

Attaaaa Gideceğiz

Azrail Temel'in canini almak için gelmişti. Temel hemen bir çare buldu. İşaret parmağını ağzına sokup:
- "Aguk guguk" sesleri çıkartarak bebek taklidi yaptı. Azrail durumu anlayıp Temel'in oyununu bozmak istemedi ve gitti. Ertesi gün Temeli almak için geldiğinde Temel'in kendisine bir emzik bile aldığını ve yerlerde emeklediğini gören Azrail Temel'e:
- "Temel, gel attaaaa gideceğiz."

Ben Çocuğu Unuttum

Afrika'da küçük bir kabile varmış ve oracıkta bir beyaz varmış. O da doktormuş. Diğerleri hepsi zenci imiş. Doktor işe başladıktan sonra, köyde garip şeyler olmaya başlamış. Doğan bütün çocuklar beyazmış. Halk bundan şüphelenmeye başlamış. Fakat reis halkı sakinleştirmeyi bilmiş. Birkaç ay sonra reisin karısı beyaz bir çocuk doğurmuş. Bu olay üzerine reis doktorun yanına sinirli bir şekilde gitmiş ve başlamış olayı anlatmaya. Doktor da bunun üzerine:
- "Şu karşıdaki atı görüyor musun? Bak at beyaz ama yavrusu siyah." Bunun üzerine reis:
- "Ben çocuğu unuttum, sen de atı unut" demiş.

Sıra Geldi Kulaklarınıza

Oldukça güzel ve şık giyimli bir kadın, yıllık kontrol muayenesi için doktora gitmiş. Doktor:
- "Herhangi bir şikayetiniz var mı?" diye sorduğunda kadın:
- "Doktor Bey, ben her istediğini yapabilecek kadar maddi durumu iyi olan, iyi yaşayan, kendine dikkat eden, fevkalade sağlıklı bir kadınım. Bir tek derdim, gaz şikayetim var. Evde, işte, kilisede, otobüste, asansörde, süper markette durmadan gaz kaçırıyorum. Gerçi kimseyi rahatsız etmiyorum. Hiç kimse benim gaz kaçırmamın farkına varmıyor. Çünkü bu gazın ne sesi ne de kokusu var. Ama bir tek ben bilsem dahi rahatsızlık hissediyorum. Bunu tedavi ederseniz sevineceğim." diye cevap vermiş. Doktor, reçeteye birtakım ilaçlar yazarak:
- "Bu ilaçları kullanıp haftaya kontrole gelin." demiş. Ertesi hafta kadın doktorun muayenehanesine hışımla girerek:
- "Doktor Bey siz ne yaptınız? Verdiğiniz ilaçlar beni tedavi edeceğine bana zarar verdi! İlaçları kullanmaya başladıktan sonra kaçırdığım gaz leş gibi kokmaya başladı!" diye dert yanmış. Bunun üzerine doktor sinsice gülerek kadına cevap vermiş:
- "Güzel, burnunuzu tedavi ettik! Sıra geldi kulaklarınıza."

Üniversite Mezunuyum

Delikanlı, okulu bitirdikten sonra müracaat ettiği mağazada çalışmak üzere işe kabul edilmiş. Büyük bir sevinçle ertesi gün işe başlamak üzere mağazaya gelmiş. Mağaza yöneticisi, sevecen ve sıcakkanlı bir şekilde delikanlıyı karşılayarak:
- "Hoşgeldin" diyerek ve delikanlının eline bir süpürge tutuşturarak:
- "İlk önce şu süpürgeyle arka taraftaki rafların altını temizleyiver" demiş. Delikanlı kızgınlığı yüzünden belli olacak şekilde:
- "Ben üniversite mezunuyum" demiş. Yönetici bunun üzerine bir adım geriye çekilerek:
- "Özür dilerim, bilmiyordum. Süpürgeyi bana verirsen nasıl temizlik yapman gerektiğini gösteririm."

Soğan

Köyün birinde bir ağa varmış. Bir gün ağa yumurtalıklardan rahatsızlanmış, doktora gitmiş. Doktor ameliyat etmiş ağayı, çıkarmış yumurtalığı kenara koymuş, temizlemiş iltihabı, neyse kenarda duran yumurtayı kedi kapmış, doktor tırsmış tabi hemen gitmiş bir soğan almış cücüğü çıkarıp,  yumurtanın yerine koymuş, kapatmış, ertesi gün kaçmış. Aradan on yıl geçmiş doktorun yolu düşmüş köye.  Arabası arıza yapınca köye gitmek zorunda kalmış. Kendi kendine:
- "Nasıl olsa ağa ölmüştür." Girmiş kahveye oradan biri:
- "Ooo doktorum gel hele, gel. Ya beni iyi güzel ameliyat ettin, eline koluna sağlık, yalnız  anlamadığım bir şey var. Kimin ağzına versem gözünden yaş geliyor."

Hasta Olan Ben Değilim

Genç bir bayan annesiyle birlikte doktora gitmiş ve hastalık belirtilerini anlatmış. Doktor:
- "Soyunun da bir bakalım" demiş. Genç bayan ise:
- "Hasta olan ben değilim, annem" demiş. Doktor ise:
- "Ha öylemi o halde şu ilaçları kullansın geçer." demiş.

Kaset

Adamın biri bir gün lokantaya gitmiş. Yemeği fazla kaçırınca WC'ye gitmiş. Fakat WC doluymuş.  Çok sıkışan adam kendini hemen dışarı atmış ve WC aramaya başlamış. Bulamayınca bir eczaneye girmiş:
- "Zeki Müren'in kaseti var mı?" demiş. Eczaneci:
- "Yok" deyince adam:
- Sıçarım böyle eczanenin içine" demiş.

O Doktor Benim

Şoför çarptığı yayayı teselli eder:
- "Şansınız varmış, size çarptığım yer tam doktorun karşısı." Yerdeki inleyerek cevaplar:
- "İşte o doktor benim."

Şişeleri Getirdim

Akıl hastanesinde bir hasta, bakıcıyı yanına çağırır:
- "Bana çabuk 5 şişe kola getir" der. Hasta bakıcı buna kızar ve hastaya beş tokat atar ve:
- "Al işte kolalarını" der. Aradan zaman geçtikten sonra yine aynı hasta, bakıcıyı yine çağırır. Bu sefer hasta bakıcıyı tokatlar. Bakıcı:
- "Ne oluyor?" der. Hasta cevap verir:
- "Şişeleri getirdim abi."

Şişeyi Evde Bıraktım

Doktor muayenede hastasına sordu:
- "Sigara içiyor musunuz?" Hasta:
- "Elbette" dedi ve cebinden sigara paketini çıkararak ikram etti. Doktor reddetmedi, ikisi de sigaralarını yaktı. Doktor muayeneye devam etti:
- "İçki içiyor musunuz?"
- "Ah be doktorcuğum! İçerim ama ne yazık ki şişeyi evde bıraktım."

Şişlik

Temel tarlada çalışırken çişi gelmiş, oraya çişini yaparken başlamış bağırmaya:
- "Uyy yandum!" Fadime koşmuş yanına:
- "Ula ne oldi?" Temel:
- "Arı sokti çukumi daa." Hemen kasabaya doktora giderler. Doktor Temelin aletini eline alır evire çevire incelerken Fadime de yandan onlara bakmaktadır. Fadime doktorun kulağına eğilir ve der ki:
- "Toktor bey acısını al ama şişluk kalsun"

Doğum Yeri

Adamın biri birgün trene binmiş ve karşısında çok hoş bir bayan görünce konuşmaya çalışmış ve sonunda:
- "Hanımefendi size 1 milyon dolar versem şu eteğinizi 2 parmak yukarı kaldırır mısınız?" Kadın:
- "Hayhay der" Adam daha sonra:
- "Size 2 milyon dolar daha vereyim, 2 parmak daha" derken iş yukarı kadar çıkar, adam sonunda kadına:
- "Hanımefendi size 5 milyon dolar vereyim bana doğum yaptığınız yeri gösterin" der ve kadın kabul ederek şöyle der:
- "Bakın şu ağaçların arasındaki binanın 2 katındaki oda."

Tamirci ve Doktor

Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek:
- "Size bir şey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım! Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?" Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:
- "Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesenize!"

Kim Sağır

Adam doktora gider:
- "Doktor bey, galiba karımda işitme kaybı başladı. Ne yapabiliriz?"
- "Eve gittiğiniz zaman, karınızın arkasında, biraz uzakta durun. Normal bir sesle ona soru sorun. Eğer sizi duymazsa biraz daha yaklaşın ve sorunuzu tekrarlayın. Hangi mesafede duyduğunu tespit edelim, ona göre tedavi uygularız." Adam eve döner. Mutfağın kapısında durur ve normal bir sesle:
- "Hanım, akşam ne yiyoruz?" Kadın cevap vermez. Adam yaklaşır tekrar sorar:
- "Hanım, akşam ne yiyoruz?" Kadın yine cevap vermez. Adam iyice yaklaşıp tekrarlar:
- "Hanım, akşam ne yiyoruz?" Karısı cevap verir:
- "3 seferdir köfte diyorum ya!"

Tatlanmamış

Akıl hastanesinin bahçesinde geziyorlardı. Durdu, havuza eğilip ağzına biraz su aldı, doğrulup püskürttü. Yanındaki arkadaşı sordu:
- "Ne oldu?"
- "Sabah iki şeker attım, su hala tatlanmamış."
- "Elbet tatsız olacak. Karıştırdın mı ki?"

Tavuklarda Biliyor mu

Bir gün adamın biri kendini tavuk yemi saniyormuş ve tavuklardan çok korkuyormuş derken adamı hastaneye yatırmışlar ve uzun süre tedavi etmişler. Sonunda adama sormuşlar, “Artık tavuk yemi olmadığını biliyorsun demi?” adamın cevabı ise “Ben biliyorum da tavuklarda biliyormu?”şeklinde olmuş

Telafi Etmek

Bir adam komşusunun çok rahatsızlandığını ve odasında kıpırdamadan durması gerektiğini duydu. Ziyaretine gitti. Komşusunun eşi kapıyı açtı. Komşusunun odasına geçtiğinde ne görsün, arkadaşı ortada zıplayıp duruyordu:
- "Ne oluyor komşu aklınımı oynattın?" diye sordu. Komşusu:
- "Hayır. Yalnız, soğuk algınlığım için saatte bir şurup içmek zorundayım.
- "Zıplaman için sebep mi bu?"
- "Evet. Doktor reçetenin üstüne 'içilmeden önce iyice çalkalanacak' diye yazmıştı. Ben de şurubu içmeden önce çalkalamayı unuttuğumdan dolayı iş işten geçmeden telafi etmek istedim."

Temel Hamile

Midesi ağrıyan Temel, doktora gider. Tanıdık olan doktor, Temel ile biraz dalga geçmek için, kısa bir muayeneden sonra hemen teşhisi koyar: - Temel, sen hamilesin. Temel, kendi kendine söylenir: - Ne? Yaktın beni Fadime, sana kaç kere "Sevişirken üste çıkma" demiştim

Koltuğun Ayarı

Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın:
- "Ah doktorcuğum, bu dişi çektirmektense çocuk doğurmayı tercih ederim." Doktor gayet sakin bir ifadeyle:
- "Kararınızı çabuk verin, koltuğun ayarını ona göre yapacağım."

Terletmek İçin

Tıp Fakültesinde okumakta olan öğrenciye sınavda şöyle bir soru geldi:
- "Hastayı hangi yöntemlerle terletirsiniz?" Öğrenci bildiklerini söyledi.
- "Başka?" Belleğini yokladı, anımsadığı başka yöntemleri de anlattı.
- "Başka?" Ter içinde kalan öğrenci:
- "Bütün bu yöntemlerden sonuç alınmazsa buraya getirir, huzurunuzda sınava sokarım."

Topu Elimden Kaçırdım

Hasta doktoruna dert yandı:
- "Sormayın doktor bey. Gece gündüz, kendimi hep kaleci olarak düşünüyorum, ha bire topu tutmak için sağa sola atlıyorum. Geceleri uykum kalmadı, gündüzleri iş yapamaz hale geldim."
- "Canım kaleci olduğunuzu düşünmeyi bıraksan da biraz da güzel kızları düşünsen olmuyor mu yani?"
- "Ah doktor bey. Bir kaç defa kızları düşünmeye çalıştım ama her seferinde topu elimden kaçırdım, gol yedim."

Tren

Tren rampada durur. Kondüktör anons eder:
- "Herkes trenden inecek, treni düzlüğe kadar itecek!" Tüm yolcular iner ve treni itmeye başlarlar. Bu esnada bir yolcu ile kondüktör arasında tartışma, sonra münakaşa, sonra kavga başlar. Yolcular tarafları ayırmaya ve yatıştırmaya çalışırken kondüktör öfkeyle bağırmaktadır:
- "Utanmaz küstah herife bak! 2.sınıf mevki yolcusu iken, gelip 1.sınıf mevkide treni itmeye utanmıyor musun?"

Bir Tik Bulduk

Bir tıp kongresinde doktorlar tıpta gerçekleştirdikleri son gelişmeleri anlatıyorlarmış. İngiliz cerrah çıkmış kürsüye, anlatmaya başlamış:
- "Bir trafik kazasında bir adamın sadece bir parmağı sağlam kalmıştı. Biz onu aldık. Ona vücut ekledik. Organlarını, kasları ekledik. O kadar mükemmel yaptık ki çok çalışkan bir insan oldu. 50 kişinin yapacağı işi yaptı. 50 kişi işsiz kaldı." Sonra kürsüye Alman cerrah çıkmış:
- "Biz bir kişinin sadece bir tel saçını bulduk. Ona organlarını ekledik. Kemik ekledik, kas giydirdik. O kadar muazzam yaptık ki çok süper birisi oldu. Çok çalışkandı. 100 kişinin yapacağı işi yapıyordu ve 100 kişiyi işsiz bıraktı." Daha sonra kürsüye Türk cerrah çıkmış:
- "Siz var olan, elle tutulabilir şeylere vücut yapmışsınız. Biz daha zor olanı yaptık. Bir tik bulduk. Onu aldık, ona uzuvlar ekledik, kemik ekledik, kas yaptık. Bu kişi o kadar çok çalıştı ki başbakan oldu ve 2.000.000 kişiyi işsiz bıraktı."

Ucuz Tedavi

Adamın biri işyerindeki kantinde arkadaşıyla yemek yerken:
- "Kolumun ağrısından ölüyorum. Doktora gitsem iyi olacak." diye arkadaşına dert yanmış. Arkadaşı da:
- "Yahu ne lüzum var? İlerde köşedeki marketin çıkışında yeni bir bilgisayarlı cihaz koydular. Üç liraya bir jeton alıyorsun kasadan, atıyorsun, yanında getirdiğin idrar örneğini açılan kapaktan içeri atıyorsun, on saniye sonra neticeyi ve tedavi için yapman gerekenleri öğreniyorsun. Gördüğün gibi ucuz ve çabuk" demiş. Adam hemen bir kaba idrarını doldurup arkadaşının dediğini yapmış ve Bilgisayar hemen yazılı olarak cevap vermiş:
- "Kolunuzda bir cins eklem ağrısı olan Tenis elbo oluşmuş. Sıcak suya koyun, ağır işlerden kaçının, iki hafta sonra düzelecektir" demiş. Memnun biçimde eve dönen adam, bir yandan Bilgisayarın dediğini uygularken, bir yandan da muzurca fikirlere kapılıp bu akıllı cihazın nasıl aldatılabileceğini düşünmeye başlamış. Ertesi gün olunca bir miktar çeşme suyuna köpeğinden alınmış bir kılı koymuş, üstüne de bir şekilde elde ettiği karısının ve kızının idrar örneklerini eklemiş, tüm bu karışımın üzerine bir de mastürbasyon yapıp doğru cihazın yanına varmış. Jetonu atıp kabı makinaya vermiş, on saniye sonra cihazdan yazılı yanıt gelmiş:
- "1. Çeşme suyunuz çok kireçli. Bir filtre cihazı almayı düşünün.
    2. Köpeğinizde kene var. Eczaneden özel bir şampuan alıp köpeğinizi yıkayın.
    3. Kızınız kokain bağımlısı. Bir psikiyatri kliniğine yatırın.
    4. Karınız hamile. Kız ikizler sizden değil. İyi bir avukat bulun.
    5. Kendinizi bu yolla tatmin etmeyi bırakmazsanız kolunuz iyileşmez."

Uçan Balonlar

Adamın hastalığına çare bulamayan doktorlardan biri, kendisine Evliya denilen bir ihtiyarın adresini vermiş. Söylenenlere göre en ağır hastalar o zatın duasıyla iyileşebiliyormuş. İhtiyar adam verilen adresi çaresizlik içinde cebine atıp doktorun yanından ayrıldığında, sokağın köşesinde simit satan 6-7 yaşlarındaki bir çocuğa rastladı. Çocuk son derece masum gözlerle kendisine bakıyor ve onu tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Adam o yaştaki çocukların tamamen günahsız olduğunu düşünerek yoluna devam ederken, aniden duruverdi. Simitçinin üzerindeki eski t-shörtünde bir E harfi yazılıydı. Ve bu E mutlaka evliyanın E'si olmalıydı. Aradığı evliyaya bu kadar çabuk ulaşmanın heyecanıyla yanına gidip bir simit aldıktan sonra:
- “Doktorlar benim hasta olduğumu söylediler. İyileşmem için bana dua eder misin?” Çocuk bu teklif karşısında şaşırmışa benziyordu. Kafasını olur der gibi sallarken:
- “Ben de sık sık hastalanıyorum. Ama dedem, Allah'a inananların ölünce yıldızlara uçtuklarını ve orada cenneti seyrettiklerini söylüyor. Bu yüzden korkmuyorum hastalıklardan.” Adam içinin bir anda ferahladığını hissetti. Onun soğuktan moraran yanaklarına bir öpücük kondururken:
- “Deden çok doğru söylemiş. Ama ben yine de yardım istiyorum senden.” Çocuk duasının kıymetini anlamış gibiydi. Karşı kaldırımdan geçmekte olan baloncuyu göstererek:
- "Size dua edeceğim. Ama eğer iyileşirseniz, bana 10 tane balon alacaksınız, tamam mı?” Bu sefer adam başını salladı. Fakat çocuk bu kadar büyük bir hazineyi istemekle haksızlık yaptığına hükmetmişti. Mahcubiyetten kızaran yanaklarını elleriyle örtmeye çalışırken:
- "Uçan balon almanıza gerek yok. Normalinden 10 tane istemiştim.” Adam elini uzatarak çocukla tokalaştı. Anlaşma nihayet yapılmış, ayrıntılara geçilmişti. Buna göre hastalıktan kurtulması halinde 6 ay sonraki Ramazan Bayramında çocukla buluşacak ve her hangi bir sebeple gelemediği takdirde, önceden hazırlanan balonların ona ulaşmasını veya postalanmasını sağlayacaktı. Adam küçük çocuğun adını ve adresini bir kağıda yazdıktan sonra, başını okşayarak onunla vedalaştı. Aradan soğuk bir kış geçip Ramazana ulaşıldığında, adamın hastalığından eser bile kalmamıştı. Hayata tekrar dönmenin sevinciyle en güzel balonlardan bir paket hazırladı ve bayramın ilk gününü iple çekerek randevu yerine gitti. Küçüklerin cıvıl cıvıl kaynaştığı bayram yerindeki diğer simitçiler, çocuğu tanımıyordu. Adam onu biraz ilerideki bakkala sorduğunda, dükkan sahibi:
- "Ciğerleri hastaydı yavrucağın, geçen hafta aniden ölüverdi." Adam bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve koşar adımlarla orayı terk ederken, önüne çıkan ilk baloncuya bir tomar para uzatıp:
- “Şu an uçan balonlardan 10 tane istiyorum. Çabuk ol, gecikmeden ulaşmalı yerine.” Adam satıcının aceleyle uzattığı balonların iplerini birbirine düğümledikten sonra, onları besmeleyle gökyüzüne bıraktı. Bayram yerindeki herkes gibi baloncu da şaşkındı:
- “Ne yaptığınızı anlayamadım, neden bıraktınız onları öyle?” Adam, nazlı nazlı yükselmekte olan balonlara buğulu gözlerle takip ederken:
- “Onları bekleyen küçücük bir dostum var, Hem de evliya gibi bir dost. Balonları adresine postaladım sadece.” diye mırıldandı.

Usta Dişçi

Orta yaşlı yakışıklı bir adam, barda yalnız başına oturan sarışının yanına oturmuş. Laf lafı, laf kapıyı açmış tahmin edersiniz. Soyunmuşlar. Bembeyaz çarşafların üzerine uzanırlarken seksi sarışın sormuş:
- "Siz dişçisiniz galiba?"
- "Evet, nereden anladınız? "demiş adam biraz şaşkın.
- "Yatağa girmeden önce ellerinizi ne kadar dikkatle, ne kadar titiz sabunladınız, ona dikkat ettim de." Yarım saat sonra, seksi sarışın bir daha mırıldanmış:
- "Siz sadece dişçi değil, çok büyük, çok usta bir dişçi olmalısınız." Adam hafiften kasılmış. Yatağın başucundaki sigara paketine uzanırken mağrur mağrur sormuş:
- "Peki bunu nereden anladınız?"
- "Zor olmadı, hiçbir şey hissetmedim de."

Bulunca Yapıyoruz

Adamın biri bayan bir üroloğa gider ve:
- "Doktor hanım, ben bir türlü cinsel ilişkiye giremiyorum" der. Doktor ilaç verir ve:
- "Haftaya gel" der. Adam haftaya tekrar gider. Doktor sorar:
- "Ne oldu?" Adam:
- "Yine yapamadım" der. Doktor:
- "Nasıl olur?" der. Yan odaya götürür adamı. Her ikisi de soyunurlar ve adam doktoru becerir. Doktor:
- "Eee, bak işte yapabiliyorsun" der. Adam da:
- "Bulunca yapıyoruz tabi."

Üstünü Arayacağım

Doktor, hasta yatan dedeye:
- "Sizde şeker var." dedi. Bunu duyan torunu, dedesinin üzerine atıldı:
- "Hiç anlamam, dede! Üstünü arayacağım."

Ütücü

Doktor kulaklarını yakmış hastasına soruyordu:
- "Hayret nasıl yaktınız kulaklarınızı?"
- "Ütü yaparken telefon çaldı. Sonra tam kapattım, bir daha çaldı."

Vasiyetname

Adamın birini kuduz köpek ısırmış. Ama adam çok vurdumduymaz olduğu için, bugün iğne olurum, yarın iğne olurum derken iş işten geçmiş. Doktora başvurup da kuduz olduğu gerçeğini anlayınca hemen bir kağıt kalem isteyip uzun uzun bir şeyler karalamaya başlamış. Doktor uzun süre beklemiş hayretle sormuş:
- "Vasiyetnameniz bu kadar uzun mu?"
- "Vasiyetname hazırladığımı söyleyen kim doktor? Ben ısıracağım siyasilerin listesini yapıyorum."

Viagra

Delikanlı, perişan bir halde aile doktorlarının odasına girdi:
- "Babama geçen hafta viagra vermiştiniz hatırladınız mı?" Doktor kendinden emin şöyle bir gururlanarak:
- "Evet, nasıl oldu baban? Netice aldı mı?"
- "Üzerine kaç tane alacağı yazılı olmadığı için hepsini bir defada içti."
- "Eeeeeee, babana bir şey olmadı ya?" dedi doktor endişe içinde. Delikanlı öfkeyle yanıtladı:
- "Babama bir şey olmadı fakat, önce anamı halletti, bacımı halletti, beni halletti, şimdi çıktı damda kedi kovalıyor."

Vücudunuzda İki Nokta

ABD ordusunda çok fazla general varmış ve bunları erken emekli etmek istiyorlarmış. Cazip kılmak için demişler ki:
- "Vücudunuzda iki nokta belirleyin, arası kaç santimse, normal emekli ikramiyenizin üstüne o kadar bin dolar ekstra para vereceğiz. Bir tane havacı general gelmiş:
- "Kafamın en üstünden ayak parmağıma kadar ölçün" demiş. Ölçmüşler 180 cm. 180 bin dolar almış emekliye ayrılmış. Bir tane karacı general gelmiş. Orta parmağının en üstüne bir nokta, bir de ayak parmağına bir nokta koymuş, ölçülürken ellerini kaldırmış. 2.5 metre çıkmış. 250 bin dolar ikramiye almış ayrılmış. Sonra bir tane denizci general gelmiş demiş ki:
- "Aletimin ucu ile taşşaklarımın arasındaki mesafeyi ölçün." Sormuşlar:
- "Emin misiniz? Çok para alamazsınız bu şekilde" General:
- "Tabi eminim" demiş. Doktoru çağırmışlar ve generale pantolonunu indirmesini söylemişler. Doktor gördüğü manzara karşısında:
- "Oha bu adamın taşşakları yok" demiş. General:
- "Taşşakları Vietnam'da bırakmıştım."

Ya Bunuyor Ya AIDS

Doktor Temel, Cemal'in karısını muayene etmiş ve:
- "Karın ya bunuyor ya da Aids."
- "Nasıl anlayacağız?"
- "Ankara'ya götür bırak, kendi kendine dönecek olursa onunla yatağa girme."

İlk ben miyim?

Kadınla erkek konuşuyorlardı: - "Sevgilim, söyle bana hayatına giren ilk erkek ben miyimı"- "Tabii canım, ama anlamıyorum; nedense bütün erkekler hep aynı şeyi soruyorlar!"

Yaka

Hemşire, doktora hastayı göstererek:
- "Şu hastanın kalbini dinlemek için ne zaman eğilsem, kalp atışları hızlanıyor. Ne yapsak?"
- "Önlüğünün yakasını ilikle."

Yanlış Bacak

Doktorun biri hastasının yanına gelir ve konuşmaya başlar:
- "Size bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce kötü haberi söyleyeyim isterseniz. Maalesef yanlış bacağınızı kesmişiz. Çok üzgünüz. Ama iyi habere sevineceksiniz. Öteki bacağınız iyileşiyor."

Yarım Ücret

Çok akıllı geçinirdi. Kapısında:
- "İkinci kez gelen hastalardan yarım ücret alınır." yazılı doktora girdi. Gülerek:
- "Bakın doktorcuğum, yine ben geldim, hatırladınız mı beni?" dedi. Doktor da güldü:
- "Tabii, hatırlamaz olur muyum?"
- "Eeee? Muayene etmeyecek misiniz? İlaç vermeyecek misiniz?"
 - "Hayır gerekmez. Geçen gelişinizde verdiğim ilaca devam edin"

Yaşlı Adam

75 yaşındaki adam, doktora şikayette bulunuyordu:
- Evladım birinci iyi, ikinci de eh şöyle böyle idare ediyorum. Ama üçüncüde dizlerim kesiliyor, hele dördüncü de nefes nefese kalıyorum."
- "Hop! Amca ne yapıyorsun, delirdin mi? Senin bir de durman gerekir."
- "Nasıl durayım evladım, beşinci katta oturuyorum."

Yaşlılar

Yaşlı bir karı koca doktora gitmişler. Adam:
- "Doktor bey birincide acayip üşüyorum tir tir titriyorum. İkincide ise sıcak basıyor acayip terliyorum" deyince doktor adamı dışarı çıkarmış, karısına sormuş:
- "Nasıl oluyor bu?" demiş. Kadın da:
- "Tabi birinciyi ocakta, ikinciyi ağustosta yapıyor da ondan" demiş.

Akvaryum

Temel bir gün bir hayvanat bahçesine gitmiş. Akvaryumların yanında birini görmüş. Adam elini akvaryumun neresine götürse balık da takip ediyormuş. Temel sormuş: - Ula bu nası olur? Adam: - Her zaman daha zeki olan yaratıklar kendinden daha az zeki olanları yönetebilirler demiş. Adam oradan uzaklaşmış. Bir kaç dakika sonra geldiğinde bir de ne görsün? Temel akvaryuma ağzını yapıştırmış. Balık gibi bir açıyor bir kapıyor.

Kocalar

Gazeteci sık sık evlenip boşanmasıyla ünlü sarışına sormuş: - "Altıncı kocanızla nerede tanıştınız?" - "Beşinci kocamı arabasıyla ezdiği yerde."

Çakmak

20'şeryıl hapis yiyen iki mahkuma her onar yıl için ne istedikleri sorulur, birinci mahkum ilk on yıl için yetecek şekilde kitap ister.ikinci mahkumda on sene yetecek kadar sigara ister. on yıl sona erince ikinci on yıl için ne istediklerini sorarlar.ilk mahkum onyıl yetecek şekilde kitapla birlikte birde gözlük ister.ikinci mahkumun koğuşuna girince bakarlarki sigaralar aynı şekilde kaldığını anlarlar ve ikinci on yıl için ne istediğini sorarlar adam da feryatla çakmaaaaaaaaaaaaaaaaakkkkkkk !

Saat Kaç

Acemi boksör daha ilk rauntta yediği yumrukla ringe serilince, hakem saymaya başlamış: - Bir... İki... Üç... Tam o sırada antrenörü boksöre yaklaşıp, kulağına fısıldamış: - İyice dinlen, sekizden önce kalkma... Genç boksör güçlükle mırıldanmış: - Peki şimdi saat kaç!

Kocamaz Gönül

Abdülhak Hâmid'in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamid'e döner ve: - "Efendim, gönül kocamaz!" der. Hamid cevap verir: - "Kocamaz tabii ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez."

duh

Adamın biri bara girmiş, masaya çıkarak bağırmış:
- "Ey ahali ben adamın cinsel organını dah deyince kaldırır, duh deyince indiririm." Herkes gülmüş ama adam iddialı. 18 yaşında bir çocuk bulmuşlar, adam dah demiş çocuğun aleti dimdik, duh demiş hemen inivermiş.
- "Bu gençtir her zaman organı kalkabilir " diyerek 80 yaşında bir dedeyi ileri itmişler.
- "Hadi sıkıyorsa bunu kaldır" demişler. Adam dah demiş dedenin aleti dimdik, dede hışımla silahını çekerek bağırmış:
- "Duh diyeni yakarım laaaaan!"

Koca Bir Yalan

Dil Bilgisi dersinde bayan öğretmen zamanları anlatıyordu ve örneklerle açıklamasını sürdürdü: - "Eğer 'Ben güzeldim' dersem, bu geçen zamandır." - "Eğer 'Ben güzelim' dersem, bu ne olur çocuklar?" Öğrencinin biri arkadan bağırdı: - "Koca bir yalan!"

Kıyamet Ne Zaman kopacak

Nasrettin Hoca'ya sormuşlar: - "Kıyamet ne zaman kopacak?" Hoca: - "Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak" demiş.

İçki öldürür

Albay askerlerin içki içmelerine engel olmak için kantinin duvarına bir yazı asmıştır. Yazıda:
- "İçki öldürür" diye yazıyormuş. Ertesi gün oradan geçen albay ne görsün? Biri yazının altına şunları ilave etmiş:
- "Asker ölümden korkmaz!"

Joe

Amerika`da yaşayan ünlü bir mafya babasının karısı doğum yapacakmış. Hastaneye kaldırmışlar. Doktorlar, hemşireler etrafında pervane. Kadını doğumhaneye almışlar. Kadın ikiz doğuracakmış. İlk çocuk gelmeye başlamış. Çocuk kafasını çıkarınca etraftaki kalabalığı görür görmez hemen bağırmış:
- "Hey Joe, ön kapıyı tutmuşlar, arka kapıdan kaçalım."

Uçakta

Temel ile annesi uçakta gidiyorlarmış, pilot motorlar durdu çalışmıyor demiş. Temel'in annesi: "Tüh gene mi burda kalduk" demiş.

Hıyar Tarlası

Amerikan askerleri, Türk askerlerine saldırmak üzereydi. Bunu gören komutan şöyle seslenir:
- "Askerler, çabuk donunuzu indirin ve eğilin, burayı kabak tarlası zannetsinler" Amerikan uçakları transit devam eder. Az sonra bir Türk askeri Amerikan uçaklarının geri döndüğünü görür ve şöyle der:
- "Komutanım, komutanım şimdi de önümüzü dönelim de burayı hıyar tarlası zannetsinler."

Evli Değilim

Asker, komutanın karşısına çıktı, izin istedi. Komutan sebep sordu:
- "Efendim, karım çocuğumuzun çok hasta olduğunu yazmış da"
- "Yalan söylüyorsun. Çünkü karından gelen mektubu ben de okudum, hiç öyle bir şeyden bahsetmiyordu." Asker selam verdi, tam kapıdan çıkarken döndü ve samimiyetle:
- "Komutanım, ikimiz de yalancıyız anlaşılan. Çünkü ben evli değilim."

Kıtlık Sebebi

İki adam ışıklarda karşılaşmış. Birisi çok şişman, diğeri de çok zayıfmış. Şişman adam zayıfa dönerek: - "Seni görende kıtlık var sanır" demiş. Zayıf adam da: - "Seni gören de kıtlığın sebebini anlar" demiş.

Yorgan Gidince

Gecenin bir yarısında Hoca'nın evinin önünde iki kişi kavgaya tutuşunca Hoca meraklanmış. Karısının itirazını dinlemeden dışarı çıkmış. Üstüne de serinlikte üşümemek için yorganını almış. Adamlara: - "Yahu durun, neden kavga ediyorsunuz?" demeye fırsat kalmadan biri Hoca’nın sırtındaki yorganı kaptığı gibi kaçmış. Öteki de başka bir yöne sıvışmış. Hoca eve eli boş dönmüş. Karısı sormuş: - "Eee Hocam kavgayı ayırabildin mi?" Hoca: - "Hayır hanım. Yorgan gitti, kavga bitti" demiş.

Kurşunsuz

Askerin biri, komutanını evine bırakırken yolda arabanın benzini biter, asker arabayı durdurur. Askerin de çok fena çişi gelmiştir. Fırsat bu fırsat deyip başlar arabanın deposuna işemeye. Bunu gören komutan askere sorar:
- "Oğlum şimdi senin yaptığın normal mi?" der. Asker de cevap verir:
- "Hayır komutanım kurşunsuz."

Başçavuşum

Başçavuş, karargahtaki erlerin teftişiyle meşguldür, aniden üçüncü katın penceresinde hava almakta olan bir çift iri kalça gözüne çarpar. Merdivenleri dörder dörder çıkar, hışımla odanın kapısını açar ve bağırır:
- "Hangi sersem kıçını pencereye çıkardı!" Genç bir asker:
- "Ben başçavuşum, hava o kadar sıcaktı ki"
- "Ulan eşşoğlueşşek, ya general yoldan geçseydi. Ne olurdu?"
- "Geçti ki başçavuşum."
- "Peki, bir şey demedi mi ulan!"
- "Dedi başçavuşum"
- "Ne dedi?"
- "Günaydın Başçavuşum dedi."

Neden Zehirledim

Temel ölüm döşeğindedir. Karısını yanına çağırır: - "Bak Fadime, artık ölmek üzereyim sana söylemek istediğim birkaç şey var." - "Dinliyorum." - "Ben seni birçok kere aldattım." - "Biliyorum." - "Nasıl yani? Bunca zamandır biliyor muydun?" - "Seni neden zehirledim sanıyorsun?"

Merak ettim

Temel tıraş olmak üzere banyoya girer. Kocasının uzun süre çıkmadığını gören Fadime merak edip içeri girer. Kocasının aynanın karşısında gözleri kapalı halde görünce merak edip sorar: - "Uşağum telurdun mi yoksa? Napayisun?" - "Ula ne telurması, uyurçen nasıl olduğumu meraç ettum da ona bakayrum"

Ya Tutarsa

Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi. Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş: - Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı ? - Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Paraşüt

Adamın biri paraşüt almak için bir dükkana girer ve satıcıyla konuşmaya başlar: "Efendim, paraşüt açılmazsa ne olacak?" Satıcı: "Olur mu beyefendi yedeği var onu açarsınız" Müşteri: "Peki ya o da açılmazsa?" Satıcı: "Ürünlerimiz garantilidir, getirin değiştiririz"

Eşek

Adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider. Fakat adamı evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerle "EŞEK" diye yazıp döner. Bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır: - Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım.

FARELER

BİR GÜN KÜÇÜK BİR ÇOCUK BABASININ PREZERVATİFİNİ GÖRÜR VE ANNESİNE BU NEDİR ?DİYE SORAR ANNESİ DE OÄžLUNA BABAN BUNUNLA FARELERİ ÖLDÜRÜYORDER ÇOCUK ANNESİNE DER Kİ :ANNE BABAM FARELERİ Sİ..EK Mİ ÖLDÜRÜYOR???

dişi deve

Bir İngiliz subayı Mısır'da bulunan bir kaleye komutan olarak atanmış. Kaleyi gezerken ortalıklarda dolaşan dişi deve dikkatini çekmiş. Sahibinin kim olduğunu sorunca kaledeki askerlerden onun cinsel ihtiyaçlarda kullanıldığını öğrenmiş ve hemen kale dışına atılmasını emretmiş. Tabi hayvan oraya alıştığından, kalenin dışından bir yere ayrılmıyormuş. Kaledeki askerler deveye yiyecek atıp orada besliyorlarmış. Gel zaman git zaman soylu İngiliz komutan azmış. Tam kalede canı sıkkın şeyi tüfek gibi dolaşırken aklına deve gelmiş. Gururuna bir deveyi halletmeyi sindirememiş ve sabretmeye karar vermiş. Bir gün, iki gün, bir ay derken en sonunda dayanamamış ve gece herkesin uyuduğuna emin olduktan sonra kalenin dışına çıkıp deveyi yakalamış. Bir güzel becermeye başlamış. Hayvan can havli ile başlamış bağırmaya. kaledekiler dışarı çıkıp vaziyeti görünce komutanlarını çok ayıplamışlar. Komutan:
- "Ne yapayım ben de insanım benimde cinsel ihtiyaçlarım var. Hem sanki siz deveyi becermiyor musunuz?" deyince kaledeki askerler gülüşmüşler ve şu cevabı vermişler:
- "Komutanım siz bizi yanlış anladınız. Biz deveyi cinsel ihtiyaçlarımızı tatmin etmek için kullandığımızı söylediğimizde, üzerine binip 10 Km. ilerideki geneleve gittiğimizi söylemek istemiştik."

Kafiyesi yok ama

Idris’le Dursun, kahvede ayri masalarda hafif sıkkın oturuyorlar. Idris sesleniyor: - Bana “ayran” desene. - Ayran! - Uyy, ben da senun karuna hayran! Fena halde bozulan Dursun, biraz sonra Idris’e sesleniyor: - Bana “gazoz” desena. - Gazoz. - Uyy, ben da senun karini öptum. Idris, dudak büküyor: - Bu söylediğunun kafiyesi yoktur. Dursun sözü bagliyor: - Kafiyesi yoktur ama asli vardur!

Sabah Kalkmaz

Ressam olan iki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrediyordu. Biri: -Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış. Öbürü düzeltti: -İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır. -Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun? -Ressamı tanırım, sabahları onbirden önce kalkmaz.

İçi Dolu Olsaydı

Çocuğun biri bir gün annesinin yanına gitmiş ve:
- "Anne karnım çok ağrıyor" demiş. Annesi de çocuğa:
-"İçi boş olduğu içindir, içi dolu olsaydı ağrımazdı" demiş. Ertesi çocuk okuldayken sınıftaki gürültüden rahatsız olan öğretmen öğrencilere:
- "Susun artık başım ağrıyor" demiş. Bunun üzerine bizim çocuk hemen atlamış:
- "İçi boş olduğu içindir öğretmenim, dolu olsaydı ağrımazdı."

Bir Tane Daha Solucan

Derste öğretmen herkese teker teker sorar. Önce Ahmet'e sorar:
- "Ayakları olmayan bir hayvan biliyor musun?" Ahmet:
- "Balık." Sonra Mahmut'a sorar:
- "Sen bir tane daha biliyor musun?" Mahmut:
- "Solucan." En son olarak bizim Hasan'a sorar:
- "Sen de bir tane daha söyle de başka soruya geçelim." Hasan:
- "Bir tane daha solucan."

Kastamonu

Bölük komutanı Ali Okulunu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- "Oğlum, dünya kaç parçadır?"
- "Beş parçadır komutanım."
- "Say bakalım."
- "Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya."
- "Sen nerelisin?"
- "Kayseriliyim, komutanım."
- "Şu haritada Kayseriyi göster bakalım." Hasan Kastamonuyu işaret edince:
- "Oğlum, orası Kastamonu."
- "Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım."

İskender İle Asker

Büyük İskender'in çok hızlı koşan bir atı vardı. Bir gün atına binmiş, ordusunu teftiş ediyordu. Gözü cılız bir ata binmiş olan bir askere ilişti:
- "Üstüne bindiğin şu ölümcül at da neyin nesi böyle?" dedi.
Asker güldü ve:
- "Ben savaş meydanında kalmak için bu ata bindim. Oysa sen savaş meydanından kaçabilmek için bu hızlı ata binmişsin!" dedi.

Albaşı

Çavuşluk sınavında bütün sorulara iyi kötü cevap veren Recep'e, Albay da bir soru sormak ister:
- "Oğlum rütbeleri asttan üste doğru bir saysana?" Cevap hemen gelir:
- "Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Yarbaşı, Albaşı"

Yerçekimi Kanunu

Fizik dersinde öğretmen:
- "Çocuklar biliyor musunuz? Dünya üzerinde, yer çekimi kanunu sayesinde duruyoruz." demiş.
Bunun üzerine, öğrenci sormuş:
- "Peki öğretmenim, bu kanun kabul edilmeden önce nasıl duruyorduk?"

Bokum Geldi

Çingenelerde bir adet vardır. Bir bebek doğunca annesi bir törenle onun adını koyar. Ama o anda ne söylerse ad olarak o kalır. Bir gün bir bebek doğmuş ve annesinin tam adını koyacağı sırada boku gelir. Ve:
- "Bokum geldi!" diye bağırır ve çocuğun adı "bokum geldi" olarak kalır. Bokum geldi büyür ve askerlik çağı gelir. Askere gider ve komutan adını sorunca:
- "Bokum geldi" der. Komutan:
- "Git tuvalete yap da gel" der. Bokum geldi de gider tuvalete ve gelir. Bu soru bir kaç kez devam eder. Sonunda bir arkadaşı:
- "Onun adı bokum geldi komutanım" der. Günler böyle geçip giderken bokum geldinin askerde canı sıkılır ve kaçmaya karar verir. Akşam olunca duvardan hoplayarak kaçarken, komutan kaçtığını görür ve hemen bağırmaya başlar:
- "Bokum geldi kaçıyor laaaann!" Bunu duyan askerler saf saf bakarlar. Komutan tekrar tekrar bağırır:
- "Bokum geldi kaçıyor laaaann!" Bunu duyan askerlerden biri şöyle bağırır:
- "Yapın da yakalayalım komutanıııım"

Anneniz ne diyor?

Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdir. Babası tarafından bir albaya emri iletmekle görevlendirildi. Genç subay Albaya gelip:
- "Babam birliğinizi şu karşıdaki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim" dedi. Yüzü moraran albay da şöyle dedi:
- "Demek babanız öyle söylüyor! Peki anneniz ne diyor?!"

Bir Ahır Dolusu Öküz

Hoca yer altına ahır yapmaya karar vermiş. Toprağı kaza kaza komşunun ahırına girmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısına gitmiş:
- "hanım, hanım! Müjdemi isterim. Eski zamanlardan kalma bir ahır dolusu öküz buldum."

Biz öldük

Dedesi torununa katıldığı savaşı anlatır. Dede:
- "Savaşın tam orta yerindeyiz. Komutanımız ya gider savaşır ölürsünüz yada sizi burada teker teker beceririz dedi." Torun:
- "Eee sonra dede?" Dede:
- "Sonra mı, işte sonra teker teker öldük."

Kürsüden İnmek

Hoca kürsüye çıkmış, hutbe verecek ama aklına bir şey gelmiyormuş. Sonra halka dönerek:
- "Ey ahali siz benim söz söylemekten aciz olmadığımı bilirsiniz ama aklıma bir şey gelmiyor." O arada kürsünün önünde oturan oğlu:
- "Baba aklına bir şey gelmiyorsa kürsüden inmekte mi gelmiyor."

Mektup

Delikanlı yeni evlenmiştir ve askere gider. Aradan zaman geçer, eşinin hamile olup olmadığını soracak ailesine, ama direk yazamaz utanır.
- "En iyisi bir mani şeklinde babama yazıyım, o bana cevap gönderir" diye düşünür. Mektuba başlar. Selam, sabahtan sonra:
- "Yürü mektubum yürü, Düşü hayra yor da gel. Bir iken iki olduk, Üç olduk mu sor da gel." Aradan zaman geçer, mektup gelir, heyecanla açar bakar, gelen mektup babasındandır. Gelen cevapta:
- "Bu mektup iyi mektup, böyle mektup yine yaz, tarlan ürün vermedi, izinli gel gene kaz."

Dilenci

Adam, köşe başındaki dilenciye para verirken gönlünü de almak istedi: -Ayagin topal ama şükret,ya kör olsaydın? -Körlüğü de denedim be abi ,is yok! Yüzlük diye ellilikleri yutturuyorlar...

Maraşlı

Erler sabah yoklamasında, çavuş içlerinden birine soruyor:
- "Söyle bakalım nerdensin?"
- "Maraş'lıyım komutanım." Çavuş sinirleniyor ve askere okkalı bir tokat atıyor. Ardından tekrar soruyor:
- "Bir daha söyle bakalım nerdensin?"
- "Maraş'lıyım komutanım." Çavuş bu sefer iyice hiddetleniyor ve askere okkalı bir tokat daha atıyor. Ardından tekrar soruyor:
- "Ulan son defa soruyorum nerelisin?"
- "Kahramanmaraş'lıyım komutanım."
- "Hah şimdi oldu" diyor çavuş ve yanındakine soruyor:
- "Oğlum sen nerelisin?"
- Kahramansinop'luyum komutanım...!"

Gariban Mehmet

Gariban Mehmet Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup bir karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar:
- "Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?"
- "Evet."
- "Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?"
- "Otlanmayacağım."
- "Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?"
- "Yıkattırmayacağım."
Herkesten gerekli yanıtı alan Mehmet:
- "İyi, ben de bundan sonra karavanaların içine tükürmiycem."

İki yüzlü

Öğretmen küçük Victor'a sordu: -İki yüzlü kime derler? -Okula, güler yüzle gelen öğrenciye!

Boynuzlarından Tutarım

Güney Amerikalı bir subayla bir er konuşuyorlar:
- "Savaşta bir düşmana rastlarsan ne yaparsın?"
- "Vururum."
- "Doğru, peki bir düşman bölüğüne rastlarsan ne yaparsın?"
- "Vururum"
- "Olmadı. Koşup karargaha haber verirsin."
- "Peki savaş meydanında bir inek görürsen ne yaparsın?"
- "Vururum."
- "Olmadı."
- "Koşup karargaha haber veririm."
- "Yine olmadı. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklersin. Şimdi beni görürsen ne yapacağını söyle"
- "Vururum."
- "Olur mu canım. Ben senin komutanınım."
- "Döner karargaha haber veririm.
- "Yahu ben düşman bölüğü değilim ki."
- "Hah tamam. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklerim."

Hıçkırık

Savaşın en kızgın anıydı.Cephede bombalar patlıyor, mermiler vızır vızır uçuyordu.Bu arada bir askeri hıçkırık tuttu.Yanındaki askere döndü hıçkırık tutan : -Heey, beni korkutsana biraz!...Korkut da hıçkırığım geçsin.

3. Dünya Savaşı

Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene:
- "Bunlar Hitler ve Stalin değil mi?" diye sorar. Barmen: "Evet, onlar" der.
Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:
- "Selam, ne yapıyorsunuz?" Hitler cevaplar:
"3. Dünya savaşını planlıyoruz." Adam sorar:
- "Gerçekten mi? Neler olacak?" Hitler:
- "Bu sefer 14 milyon Yahudiyi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der. Adam sorar:
- "Bisiklet tamircisini neden öldüreceksiniz?" Hitler, Stalin'e döner ve der ki:
- "Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudiyi takmayacağını söylemiştim!"

Hitler ve İngiltere

Hitler'in gözü İngiltere'de ama oraya gitmesine imkan yok. Çünkü bir sürü tankı var ama savaş gemisi yok.. Bir gün yardımcıları ile Manş denizinin kıyısına geldiğinde "Denizi kurutup tankları karşıya geçirmek" gibi müthiş bir fikir geliyor aklına ve hemen emir veriyor:
- "Tüm Alman ordusu denize girecek ve denizin suyunu içip bitirecek." Hitler emir verdimi akan sular durur. Eline kaşık, kepçe, maşrapa alan tüm asker denize giriyor ve komutan emri veriyor:
- "Bir iki üç iç... Bir iki üç iç... Bir iki üç iç..." Bu komutla askerler bütün gün deniz suyunu içiyorlar ve gece olunca istirahate çekiliyorlar. Bir hafta sonra müthiş planının ne halde olduğunu görmek üzere Hitler deniz kenarına geliyor. Görüyor ki denizde bir litre bile eksilme yok. Tam dönüp komutanlarına bağıracağı sırada karşı sahillerden bir ses duyuyor:
- "Bir iki üç çişşşşş... Bir iki üç çişşşşşş... Bir iki üç çişşşşşş..."

Kalmasa

Balıkçı Temel'e, bir müşteri hamsinin fiyatını sormuş. -Beş yüz bin.. -Karşıdaki balıkçıda dört yüz bin. -Sen de git oradan al. -Orada kalmamış, -Bende kalmasa iki yüze satarım.

Bebek Taklidi

Huzur evinde arka arkaya gelen ölümlerden moralleri bozuk üç arkadaş aralarında dertleşiyorlarmış. Biri:
- "Azrail'i kandırmak lazım" demiş. Öbürleri:
- "Nasıl?" diye sorunca tezini açıklamış:
- "Bu Azrail can almaya geliyor ya! Onunla göz göze geldiğimizde bebek taklidi yapalım.. Bunların yaşı küçük, bir yanlışlık olmalı der, çekip gider." Yaşlılığa ikinci çocukluk demeleri boşuna değil. Bu çocukça fikir diğerlerinin de aklına yatmış.. Başlarına kötüsü geldiğinde ne yapacaklarını birbirlerine belletmişler. Aradan zaman geçmiş. Bir gece Azrail, aynı odayı paylaşan üç kafadarı gece yarısı ziyaret edivermiş. Orağını yere tak tak tak diye vurduğunda kafadarların üçünün birden gözleri açılmış. Bakmışlar ki Azrail hazır. Birinden birini, belki de üçünü götürecek. Hemen belirledikleri A planını uygulamaya geçmişler. Üçü birden bebek taklidi yapmaya başlamış. Biri:
- "Aguuu." derken, öbürü parmak emiyor, üçüncüsü de:
- "Mama. Mama." diyormuş. Azrail bir süre seyretmiş hallerini. Sonra elini gülerek başına vurmaya başlamış:
- "Hadi Bakalım Attaaa"

bakire

Ibneler hamama giderler. Etrafta da pek kimse yoktur. Neyse eğlenmeye başlarlar. Oynaşırlar masaj falan derken iyice rahatlayınca osurmaya başlarlar.Birisi osurur ZOOORTTT!., ;İkincisi devam eder,ZAAAAAAAAAAAART!.., Üçüncüsü bunun altında kalır mı? ZOOOOOOOOOOOOOOOOOOORT!. Kenarda duran genç ibne de kendini tutamaz ve osurur ZIRT!.

Kadın Milleti

Yakışıklı bir Amerikalı çiftci kasabaya inmiş. Bir kova, bir çekiç, iki tavuk ve bir de horoz satın almış. Çiftcinin bütün bunları taşımakta zorlandığını gören dükkan sahibi ona akıl vermiş : - Çekici kovanın içine koy, kovayı bir elinde taşı. Tavukları koltuk altlarına sok ve horozu da öbür elinde taşı.! Çiftci, adamın dediğini yapmış ve kamyonetine doğru yürümeye başlamış. Yakışıklı çiftcinin yolunu bir kadın kesip : "Affedersiniz, acaba Çılgın Boğa Çiftliği'ne nasıl gidebilirim?" Çiftci : - Şansınız var, benim çiftliğim Çılgın Boğa'ya çok yakın. Atlayın kamyonete sizi götüreyim.! Kadın : "Peki ama, sizin beni şimdi bir duvara yaslayıp, öpmeyeceğinizi nereden bileyim?" Çiftci : - hanımefendi insaf, bir elimde içinde çekiç olan kova, koltuklarımın altında birer tavuk, öteki elimde bir horoz varken, ben sizi nasıl duvara yaslayıp öpebilirim?. Kadın : "Çok basit.! Horozu yere koy, üstüne kovayı geçir, çekici de kovanın üstüne koy ki horoz kaçamasın.! Ben de tavukları tutarım."

Hesap Ödeme

Çok güzel bir hatun azgın kasaba gitmiş. Adama:
- "Bifteğin kilosu kaç lira? deyince abaza kasap:
- "Kilosu dudaktan bir öpücüktür" demiş. Kızda:
- "Ben 10 kilo alayım bari" demiş. Kasap gözler fıldır fıldır eti hazırlamış. Kıza uzatmış, hesabı istemiş. Kız kapıya yönelmiş ve babaannesine seslenmiş:
- "Babaanne hesabı öder misin?"

ben gösteririm o komutana

İki acemi asker uçaktan atlayış eğitimi alıyor. Komutan bunlara:
- "Atladıktan 10 sn. sonra solunuzda duran ipi çekin. Eğer paraşüt açılmazsa hiç heyecanlanmayın sağınızdaki ipi çekin. Aşağıda araba bekliyor sizi alaya getirecek" demiş. Askerler atlamış sol taraftaki ipi çekmişler paraşüt açılmamış, sağ taraftaki ipi çekmişler açılmamış ve hep beraber:
- "Aşağıda araba yoksa ben gösteririm o komutana" demişler.

Bunaklar

Üç yaşlı adam oturup sohbet ediyorlardı. -Birisi: "Ya ben biraz bunaldım galiba dedi. Geçenlerde kapı çaldı, açtım baktım bir kadın. Misafir geldi diye düşündüm, buyur ettim oturttum, hal hatır sordum." -Kadın: Yahu, bey sen iyice bunadım her halde ben senin kırk yıllık karınım demez mi. -Öteki:"Oda bir şeymi, ben geçenlerde ben merdivenlerin tam orta yerine gelmiştim, birden durdum düşünmeye başladım. Yahu, ben yukarımı çıkıyordum, aşağımı iniyordum.Bir türlü bulamadım. -Üçüncüsü yahu sizlerde iyice bunamışsınız Allah'a şükür bende hiç öyle bunama belirtileri yok demiş. Bunu söylerken de sağ elinin iki parmağı ile sağ kulak memesini çekiştirip, tahtaya vurmuş... Tak tak tak, adından, yine kendisi KİMOOO?! diye bağırmış.

Açmasak da olur

İki arkadaş askere gitmişler, ikisi de paraşütçü olmuş. Belli bir eğitim gördükten sonra paraşütle deneme yapıyorlarmış. İkisi de uçaktan atlamışlar. Ellerinde yüksekliği gösteren bir alet varmış. Arkadaşlardan birisi alete bakarak sayıyormuş:
- "250, 200, 150, 100, 90, 80, 70, 60,50, 40, 30, 20,.."
- "Açmasak da olur. Geldik."

Hızlı Babalar

Çocuklar oturmuş, birbirlerine babalarının ne kadar hızlı olduğunu anlatıyorlarmış. Birinci çocuk:
- "Benim babam ok attıktan sonra koşup hedefe oktan önce varıyor." demiş. İkinci çocuk:
- "Benim babam tabancasını ateşliyor ve hedefe kurşundan önce yetişiyor." diye böbürlenmiş.
- "O da bir şey mi?" demiş üçüncü çocuk:
- "Benim babam devlet hastanesinde doktor. Mesai 5'de bitiyor benim babam 3:30'da eve geliyor."

Hangisi daha salak

İki çavuş hangimizin eri daha salak diye iddiaya girer . İlk çavuş erini çağırır ve der ki:
- "Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araba al." Er:
- "Başüstüne çavuşum" der gider. İkinci çavuş çağırır erini:
- "Oğlum git bak bakayım ben evde miyim?" der. Er:
- "Başüstüne çavuşum" der çıkar. Bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
- "Yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nereden bulayım." Diğer er:
- "Yahu benim ki daha salak, yok gidip kendisi evdemiymiş değilmiymiş diye bakacakmışım. Be ey lavuk; yanında koskoca askeriyenin telefonu var evi arayıp sorsana."

General Motors

İki erden birisi, geçen kamyona selam durunca öbürü sordu:
- "Neden selem verdin?"
- "Görmedin mi? Kamyonun üzerinde General Motors yazıyordu."

İki Er

İki general bir cafede oturup konuşuyorlarmış. Generalin biri:
- "Benim bir erim var çok salak demiş." Diğeriyse:
- "Hayır, benim bir erim var o daha da salaktır." demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir şey yapmaya karar vermişler. İlk general, askerini yanına çağırıp:
- "Oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir Mercedes al gel" demiş. İkinci general de askerini çağırıp:
- "Git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. İki asker yolda karşılaşmışlar. İlki:
- "Ya, benim general çok salak. Bu günün pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi." demiş. İkincisiyse:
- "Benim general daha salak. Yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi." demiş.

Anlamsız Evlilik

Çocuk babasına:
- "Babacığım, annem ile nasıl evlendin?" Adam eşine dönüp:
- "Görüyor musun, çocuk bile anlam veremiyor."

işler

İki otomobil galerisi sahibi dertleşmektedirler. Bir ara biri:
- "İşler öyle kötü ki, sorma. şu sıralar en azından bir araba satamazsam, popomu satmak zorunda kalacağım." Yanında oturan ve bu sözleri işiten sarışın dilberden özür diler. Bunun üzerine sarışın:
- "Boş verin canim. Neler hissettiğinizi anlıyorum. Bizim işler de kötü. Şu sıralar ben de popomu satamazsam, arabamı satmak zorunda kalacağım."

Doğum Günü

Çiçekçiye giren adamın kolunda sıyrıklar, sol gözünde bir morluk vardı:
- "Bir düzine kırmızı gül istiyorum" dedi ve hemen ekledi:
- "Karımın doğum günü için, tazesinden rica ediyorum." Çiçekçi:
- "Başüstüne" dedi.
- "Hangi gün için?" Adam koluyla gözünü işaret etti:
- "Dündü."

Soğuk Tarafı

İki Yahudi, Hitler kampında her gün işkence, ağır çalışma ve hakarete maruz kalıyorlarmış. Biri diğerine sormuş:
- "Şimdi Hitler eline geçse ne yapardın?" İkincisi:
- "Hemen boğazlardım, ya sen ne yapardın?"  demiş. İlki cevap vermiş:
- "50 santimlik demir çubuğun bir tarafını kızdırır, soğuk tarafını Hitlerin kıçına sokardım" İkincisi:
- "Neden?" demiş. İlki:
- "Niyesi var mı tutup çıkaramasın diye."

Kaçmaya Çalışıyorsun

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir İngiliz uçağı, Almanya üzerinde düşürülür. Almanlar pilotu esir alırlar. Fakat İngiliz'in bir bacağı ve iki kolu kangren olmuştur. Almanlar ilk önce bacağı keserler.  İngiliz, Almanlardan bu bacağı ana vatanı olan İngiltere'ye atmalarını ister. Almanlar da İngiliz'in isteğini yerine getirir. Sonra İngiliz'in kolu kesilir, İngiliz yine aynı dilekte bulunur ve Almanlar da yerine getirir. Bu sefer de Almanlar öteki kolu keserler. İngiliz her zamanki gibi Almanlardan kolu ana vatanına atmalarını ister, fakat Almanlar " olmaz!" derler, İngiliz nedenini sorunca şöyle cevaplarlar:
- "Sen Galiba Kaçmaya Çalışıyorsun!"

Hıyar tarlası

İkinci dünya savaşında, düşman hava sahamıza girerek toprağımızı bombalamaya başlamış. Bunu gören askeri birliğimizin başındaki komutan:
- "Askerler, düşmanı havadan indirmenin tek yolu var. Uçaklar üzerimizden geçerken tanınmamak için pantolonunuzu indirin ve göbek üstü yatın. Bunu gören düşman sizi kabak tarlasına benzetir."
Hemen oradan bir er çıkar ve der ki:
- "Komutanım, sırt üstü yatsak da hıyar tarlasına benzesek nasıl olur!"

Önce Gülmüştüm

Çocuk ağlıyormuş :
- "Babam çekici eline vurdu."
- "Peki sen niye ağlıyorsun?"
- "Önce gülmüştüm de."

Hep Geç Kalıyor

Akşam eve dönen adamı, karısı kapıda karşıladı. Sonra da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı:
- "Bugün neredeyse, duvardaki saat annemin başına düşecekti." Adam umursamaz bir tavırla başını salladı:
- "Sahi mi? O saat hep geç kalıyor zaten."

Oksijen Hortumu

Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış. Yoğun bakımda. Ailesi, aile papazını da kendilerine eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için çağırmış. Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak, el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş. Papaz, anlayışlı bir şekilde, Fred'e bir kağıt ve bir kalem uzatmış. Titreyen ellerle hızlı hızlı kağıda bir şeyler yazıp kağıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kağıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş. Birkaç gün sonra, Fred'in cenazesi sırasında, Fred'in verdiği kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce, Papaz ileri çıkarak:
- "Sevgili Fred ölmeden hemen önce benden kağıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat şimdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum" demiş ve cebinden kağıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
- "Lütfen bir adım sola çekil. Oksijen hortumuna basıyorsun."

Yatağa Çıkamadık

Cüce bir çiftle normal bir çift balayına bir otele gitmiş. Bitişik odaları tutmuşlar. Normal çift, ilk gece uğraşmış, uğraşmış bir türlü becerememiş. Keyifleri kaçmış. Yan odadan gelen sesleri dinlemeye başlamışlar. Bir de ne duysunlar? Yarım saatte bir:
- "Haydi yallah hop hoop offfff!" sesleri ve kahkahalar yükseliyormuş. Sabah olmuş, kahvaltıya inmişler. İştahsız bir şekilde kahvaltıyı didiklerlerken bütün gece hoplayıp zıplayan cüce çift gelmiş. Cüceler sormuş bizimkilere:
- "Geceniz nasıldı?" diye. Bizimkiler de:
- "Hiç, yatıp uyuduk bütün gece." Cüceler iç geçirmiş:
- "Ah ne güzel! Biz o kadar uğraştık yatağa çıkamadık."

Gerçek Cesaret

Kara'cıların komutanı bir asker çağırmış. Asker:
- "Emret komutanım" diyerek yanına gitmiş. Komutanı yere yatmasını istemiş. Daha sonra da bir tanka askerin üzerinden geçmesi için emir vermiş asker kılını bile kıpırdatmadan yattığı yerde beklemiş ve malumunuz ezilmiş. Komutan diğerlerine dönerek:
- "İşte cesaret" demiş. Hava'cıların komutanı bir asker çağırmış. Asker yine:
- "Emret komutanım" diyerek komutanının yanına gitmiş. Komutanı helikoptere binmesini emretmiş. Asker helikoptere binmiş ve havalanmış daha sonra komutanı askere aşağıya paraşütsüz atlamasını emretmiş asker de emre itaat etmiş ve atlamış. Yere çakılmış ve can vermiş. Komutan da diğeri gibi dönerek:
- "İşte cesaret " demiş. Sıra gelmiş denizci komutana. Denizci komutan askerini çağırmış. Asker çakı gibi hazır ola geçmiş ve:
- "Emret komutanım" demiş. Komutan:
- "Derhal denize atla ve 10 dakika yüzeye çıkma" demiş. Asker:
- "Hadi lan" demiş. Komutan diğer komutanlara dönerek:
- "İşte asıl cesaret bu" demiş.

Korkak Kabadayı

Ahmet kahveye girmiş ve bağırmış:
- "Heeeeeeeyt var mı lan bana yan bakan?" Adamın birisi kalkmış:
- "Var lan" demiş. Ahmet adamın yanına gelmiş ve elini adamın omuzuna atmış ve yine bağırmış:
- "Heeeeeeeyt var mı lan bize yan bakan."

Kim daha cesur

Kimin askeri daha cesur yarışması varmış. Karacının komutanı:
- "Oğlum şu tankın altına atla!" demiş. Asker atlamış ölmüş. Havacının komutanı:
- "Oğlum şu uçaktan betona paraşütsüz atla!" demiş. Asker atlamış ölmüş. Denizcinin komutanı:
- "Oğlum şu geminin altına atla!" demiş. Asker:
- "Nah atlarım" demiş. Denizci komutanı dönüp:
- "Bakın, benim askerim daha cesur, komutanına nah çekiyor!"

Araba

Biri Adanalı, diğeri Kayserili iki çiftçi sohbet ederken tabi haliyle zenginlikleriyle övünecekler.Adanalı: "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya çiftliğin bir ucundan, akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz" Kayserili de hazır cevapmış: "Bizim de vardı öyle bir arabamız, geçenlerde satıp yeni modelini aldık."

Devlet nedir?

Komutan yeni gelen acemi birliğindeki Kürt bir askere sorar:
- "Evladım söyle bakalım devlet nedir?" Asker:
- "Bilmiyorum komutanım" der. Komutan kızar ve:
- "Nasıl bilmezsin?"der ve Türk bir askere döner ve sorar:
- "Oğlum Hasan söyle bakalım bu arkadaşına, devlet neymiş." Hasan da der:
- "Tamam komutanım" ve Kürt askere döner:
- "Devlet bizim anamız, babamız, bacımız, devlet bizim her şeyimizdir" der. Komutan tekrar Kürt askere döner ve:
- "Öğrendin mi devlet neymiş. Hadi bir de sen söyle bakalım devlet neymiş?" Kürt asker:
- "Komutanım devlet Hasan'ın anası, babası, bacısı, devlet Hasan'ın her şeyidir." demiş.

Cabbar

köyden çok uzakta bir ev varmış. Köydeki muhtar her gün bu eve gitmeyin diye vaaz verirmiş. Adamın birisi dayanamayarak bu eve gider. Birinci katta çıplak kadın görür bunu düzer. 2. katta kadın görür bununla da yatar. 3. kata çıkar burada bir adam görür adam şöyle der:
- "Sen benim karımla kızımı becerdin sıra benim oğlum Cabbar'da" der. Cabbar adamı bir güzel becerir. Adam köyüne gittiğinde imamın yanına gider:
- "Ben senin gitme dediğin yere gittim" der. İmam da hemen atlar:
- "Eeeee Cabbar'ı gördün mü Cabbar'ı?"

Asker Temel

Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir. Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben:
- "Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğim" der ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve herkes iki-üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı, postası olan Temel'in yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında Temel'i araştırır. Yapılan aramalarda Temel'den iz yoktur. Temel'siz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı, yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz.  Kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de Temel'den başkası değildir. Sevinçle Temel'i karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek:
- "Asker dediğin böyle olmalı" der ve Temel'i odasına çağırır. Odaya giden Temel'e ordu komutanı:
- "Bak evladım devletimiz savaş halinde, ekonomimiz bozuk, ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok, gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim" demiş. Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan Temel parasını tam olarak ister. Bir türlü Temel'i ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle:
- "Altı lirayı neden kabul etmiyorsun?" diye sorar. Temel'in cevabı müthiştir:
- "Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları" der.

Reçete

Laz'ın eczanesine eli silahlı, yüzü kadın çoraplı iki soyguncu girmiş ve ellerindeki silahı Laz'a doğrultup:
- "Çabuk kasadaki her şeyi ver!"
- "Özür dilerim, reçetesiz hiçbir şey vermiyoruz."

Maç Durumu

Temel ile Dursun maç sahasının önünde köfte satarken Temel bir bilet bulur. Dursun'a dönerek:
- "Ula Dursun bu bileti al maçı öğren de gel" der. Dursun gider ve maçı öğrenip gelir. Durumu Temel'e anlatır:
- "İki direk dikiyler, ortaya bir kabak koyiyler. 21 avanak peşinde koşiyler. 2 direğin arasına girince gool diye bağıriyler, bir de utanmadan kısa don giyiyler." 

McGayver

McGyver markete gitmiş. Kasiyer kıza yaklaşıp:
- "İyi günler, ben 6 metre dikenli tel, bir tane demir makası, bolca zımpara kağıdı, bir de elektrikli testere istiyorum" demiş. Kasiyer kız şaşırmış:
- "İyi ama onları burada bulamazsınız ki, burası küçücük bir market, burada sebze meyve gibi şeyler vardır sadece." demiş. McGyver 1-2 dakika düşünmüş, sonra kasiyer kıza dönmüş:
- "Tamam, onlar da olur" demiş.

Namık kemak

Nam-ı Kemal bir birliğin komutanıymış. Bir gün askerleri toplayıp tatbikata gitmişler. Gökyüzündeki savaş uçaklarını fark eden nam-ı kemal:
- "Askerler şimdi herkes pantolonunu çıkartıp yere kapansın ve kıçlarınızı havaya dikin, düşmanlar yukarıdan baktığında bizi kabak tarlası zannetsinler" demiş. Neyse askerler bunu uygulamışlar ve yukarıya kalkan nam-ı kemal bir de bakar ki askerlerinden biri sırt üstü yatmış, Nam-ı Kemal bağırmış:
- "Oğlum bu ne?"
- "Ya komutanım herkes yere domalmışken kalkıp şöyle bir baktım ki hakikaten kabak tarlası gibi gözüküyordu. Ben de bir de hıyar olsun istedim."

Trafik Cezası

Temel trafik polisi olmuş, gelene geçene ceza yazıyordu. Kasaba halkı Temel'den illallah etmişler ve şikayette bulunmuşlardı. Bunun üzerine Temel'i amiri ıssız bir köy yolunda görevlendirmişti. Ne gelen var ne giden var, Temel sıkıntıdan akşamı zor etmişti. Tam görev yerini terk edecekken bisikleti ile gelmekte olan bir papaz gördü, durdurup yanına yaklaştı:
- "Papaz efendi bu karanlıkta tek başınıza gitmekten korkmuyor musunuz?"
- "Niye korkayım evladım, ben yalnız değilim ki. Sağımda İsa, solumda Meryem Ana var korkulur mu hiç?" deyince Temel hemen ceza makbuzunu çıkardı ve:
- "Papaz efendi size üç kişi ile bisiklete binmekten ceza yazıyorum."

Mezar

Rahmetli Temel'in mezar taşında şunlar yazıyormuş:
 - "Of ili Camdan Sarkma Şampiyonu."

Seni Kuş Sandım

Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden:
- "Allah Allah kuşa bak yav" demiş. Tabi bu arada papağan da Temel'in kendisine baktığını görüp:
- "Ne bakıyorsun hemşerim" demiş. Temel biraz şaşkınlık biraz da saflıkla:
- "Afedersun hemşerum. Ben seni kuş sandiydum."

AZI

Satış müdürü, iş isteyen satıcı adayına sorar:
- "Askeri tatbikat gazisi misiniz?"
- "Evet, efendim."
- "Geçmiş olsun. Nerenizden?"
- "Bir şarapnel parçası erkeklik organımı parçaladı." Satış müdürü, anlayışla başını sallayarak:
- "Bu kadar yeter, işe alındınız. Burada mesai saat dokuzda başlar. Siz ise saat onda işbaşı yapabilirsiniz."
Kendisinine ayrıcalık tanınmasından rahatsız olan satıcı adayı, sıkılarak sorar:
- "Neden ben de diğer satıcı arkadaşlar gibi, saat dokuzda işe başlamıyorum?"
Satış müdürü sakin bir şekilde cevap verir:
- "Bunu hiç kafana takma, saat dokuzda burada olan diğer satıcılar, saat ona kadar olan zamanlarını senin kaybettiğin organı karıştırmakla geçiriyorlar."

Fil Yakalama

Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir "istihbarat yarışması" düzenlenmiş. Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan onar kişilik ekipleri Kongo'nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler. Ormanın girişinde görevlerini açıklanmış: - "Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır..." Önce KGB liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler. Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile gelmişler. En sonunda bizim MİT gitmiş, 5 dakika sonra bir fille dönmüşler. Yarışmayı düzenleyenler "Bu da nedir?.." diye sorunca fil atlamış: "Abi valla ben zürafayım..."

Azgın Köpek

Savaşta komutan Temeli yanına çağırır:
- "Oğlum bak, şu karşıdaki köprüyü görüyor musun? şimdi oraya gizlice gidip düşman var mı?  tanklarımız arabalarımız piyadelerimiz, köprüden geçebilir mi? diye bir keşif yapıp gel." diye emreder. Temel sürüne sürüne gider ve bir kaç saat sonra geriye döner. Komutan sorar:
- "Ne oldu oğlum düşman var mı?"
- "Yok komutanım"
- "Tanklarımız geçer mi oğlum?"
- "Geçer komutanım"
- "Arabalarımız geçer mi oğlum?"
- "Geçer komutanım"
- "Peki piyadelerimiz geçebilir mi oğlum?"
- "Geçemez komutanım"
- "Niye geçemez ki oğlum?"
- "Köprünün ayağına kocaman azgın bir çoban köpeği bağlamışlar komutanım."

Askere Arkadaşından Mektup

+++++++++++++++++++++++ Sevgili Hakkuş, mektubunu aldım. Mektubunun gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarım o denli üzücüydü. Demek askere gittiğinden beri çavuşun size, özellikle de sana yapmadığı kalmamış. "Suçum olsa yanmam" diyorsun. Sana inanıyorum dostum. Olur olmaz seni dövdüğüne göre, yazdığın gibi o herif asker ocağına yakışmayan sadistin teki. Sen sivilken ağzına kötü söz almazdın. Adamın beşiğinden mezarına kadar nesi varsa sövdüğüne göre gerçekten çok sinirlenmişsin. Ama haklısın. Ben de olsam ondan nefret ederdim. Oysa hepiniz aynı vatanın evladısınız. Neden ayrım yapıp en ağır işleri sana yaptırıyor ki? Senin gibi aklı başında, sorumluluklarının bilincinde olan insana böyle davranmak için çok adi birisi olmalı. Zaten "adinin teki" demişsin. Neyse hakkuş, vatan borcu bu.  Herşeye, insanlıktan uzak olan çavuşuna bile katlanıp vazifeni yerine getirmelisin. Sen yine elinden geldiğince iyi asker olmaya çalış. Beni de mektupsuz bırakma. Mektupları dışardan yollamakla iyi ediyorsun. Çavuş iti okursa bir de mektuplar için dayak yersin sonra. Özlemle gözlerinden öperim.
Dostun Recai

+++++++++++++++++++++++ Ulan Recai iti, ben sana ne zaman mektup yazdım da o Allah'ın belası mektubu gönderdin? Mektuplarımızın okunduğunu bildiğin için bu adiliği yaptın di mi köpek? Senin yüzünden gül gibi çavuşumun bana yapmadığı kalmadı. Tonla dayak. Bir hafta da hapis cezası yedim, Çavuş beni bölüğün önüne çıkarıp:
- "Karşınızda ordumuzun en şerefsiz askeri duruyor" dedi. Ne dediysem, senin nasıl adi bir yaratık, mektubunun da o eşşek şakalarından biri olduğuna inandıramadım. Bir daha mektup falan yazma. Zaten, ilk izne gelişimde ellerini un ufak edeceğim. Birkaç yıl eline kalem alamayacaksın. En kısa zamanda başına bir kaza gelmesini, sürüm sürüm sürünmeni dilerim.
Hakkuş

+++++++++++++++++++++++ Merhaba Hakkuş, yanında olamadığım, sorunlarını ve acılarını paylaşamadığım için kahroluyorum. Mektuplarını okudukça içim kan ağlıyor. Manyak çavuş iyice azdı ha. Vay sadist vay. Bir de adam bilip çavuş yapmışlar. Böylelerinin eline hiç yetki vermemeli. Sonra ne oldum delisi oluyorlar. "Sivil olsam yapacağımı bilirdim" diyorsun. Ama haklısın Hakkuş. Sinirlerine hâkim ol. Askerlikte üste saygısızlık olmaz. Adama askerliği bitirtmezler vallahi. Uyma o hayvana dostum. Zor ama sayılı günler gelir geçer. Buralar bildiğin gibi eksikliğini hep hissediyoruz. En güzel günler seninle olsun.
Kardeşin Recai

+++++++++++++++++++++++ Recai denen hayvan, Lan sana hayvan demek iltifat, hayvanlara hakaret olur, oğlum sen çıldırdın mı? Çavuş fıttırdı. Adamın bir ağzıma yapmadığı kaldı. "Yazmadım komutanım." diyorum, yemin billah ediyorum, dinlediği yok. Ah ulan eşşoğlu eşşek yaktın beni. Askerliğim şimdiden bir ay uzadı. Her gece tuttuğum 8–5 nöbetleri, günde yalnız başıma tam teçhizat 20km koşu, iki çuval ıspanak ayıklamak imanımı gevretiyor. Yeter artık Recai! Şakanın çıkacak suyu muyu kalmadı. Bu gidişle biraz zor ya, izne gelirsem kendine kaçacak delik ara. Tüm kemiklerini kıracağım. Allah belanı versin.
Hakkuş

+++++++++++++++++++++++ Hakkuş'cuğum, Yooo, yazdıklarına inanamıyorum. Bu kadarı da olmaz ama. O şerefsiz çavuşun sana yaptıklarını insan yapmaz. Nedir bu eşşoğlu eşşeğin sana çektirdiği? Yani afedersin ama insan sokaktaki uyuz ite bile daha iyi daha merhametli davranır. Bak Hakkuş, sakın benden gerçekleri saklama, yoksa görevden mi kaytarıyorsun? Eninde sonunda ikiniz de bu vatanın evladısınız. Böyle yapması için ya kafadan sakat ya da soysuz olmalı, ne diyeyim Hakkuş, sabredeceksin. Allah sevdiği kuluna çektirirmiş. Seni de seviyor olmalı ki çavuş gibi bir namussuzu başına bela diye salmış.
Can dostun Recai

+++++++++++++++++++++++ Recai soysuzu stop, sayende askerliğim bitmeyecek stop, firar ettim stop, seni parçalamaya geliyorum stop.
Hakkuş

Ceset

Sibirya'nın köylerinden birinde, cenaze, mezarlığa doğru götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar:
- "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?" diye endişeye kapılarak cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset hastaneye kaldırılmış. Operasyon altı saat sürmüş.
Ameliyattan çıkan doktor alnından akan terleri silmiş ve:
- "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş.

Bu Burunla Yazık

Temel satılık papağanları inceliyormuş. En pahalı papağanın önünde durmuş:
- "Abi bunlar nece konuşuyor?"
- "İngilizce, Fransızca, Almanca"
- "Kaç paradır?"
- "On milyon"
- "Lazca biliyor mu?"
- "Bilmiyor." Temel papağanın burnunu okşamış:
- "Bu burunla yazık!"

Çingene

Şoparın biri altılıdan büyük ikramiyeyi tutturur eve gelir ve olayı karısına anlatır:
- "Abe nebayat kocan altılıyı tutturdu be zengin artıkın"
- "Deme be biz şindi zengin olduk ya ne istesem alacan deel mi?"
- "Yapasın güzel muamele alayım her bişeycikler be." Tabi kadın erkeğinin dileğini yerine getirir kocası da ona ne isterse alır. Karı doğru kardeşine koşar ve olayı anlatır. Baldız çaktırmadan eniştesinin yanına gelir:
- "Abe enişte be duyduk ki zengin olmuşsun alasın bana da incik boncuk"
- "Alayım baldız be sen bi saxso yap memnun olayım" der. Baldız adamın fermuarı indirip sokulunca kokudan bayılacak gibi irkilir:
- "Enişte bok kokar bu be"
- "Normaldir be baldız, az önce kayınçoya çizme aldık be ya"

Eğer Bilirsen

Temel'in bir çiftliği vardır. Çiftlikte sadece 2 tane koyunu vardır. Can sıkıntısından yoldan geçen Dursun'u durdurur ve konuşmaya başlarlar. Temel:
- "Ula Dursun sana bir soru soracağım. Eğer kaç tane koyunum olduğunu bilirsen, ikisi de senin olsun."

İçinde Ben de Vardım

Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş arkadaşı demiş ki : -Ya hocam dün sizin evden bir ses çıktı. Bu neydi?. Hoca ise : -Hiç sadece hanımla biraz tartıştık kavuğum merdivenlerden yuvarlandı, demis. Arkadaşı : -Yahu hocam hiç kavuktan bu kadar ses çıkar mı?, demiş. Hoca : -Ya anlasana içinde bende vardım, demiş.

Karavana

Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar:
- "Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?"
- "Evet."
- "Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?"
- "Otlanmayacağım."
- "Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?"
- "Yıkattırmayacağım." Herkesten gerekli yanıtı alınca Mehmet:
- "İyi, bundan sonra ben de karavanaların içine işemeyeceğim."